Sınav Günü: Başarıya Giden Zorlu Yol

— Kişisel Günlük Girişi —

Artık dayanamıyorum! Yeter! Eğer beynimi daha fazla kurcalamaya devam edersen, hiçbir sınava girmeyeceğim! Hiç gitmeyeceğim! Ne yapacaksın o zaman, anne?! Ha?! sırt çantamı antre köşesine fırlattım, şapkamı da başımdan sinirle çıkardım.

Annem cevap vermedi. Başını iki yana sallayıp sessizce mutfağa geçti.

Montumu çıkardım, ilkin çantanın yanına atmaya niyetlendim ama vazgeçtim. Dolabı açıp, askıya düzgünce astım. Derin bir iç geçirdim.

Of, yine aynı mesele… Yine gereksiz bir tartışma!

Neden annem sürekli üzerime gelip soru soruyor, akıl vermeden edemiyor? Ben çocuk muyum? Aklım mı yok sanki?

Tabii, biraz abartıyorum. Her yarım saatte bir tekrar edip durmuyor aslında. Bugün, bu sene üçüncü kez yeni Türkçe ve Edebiyat özel dersime gideceğimi hatırlatıp sordu sadece. Ama işte, kontrol etmeye devam ettiğini hissetmek öyle canımı sıkıyor ki, çok basit şeylerde bile parlayıveriyorum artık.

Ellerimi yıkadım, lavabonun üzerindeki aynada kendime baktım.

Şu halime bak! Sivilceler, babamın o meşhur koca burnu, annemin asi kıvırcık kızıl saçları. Kaç defa anneme saçımı boyatmak istediğimi söyledim, asla izin vermiyor! Güzellik zamanla gelir, bir gün bana teşekkür edeceksin!” deyip duruyor.

Sanki! Herkes normalken ben hemen fark ediliyorum… Bu ne biçim örgüler? Kim kaldı şu devirde saçını ören?!

İstemeden de olsa gülümsedim. Annemin, ben saçımı o eski okul makasıyla nerdeyse kökten kestiğimde ne kadar üzülmüştü, onu hatırladım. Yüzünü buruşturmuş, “Sinem, neden yaptın?” diye şaşkınlıkla sormuştu.

Niye mi? Çünkü bıktım! Herkes bana ne yapacağımı dikte ediyor! Ama bu benim hayatım, benim kurallarım! İstediğim gibi yaşarım!

Herkes “söz dinle” diyor. Neden? Onların eski kafalı hayatları bana uymuyor ki! Benim hayatım onlardan çok farklı! Onlar zamanında internetsiz nasıl yaşadı, anlamıyorum! Hele ki, annem hiç anlamıyor; şimdi bilgi bir tık uzağımızda. Annem, İnternet insan yapmaz, insanlarla konuşmayı o öğretmez, deyip duruyor. Kendisini bir yetişkin olarak görmeme yardımcı olacak eğitimleri izlesin, keşke!

Elimdeki yeni çıkan sivilcenin kabuğunu yolarken, annemin görmemesine sevindim. Hep uyarıp hastaneye götürme tehdidi savurur. Annemin dediğine göre iz kalacakmış, olsun! Önemli olan içten güzel olmak. Bunu ona nasıl anlatacağım bilmiyorum.

“Anne” değil de “ebeveyn” kelimesi aklıma geldi, gülümsedim. Beni doğurmuş ama benim sahibim değil! Bana eşya gibi davranamaz!

Aynaya göz kırptım.

Ne oldu, anne? Sustum mu? Beni zorla kurslara göndermeseydin! Hukukçu olmamı teklif etmeseydin! Şimdi hukuk ve yasalar konusunda sizden daha çok biliyorum, hem de sizin gibi kötü bir boşanma davası ile değil.

Ne annemde hırs var, ne gurur! Babam genç bir kadın için gitti, evi de istediği gibi böldü. Annem ses bile etmedi. E, evet, babaannemin bıraktığı evi bana yazdılar. Ama zaten olması gereken oydu! Anneme sadece çocuk nafakası kaldı. Boşa geçmiş yılları için ne var? Ben her şeyi, her detayı biliyorum; eskiden babamın bana küçük ceylanım dediği zamanlar gibi değilim artık!

O yemek tabaklarını masaya koyarkenki o sessiz nefret Babamın hazırlanan yemeğe soğuk bir teşekkürle cevap verip, sabah gene yataktan kıyafet almaya gelişleri Annemin babamı görmemek için kurduğu alarm Dört gözle on dört yaşımı bitirmemi bekleyip, nihayet ben ayrılın artık dediğimde rahatlamam Bu nasıl hayat ya?

