Kraliçe

– Anne, bak ama ne olur panik yapma, tamam mı? Yani, yeni yıldan sonra biraz maddi sıkıntımız olabilir. Ama aç kalacak halimiz yok merak etme.

– Kızım susma öyle, biliyorsun uzun girişlerden hoşlanmam.

– Biliyorum annecim. Kısacası, işimden ayrıldım anne. Nokta.

– Nasıl ya? Kendin mi çıktın yoksa işten mi attılar?

– Kendim çıktım. Ben kendi kararlarımı hep kendim veririm ya, bilirsin.

– Tıpkı baban. Şimdi hayatta olsaydı, kim bilir ne derdi.

– Anne bak bak, şu pencerenin karşısındaki dala tünemiş ne kadar güzel karatavuklar var Babam da derdi ki, Kişiye değer katan bulunduğu yer değildir.

– Seninle gurur duyardım kızım ya Konumun, maaşın, kültür müdürüsün, herkes seni biliyor televizyonlarda çıkıyordun. Herkes sana saygı, hürmet, adeta kraliçe misin derdi. Güzelsin, zarifsin, tarzın da var.

– Anne ya, hemen gözlerin dolmuş. Güzelliğim bende kaldı merak etme.

– Anlat bari ne oldu da bu kadar ani karar verdin? Pencereyi kapa, rüzgar çekersin, gel yanıma otur bakayım.

– Anneciğim, bizim müdürlerle dünya görüşlerimiz çok farklı. Onlar için tek önemli şey işin raporlanması, insanların adı sadece nutuklarda geçiyor. Ben öyle istemiyorum. Hani mahkemede diyorlar ya karakterlerimiz uymadı, tam o hesap.

– Her işte yöneticiler rapor, tablo ister. Peki, bundan sonra kendi hazırladığın etkinliklerde de olmayacak mısın?

– Olacağım tabi anne. Ekiple hep beraber hazırlandık. Artık izleyici olacağım, kafam rahat. Enteresan aslında.

– Vay arkadaş, düşün: koca kültür müdürü, şimdi yılbaşı ağacının dibinde seyirci. Beni de götür doyasıya eski zaman hatırına.

– Anne, ben sanıyordum ki artık çocuklar için yapılan yılbaşı partilerinden bıktın: her grubun ayrı partisi, çalışanların çocukları için ayrı, kendileri için ayrı, şube için yine ayrı yeni yıl kutlamaları

– Bir de koruyucu olduğumuz çocuk evini unuttun. Evet kızım, bizim de etkinliğe katılan çocuk sayısı diye bir göstergemiz var. Yalnız dikkat et bak, kızım kültürel etkinlik! Ama senin o ailelere kendi ellerinle hazırladığın yeni yıl ağacını görmek isterim vallahi. Düşünsene, ailelere yeni yıl kutlaması organize etmişsin ama kendi ailenden eser yok, şimdi bir de işsizsin. Eylül! Kırkına dayanıyorsun! Hâlâ o Musa’na yanıyorsun. O biricik Musa! Hep Viyanaya, opera çalmaya gidecekti, hâlâ bu şehirden çıkmadı. Sözde efsane saksafoncu!

– Anne, saksaFONCU, bak. Adolphe Sax diye bir Belçikalı usta, iki yüzyıl önce bu müthiş üflemeli enstrümanı üretmiş.

– Kızım, ben müzik öğretmeniyim. Bunu bana mı hatırlatıyorsun? Neyse O senin saksafoncuna hâlâ kızgınım; sana yıllar geçti unutturamadı, kimseye kalbini açamadın. Yaşlanıyorsun Eylül, kraliçem benim. (Gözyaşlarını siliyor.) Tahtsız bir kraliçe oldun şimdi! Bekar, yaşlanan bir kraliçe! Şimdi baban olsa ne derdi?

– Derdi ki, Kadın şarap gibidir, yıllandıkça güzelleşir. Ne olur ağlama anne. Her şey güzel olacak.

– Babam kadınları severdi.

– Ama en çok seni severdi, anne son ana kadar elini bırakmamıştı, hep elini okşamıştı hatırlıyor musun?

– Hatırlamaz mıyım, kızım. Az mı kızarım kendime ona sevgimi hep varsayılmış bir şey gibi sandım, söylemedim yeterince.

– O, sevgini hep hissetti annem. Ona şarkı söylediğinde sana bakmaya doyamazdı.

Annemi tutamadım, hafifçe mırıldandı:

Kar yağar, kar yağar,
Her yer sanki bekler bir şeyler,
O kar altında, o sessizlikte
Bir şeyler demek isterim sana.
En değerlim, gözümün nuru

– Bu şarkı bende her defasında içimi yakıyor biliyor musun, hep doğum günümde, Nisan sonunda kar yağsın diye hayal ederim, biri de bana böyle şarkı söylesin

– Kızım, işin ne olacak peki?! O kadar potansiyelin var! Ne yapacaksın şimdi?

– Anne, otobüste biletçi olurum.

– Kızım, şaka gibi konuşuyorsun! İstersen 36daki Nuranla konuşayım, her yere bağlantısı var: belediyede, vergi dairesinde, adliyede, zabıtada

– Vallahi çok ciddiyim anne. Karar verdim, otobüste biletçi olarak çalışacağım. Sen otobüse biner misin?

– Sık sık binmem ama bindiğim oldu tabii.

– Ee peki, biletçileri beğeniyor musun?

– Yok be yavrum, ne beğenmesi? Ne bir halleri var ne bir kültürleri! Kat kat hırka, yün çoraba terlik, sonra da bağırıyorlar: Arkaya doğru ilerleyelim! Ücretleri uzatalım! Aynı terane! Hiçbir ruh yok işlerinde.

– Aynı tam o tonlamayla söyledin, çok komik oldun! Ücretleri uzatalım! Anne, babamın bir gün eve sarhoş geldiğini hatırlar mısın, yeni daire teslimini kutlamışlar. Pek içki alışkanlığı yoktu ama o gün eğlenmişler, yanımıza getirdiler. O gün sana da ne kadar tatlı biri olduğunu söylemiştin. Otobüsle ilgili bir fıkra anlatmıştı hatta.

– Aa, hatırlayamadım valla, neydi kızım o fıkra?

– Otobüse sarhoş biri biner, arkada zor bela dengede duruyor. Biletçi geliyor, Beyefendi ücreti? der. Adam elini kadeh gibi kaldırıp, Al sana ücret! der.

– Ay Eylül, şimdi babanı bir doyasıya şenlendireyim isterdim yeniden, yeter ki yanında olsun!

– Anne, o hep bizimle! Bak, derdi ki: Kızlar, her şey kafanızda bitiyor. Kafanızdaki plağı değiştirin, hayat size ağıt değil neşeli bir türkü söylesin!

– Ee, sen de hep Musada neden o plak hiç değişmedi? Adam yıllardır aynı. Sırf kraliçesin diye kendini değersiz hissetti, tıpkı şu Yılan Hikayesindeki Gökhan gibi. Orada sonunda herkes mutlu oldu ama Neyse, kızım! Hadi şimdi ciddi, nerede çalışacaksın?

– Otobüste biletçilik yapacağım anne. Hemen yılbaşı sonrası başlıyorum.

– Yani Eylül, bu kadarı da fazla! Bize ailede hep biraz delilik vardır, malum, ama bu kadarı delilik değil! Yıllarca ekranda olmuşsun, herkes seni tanıyor, koskoca kültür müdürü, şimdi biletçi mi olacaksın! Vah babam görse ne derdi acaba?!