Büyükler çok tuhaf! Sadece senin için yaşıyoruz! lafları yalan! Herkes kendisi için yaşar, başkasını gerçekten düşünmez! Kimse bana aksini ispat edemez! Birbirlerine karşı bile çıkar için yanımda duruyorlar.

Şu an oturduğumuz ev için de böylesi bir pazarlık yaptılar. Aynı apartman, ancak farklı bir giriş ve daha küçük bir daire. Önceden üç artı birken şimdi iki artı bir. Tamam, güzel mobilyalı filan Annem, babamın suçluluğuna oynayarak bu evi aldı. Kızın güzel şartlarda yaşamalı! dediler. Babam da kabul etti. Benim odam büyük, eski çocuk odama göre harika, ama esas amaç kavgadan kaçmaktı. Sorun çıkmasın diye bana arabulucu muamelesi yaptılar resmen.

Raflardan bana doktorun verdiği kremi aldım. Evet, annem haklı olabilir, bu krem iyi geliyor; izleri hızlı geçiriyor. Bunu kabul etmek annemi haklı yapmaz. Bugün bana lazım ama.

Çünkü akşam Çünkü çatı

Çatı, birkaç ay önce hayatıma girdi. Okuldaki en popüler çocuk olan Mertten beklemediğim bir anda mesaj geldi: “Çıkalım mı?”

Önce biri bana şaka yapıyor sandım. Herkes Merte ilgimi biliyordu, dalga geçtiler ama iyi niyetliydiler. Ben çalışkan, yardımsever Sinem; ödevden kopya isteyenin yardımına koşan, yeri gelince dersi kurtaran

Sinem Yılmaz, daha geçen derste sordum! El kaldırmana ne gerek var?

Hocam, konu çok ilgimi çekti! Sizce II. Mahmud bir diktatör müydü? Onun yönetimi otoriter miydi?

Bunu da nereden çıkardın? Tarih öğretmeni Kurt Orhan denince titreşirdi, ama bana karşı hep meraklı yaklaşırdı. Sınıf derin bir nefes alır, bugün de sözlüden yırttık diye sevinirdi.

O yüzden mesajı gösterdiğimde en yakın düşmanım Melike burnunu kıvırdı:

Ee? Bu kadar yaygara neden?

Gerçekten Mertten mi geldi?

Kızım, git sor, ne çekiniyorsun? Ne eski devirdeyiz! Kızlar erkekleri buluşmaya davet ediyor. Mesajı o mu attı diye korkuyorsun!

Melikeye ne anlatabilirdim ki? O mesajı görünce hissettiklerim anlatılmazdı.

Buluşma yerine gittim. O günden sonra hayatım tamamen değişti.

O eski metruk apartmanın çatısı Riske rağmen gençlerin gözde yeri oldu. Ama ne zaman Mert elimi tutup Dikkat et, basamaklara bak! dese, içim titrer, adımlarımı sayardım.

On beş, on altı Devam et Sinem! Otuz iki, otuz üç Korkma, yanında o var.

O çatıda ilk kez bana kolunu doladı. Hiçbir şey söylemeden, gözümün önünde, tüm kızlara karşı; Bu kız benim sevgilim! der gibi.

O an diğer kızların bakışındaki kıskançlığı gördüm. Yıllardır Mertin etrafında dolaşıyordu onlar; ama Mert beni seçmişti.

Orada ilk defa öptü beni

O akşam grup sinemaya gidince biz yalnız kaldık. Ben de isterdim gitmeyi, ama Mertin fısıltısıyla, Birlikte sinemaya da gideriz, ama başka zaman, deyince, yanında kalmaktan başka bir şey istemedim.

Bambaşka bir akşamdı Gözümü kapatıp hatırladığımda, hâlâ o sesi duyarım:

– Sinem, senden hoşlanıyorum Çok İyi laf bulamam ama senin gibi birini hiç tanımadım İzin verir misin

Ve dudakları Sıcacık, bir o kadar yumuşak

O duygu selini yaşarken, kapıda annemin hafif tırmalayan sesi:

– Sinem, geç kalacaksın Yemeğin hazır

Yeniden patladım. Kaç kere daha!

Fırtına gibi banyodan çıktım. Suratım, internetten görüp de gülüp geçtiğim öfkeli kadın figürlerinden farksızdı.

– Ne istiyorsun benden?! Her şeyi biliyorum! Yeter artık! Babamı bunaltıp kovdun, şimdi de bana mı sardın? Ben de giderim bak, babamla yaşarım! Anladın mı?!