– Annecim, tam da babamın vasiyetine uyuyorum aslında. 18 yaşımda bana yazdığı karttaki cümleleri hiç unutmam: Hiç kimse senin yerine karar veremez. Hayatının sorumluluğunu eline almalısın. Yoksa hayat kapını çalar, ama sen hiç evde olmazsın.

– Biletçi olunca hayat seni kapıda mı yakalayacak şimdi?

– O işte kendiyle yüzleşmek anne! Kraliçe dediler bana, ayakların yere basmıyor dediler, toplumdan uzak gibisin, halktan koptun dediler. Unuttular, şoförüm ayağını kırınca ben iki hafta hep dolmuş ve otobüsle gittim yılbaşından önce. Halkı gördüm, merak etme!

– Kültür müdürlüğünden biletçiliğe Vay arkadaş

– Artık ben, otobüs şoförüyle yolcuları da kültüre boğarım anne, merak etme.

Annem pes edip koltuğa yayıldı, şakaklarını ovuyor.

– Allahım Eylül Az önce seninle ilgili yılbaşı bomba attın Beynim zonkluyor resmen!

– Annecim, bir bilim insanı da der ki: Hayat bazen bizi yere sermese gökyüzüne bakmayı akıl edemezdik. Bak dışarısı ne güzel, çocuklar kuşlara yem asmış, kar taneleri dans ediyor.

Eylül şarkıyı mırıldandı: Kar yağıyor, kar yağıyor, sanki her şey bir mucize bekliyor

– Kafamızdan deli Eylül! Senin maaş biletçi maaşının beş katıydı Şimdi ikinci kattaki emekli komutan Halit Beyin sponsorluk teklifini kabul etmekten başka çare bırakmıyorsun bana.

– Kötü biri mi Halit Bey? İyi bir adam, dul, ciddi, eli bol. Biliyorum babamın yerini kimse tutmaz, anne. Ama on yıl oldu Artık kalbini hatırla.

– Zeynep! Şimdi mevzu ben değilim. Sen biletçilikte çok sıkılırsın, hiç sana göre değil! Ama baban için bu kız isterse süpürgeci olsun, bir yolunu bulur derdi. Ay bence tazminatını al da kendine bir hafta Dubai yap, kafanı dinle.

– Anne, en iyisi paramızla Antalyaya beraber kaçalım?

Eylülün telefonu çaldı, annesi gözünü dört açtı Kız usulca cevapladı: Tamam, 4 Ocak başlayacağım. Evraklarımı teslim ettim. Sağ olun.

– Anne, Dubai de Antalya da yalan oldu!

*******

7 numaralı otobüs tüm şehri turladı, doğu yakasında ilk seferi bitirdi. Şehrin en popüler hattı, her daim kalabalık. Son durak.

– Osman Amca! Sizin mikrofonu kullanabilir miyim? Hani neredeyse rehber gibi konuşacağım.

– Yine ne uyduruyorsun kızım? Otobüsü süsledin yetmedi, afişleri yeniledin, yolculara günün lafı astın! Bugün ne yazdın oraya?

– Yolunu kendin seçmek güzel bir şeydir!

– Vay be Eylül Hanım. Şoförlükte torunum oldunuz. Değişik bir biletçi geldi başımıza!

– Osman Amca, sizler adeta şehrin Aristosusunuz! O kadar derin espriler çıkarıyorsunuz ki.

Eylül, mikrofonla iki şoförün aforizmalarını okudu:

– Telefonla konuşacaksan ya sessizce konuş ya da ilginç bir şey anlat! 1 Numaralı Hat Şoförü Osman Kaya

– Bir nine yaklaştıysa, yer vermediysen ben vereceğim! 1 Numaralı Hat Şoförü Yusuf Savran

Felsefe dersi verdiniz resmen dedi Eylül.

– Biz de seni konuşuyoruz! Hani Her şey kafada! Plak değişsin hayat cıvıl cıvıl olsun

– O benim değil, babamın sözüdür Osman Amca.

– Nur içinde yatsın, öldü yani?

– Aynen. Emektar inşaatçıydı. Bir şantiyede kaza. Son anı annemle geçti hastanede.

– Allah rahmet eylesin. Annen yaşıyor mu?

– Yaşıyor, kreşte müzik öğretmeni. Osman Amca bak, salonda müzik çalmak istiyorum. Mikrofonla bir iki kelam ederim, ardından güzel müzik açarız. Nasılsınız?

– Bilmem ki, millet farklıdır. Kimi ses ister, kimisi sinir olur

– Resmen inceledim Osman Amca, yönetmelikte otobüslerde müzik çalmak yasak değil. Ayrıca yorucu değil, tam tadında, insanların modunu yükseltecek bir şey bulurum. Hem Aritsto da müzikle insan ruhunun ayarı değişir dermiş! Ben iyi bir müzik listesi, zaman zaman mikrofondan yolculuk önerileri Şimdi başlayalım ister misin?

Otobüs hareket etti, yolcular yavaşça doldu. Eylül mikrofonla tatlı tatlı başladı: Değerli yolcularımız, şu an şehrimizin en uzun ve işlek otobüs hattında ilerliyoruz. Başlangıç durağımız Çamlık Mahallesi çok hoş, şehir dışından gelenler bile bu hattı tercih ediyor. 15 durak sonra tam merkezde Gül Sokağı var. Kışın karın aydınlığı, yeni yıl ışıkları ile cıvıl cıvıl oluyor. Şehri gezmek, konserleri ve tiyatrodaki masalları izlemek isteyenlere de hatırlatıyorum: tiyatro için Çocuk Tiyatrosu durağında inin, aileler için eski yılbaşı kutlaması Cumhuriyet Parkında. Ziyarete gelen misafirlerimiz ahşap mimarisiyle ünlü Köy Mahallesinde müze gezebilir. Hepinize keyifli yolculuklar, mutlu seneler dileriz.

Genç bir yolcu sataştı: Valla, Dünya Sinemasında ne oynuyor söylesenize? Eylül bir saniye bile düşünmeden hızlıca yanıtladı: Bizim hat oradan geçmiyor, merkezde aktarma yapıp 9 numaraya bineceksin. Orada bugün komedi var ve Yeni Yıl Hikayesi gösterimi. Bence, aynı güzergâhta Yıldız Sinemasını tercih et, üç farklı film var.

Osman Amca Eşimle parktaki aile eğlencesine geleceğiz. Sahiden sıcak boza ile çekiliş varmış? dedi. Eylül gülümsedi, Evet, dedi. Osman Amca, Bence bununla kalmazsın sen Eylül Hanım, daha neler neler yaparsın! Eylül ise, İstiyorum ki bir gün minibüste gerçek müzisyenler canlı çalsın; yılbaşında halk müziği ekibi gelsin. Yıl dönümünde meşhur gitaristimiz Meteyi çağıracağım. Bir yandan da annesini aradı: Anne, aile kutlaması yok bana, iki vardiya çalışıyorum! Cumhuriyet Parkı’na Halit Bey ile git, hem o hem sen sevinirsiniz. Öptüm anneciğim, yola çıkıyoruz.

Kısa sürede yolcular kültürel anonsları kanıksadı, şehirde enteresan biletçinin ünü yayıldı.

***
Üç ay sonra, kulaktan kulağa yayılan bu hikâye, sonunda yönetime de ulaştı.

– Eylül Hanım, – dedi İşletme Müdürü Ayhan Bey sertçe. – Sizi görüşmeye boşuna çağırmadım. Sanki yanlış yere başvurmuş gibisiniz, yolcudan ücret toplamanız gerekiyor. Siz ne yapıyorsunuz! Şarkı, sohbet Şikayet yağacak üzerimize!