Daha cümlem bitmeden annem garip bir iç çekişle bana bir tokat attı.

– Git! Ama akşam gelince unutma, yarın Türkçeden deneme var. İyi uyu artık

Donup kaldım. Annem daha önce el kaldırmamıştı bana! Evet, biraz hak ettim. Ama annemin sessizliği bırakıp böyle davranması tuhaftı, beni sarstı.

Ama kolay kolay pes etmem. Çantamı, montumu, kulaklıklarımı aldım. Kapıyı öyle çarpasım geldi ki apartman titreyebilirdi, ama sinirimi tuttum. Histerik olduğumu sanmasın, dedim içimden.

Sokağa fırladım, saate baktım. Gidiş-geliş bir saat, bir saat ders Mertle ancak altıda görüşürüz. Ne güzel! Çatıda vakit geçiririz, annem de meraklanıp düşünür biraz. Ona iyi gelir. Babam zaten annemin aramalarına ilkinde cevap vermez, vakitim bol. Merte anlatabilirim her şeyi. Mertin ailesi gibi herkes özgürlüğün yolunu bulabilse Kendi banka kartı, en iyi kıyafetler, ama üstünde baskı yok. Annesi zamanım yok, diyor; babası ise, On altı yaş, yetişkin olma yaşı. Sınava hazırlanmayı da kendin öğren. Ne güzel insanlar var şu dünyada!

Keşke annem de öyle olsa

Babama, özel dersin evine yaklaşırken telefon geldi.

– Yine ne oldu? Annen bana taşınmak istediğini söyledi.

– Babacım ya, annenin her lafını niye ciddiye alıyorsun? Katya, senin sevgilin, yakında çocuk doğuracak. Ben ne yapayım? Bebeğinizle ilgilenecek vaktim yok; benim sorunlarım başımdan aşkın!

– Peki. Annenle kavga etme. Yoksa sana harçlık yok!

– Yaa, baba, işte bu netliğini seviyorum. Anlaşıldı!

– Aferin kızım! Anneni üzme.

Telefon kapanınca surat astım.

Bunlar böyle! Birbirleriyle kavga, ama benim işime gelince birleşiyorlar. Çok garip!

Yeni özel ders öğretmenini pek sevmedim. Söz oyunları üstüne söylediğim düşüncelere burun kıvırdı, elime kitap tutuşturdu, bölümleri oku, haftaya konuşacağız dedi. Başta alınsam da örnekler iyi geldi. Fazla akılsız görünmek istemem. Mert de zeki; ona yakışmalı! Youtubedeki tüm ilişkilerde zeki kadın videolarını izledim; her yerde aynı motto: Kendinle barışık ve akıllı ol! Annemin akıl zamanla olur, kızım, sözünü ilk defa doğru buluyorum sanırım. Annem üniversiteyi bıraktı, ben doğunca. Sonra açıköğretime geçti, kendi küçük organizasyon firmasını kurdu. Hayat yolunu kendi çizdi, iyi de yaptı. En azından dimdik.

İşinde bambaşka bir kadın; güçlü, atak. O iş kadını kimliğinde annem farklı biri. O yönünü görünce Ben de böyle olmak istiyorum, diyorum.

Ama annenin kontrolü Tiksindirici. Babam şimdi haklıymış, o konuda ona katılıyorum. Kafama göre takılmak isterdim ama annem bir şekilde her şeyimi izliyor. Babam gibi tehditlerle değil, ama yumuşak yumuşak:

– Sinem, nasılsın? Bugün programın ne? Acıktın mı?

Bu sevgi bazen o kadar sıkıcı ki bağırıp kaçmak isterdim.

Çok oldu, bunu da yaşadım. Bağırdım, tepindim, ama annem çocuk işte muamelesi yaptı.

Bugün tek isteğim, Mertin sıcaklığını hissedip her şeyi, özellikle annemi ve sınavı unutmak

Okulun önündeki kapıda, genelde Mertle buluştuğumuz yerde, yoktu. Bekledim biraz, sonra çatının yolunu tuttum. Telefonlarına bakmıyordu, bu hiç olmazdı. Endişelendim.

Merdivenlerden tırmanırken, adımlar eskiye göre daha zordu. Önceden el ele, neşe ile çıkardık. Şimdi her adımda içim titriyordu.

Çatıda, baharın henüz ılıklaştırmadığı bir rüzgar ve sessizlik karşıladı beni.