– Ayhan Bey, müsaadenizle bir teşekkür borcum var. Harika bir ekip kurmuşsunuz. Osman ve Yusuf Beyler gerçek birer usta, ödül hak ediyor! Ayrıca mini konser ve turistik anlatım da bence çok yaratıcı bir uygulama.

Ayhan Bey telaşlandı, terledi, su içti, kalktı oturdu tekrar. Dedi ki:

– Otobüs gelirlerinde azalma yok, hatta artış var. O iyi Fakat kimi ses/müzik istemez, siz sürekli canlı yayın yapıyorsunuz! Kural gereği yok böyle bir şey!

– Yasak da değil! Talimatnamede yolcunun konforunu sağlamak da var.

– Konfor iyidir, ama diğer biletçiler şikayetçi.

– Onlar beni tanımıyor ki! Sürekli çift vardiya çalışıyorum.

– O yüzden şikâyet ediyorlar: Biletçi, yerinden kalkmadan, yan gelip yatıyor, yolcuları çağırıyor, bilet satmıyor! Diyorlar. Hatta sultan gibi oturuyormuşsunuz önde!

Eylül içinden eski bir şarkıyı mırıldandı: Daha fazla gecikmeden, durakta durmalı, biletçi bas frene bas Müdüre güldü, ama susmadı.

– Ayhan Bey, talimatlara göre, biletçi yolcudan para istemek ya da bilet kontrolü yapmak zorunda değil. Bilet isteyen olursa verir, gerisi yolcunun işi. Sultanmışım! Biliyor musunuz, kuralı koydum: Ön kapıdan binmek zorunlu, ben tam oradayım zaten. Az yolcuya olduğunda ücretini hemen veriyorlar. Kalabalıksa elden kartsız ödemesini gönderiyorlar, ben de mikrofonla kartınızı güvenli yollayın, gözüm üstünde, bu otobüste kamera var! diyorum.

– Kamera mı var ya, valla mı? Yalan atıyorsun yani Sultan!

– Uyduruyorum, Ayhan Bey! Ama bakın, herkes gönül rahat, şikayet eden yok. Kamera zaten her yerde olacak bir gün.

Müdür sakinledi:

– Ebru Hanım, hakikaten hiç dolaşmaz mısınız?

– Yeri gelir yaşlıya, çocuğa veya ağlayan bebeğe yardım ederim. Salonda ilerlemem gerekmiyor çünkü insanlar zaten bana geliyorlar. Hatta parayı ödemeyen biri bile kim bu sultan diyip yanıma gelip, sonunda parasını bırakıveriyor. Size bir şey sorayım: Şehri seviyor musunuz, burada uzun zamandır mı yaşıyorsunuz? Hakkınızda sosyal medyada bilgi yok.

– Yeni yeni geldim. Eşimden ayrıldım, doğduğum, okuduğum şehre döndüm. Çok değişmiş Tanıyamadım!

– Her şey değişiyor. İnsanlar bunu bazen göremiyor bile. Ben rehber değilim, yol göstericiyim. Size de bir önerim var: Şehir tiyatrosunda Boşanmak Erkek İşi var bu akşam, izleyin, kahkaha atın.

– Eylül Hanım, toplantım var, daha fazla konuşamam. Ama beni bir gün tiyatroya davet ederseniz, asla hayır demem!

********

Biletçi Kraliçe projesi hem Şubatta, hem Martta devam etti. 8 Martta ödülünü Ayhan Beyden aldı; o da ona iki kişilik tiyatro bileti verdi ama kendi hiç gidip dinlenemedi. Bütün kurum duydu Eylül ve projesini Takipçisi çıkmadı. Diğer biletçi ablalar Biletçi Kraliçe kafayı yemiş, bu maaşa kafa mı yorulur! diye dalga geçtiler. Kesin arkanda zengin bir sevgili var dediler. Kimse bilmezdi; Eylül ve annesine bakan tek sponsor, ikinci kattaki emekli albay Halit Beydi.

********

28 Nisan Cumartesi Eylülün doğum günü. Annesi özellikle izin almasını söyledi, Eylül ise rutinini bozmadı, yine en sevdiği otobüs hattında çalışmaya çıktı. Sabaha karşı yaya yürüdü. Aklından geçen statülü, bol maaşlı hayattan kopalı beri kafasında çalan melodileri seviyordu. Tam o sırada, Nisan sonunda bembeyaz lapa lapa kar taneleri yağmaya başladı. Çocukluğundan beri bunu hayal etmişti. Otobüs şoförleri sürpriz yapmış, aracı kağıttan kar taneleriyle süslemişti. Yusuf abi ona kutu çikolata ve yeni bir mikrofon verdi: Kraliçemizin her şeyi güzel olur! O da onlara Türkiyem kitabı ve bitkisel şurup hediye etti.

O gün yolcular azdı. Şehir merkezine girince, ön kapıdan biri bindi. Eylülün tüyleri diken diken oldu, kalbi güm güm attı. Bu Musaydı; yıllar sonra gördüğü, hâlâ tek biricik adamı. Saz kutusu elinde, para uzatamadı. Eylül, sanki içinin bütün dengeleri bozuldu, mikrofonu unuttu, bütün otobüse bağırdı: Ücretleri uzatalım! Kameramız var! Ortaya ilerleyelim! Hemen yerinden fırladı, arka kapıya ilerlerken… O sırada, Musa saksafonunu çıkardı, ve canlı canlı Kar yağıyor, kar yağıyor melodisini otobüse ve Eylül’ün dünyasına yaydıün gözlerinin içine doğru çaldı. Eylül, sanki tüm otobüs susmuştu; yolcular şaşkın, Osman Amca gülerek aynadan bakıyordu. Kar taneleri camlarda usulca erirken, Musanın notaları Eylülün yüreğinde bir sıcaklık gibi gezindi.

Eylül, gözyaşlarını tutamayarak Musanın yanına yürüdü; mikrofonu eline aldı, utangaç bir gülümsemeyle kendi çocukluğundan bildiği melodiyi mırıldandı:

Kar yağar, kar yağar
Her yer sanki bekler bir mucize
O kar altında, o sessizlikte
Bir dilek fısıldarım sana…

Musa, melodiyi usulca tamamladı. O an, otobüsün içinde alkışlar yükseldi. Yolcular birbirine bakıp gülümsedi, gençler dışarıdaki beyaz örtüye el salladı. Eylül, mikrofonu Osman Amcaya bırakıp Musaya sarıldı. Şehrin eski yollarında, karın sessizliğinde umut ve taze mutlulukla birbirlerine yaslandılar.

Otobüs yavaşça durdu; Eylül, Musanın elini sımsıkı tuttu. Dışarıdaki çocuklar Biletçi Kraliçe! İyi ki doğdun! diye bağırdı, annesi durakta onları karşıladı, elinde minik bir pasta ve kısık sesiyle doğum günü şarkısı söyledi. Halit Bey, göz kırptı uzaktan, Yine bir mucizeye tanık olduk! dedi.

O gün otobüs, şehirde ilk kez durakta uzun süre bekledi. İnsanlar inip baktı: eski bir kültür müdürü, bir saksafoncu, bir müzik öğretmenihepsinin gözlerinde yılların özlemi, karla parlayan bir sevinç vardı.

Eylül anladı ki bazen, insanın layık olduğu krallık, alkışlardan ya da mevkiden geçmiyordu. Hayat, bir otobüste, kar tanesinde, ya da eski bir şarkının melodisinde tüm ihtişamıyla insana dokunuyordu.

Ve o günden sonra, şehirde herkes Biletçi Kraliçenin otobüsüne binmek için acele ettikim bilir, belki bir gün, kar yağan bir seferde, kendi mucizesiyle yolculuğu yeniden başlatabilirdi.

Rate article
Lifequest
Kraliçe