Kimseler yoktu

Çıkıp gitmeyi düşündüm. Cebimdeki telefonu ararken, çatının kenarında bir gölge kıpırdadı. Tanıdık bir figür

– Mert

En köşede, bacakları aşağı sarkmıştı. Omuzları düşmüş, başı eğilmiş Onu bu kadar kısa süredir tanımama rağmen, o an öyle derin bir acı hissettim ki; neler olduğunu sadece hissettim, gördüm.

Her an her şey olabilir korkusu, bana cesaret verdi. Çantamı sessizce yere bıraktım, çatının kenarına adım attım.

– Selam

Parapetin üstüne geçtim ama benim ayaklarım aşağı değildi, yükseklik korkum çocukluğumdan beri vardı. Ama ona yaklaşmak için kendimi aştım.

– Selam Başını bile kaldırmadı. Ben, buz gibi ellerini bulup tuttum.

– Donmuşsun

– Ha? Başını zorla kaldırdı, gözleri bomboştu Korkutucu ama aynı zamanda çekiciydi.

O an annemi anladım galiba. Tartışırken onu da içten içe korkutan bir dehşet vardı. Sevgiyi anlatmanın yollarını aramak istedim:

Söyle bana! Seni ne rahatsız ediyor? Aç kendini! Zararını istemiyorum!

Etkili oldu.

– Kötüyüm usulca söyledi, sonra elimi sıktı. Çok kötüyüm, Sinem

– Bir şey oldu.

Biliyordum, cevabını beklemeden söyledim, yine işe yaradı.

– Evet.

– Anlatmak ister misin? Biliyorum, belki yeterince yakın değiliz, ama belki paylaşırsın

Yüzüme öyle bir baktı ki, ürperdim.

– Yakın olmadığımızı mı düşünüyorsun?

– Hayır. Yanlış anladın. Sana çok yakınım, ama sen bana aynı hisle bakıyor musun, emin değilim.

– Sinem, neden böyle söylüyorsun? Benim senden başka kimsem yok!

Kalbim bir an durdu, çılgınca attı; sanki Mert duyacak sandım.

– Neden kimsen yok? Ailen?

O soruyu pat diye sordum, ama Mertin tepkisiyle yere indim.

Bir öfkeyle titredi, başını şiddetle salladı.

– Dikkat et!

– Evet! Sıkı tut beni! Onlar gibi it Onlar gibi yap!

– Kim?!

Annemle babam sandıklarım! Hiçbir şeyim değillermiş! Bugün annem bana gerçeği açıkladı; ben evlatlıkmışım! Anlıyor musun? Hep bir his vardı, ama bugün tescillendi! Yıllardır başkasının hayatını yaşadım! Başkasının yerine oturdum, Sinem! Anlıyor musun? Kendim olarak değil, başka biri gibi!

Bağırıyordu. Avucundaki elini bırakmaktan korktum; hareket ederse engel olamazdım. Az önce ne düşündüğümü açıkça söyledim; intiharı bir iki adım gerideydi.

Dışarıdan havalı, içeride başkasının yüzünü takan bir çocuktu Mert. Onun gülüşünün ardındaki gerçekleri yalnızca ben biliyordum. O parıltıya erişmek istedim, anneme öfkemden utanmaya başladım.

Hayatın haksızlığına dair söylenecek çok şey yoktu. O an anladım ki, büyümek uğruna verdiğim tüm mücadeleler aslında çok anlamsızmış. Büyümek, istemesen de yüklenmen gereken bir gerçeği taşıyabilmekti. Benim annem, onun eksikliğiyle kıyaslarsam, bana her şeye rağmen bir kök bırakmıştı.

– Mert, korkuyorum! Fark etmeden ağlıyordum. Mert de azıcık kendine geldi.

– Hey, ne oldu sana? Kolunu uzattı, sıkıca sarıldım.

– Gitme! Ne olursa olsun, vazgeçebileceğim şey değil bu. Seni asla bırakmam, Mert!

– Ben Mert değilim Boğuk, tuhaf bir sesle, başını kaldırdı. Adım başka aslında.

– Ne?

– Adım aslen Arda imiş. Soyadım da başkaymış.

– Ne fark eder ki! Papalık soyadı bile olsa, sen busun. Ben seni tanıyorum. İsmin ne olursa olsun!

– Ama başkaları için aynı olmayacak Sinem, ne yapacağım şimdi?

– Eve gidemiyor musun? Kovdular mı?

– Hayır. Annem sarıldı, kalmama dua etti. Babam Ona vurudum.

– Neden?

– Çıkmamı engelledi, kapıyı kilitlemeye kalktı. Bağırıyordu Hiçbir şey anlamadığımı söyledi.

– Emin misin? Tümüyle anladın mı gerçekten?

– Başka neyi anlayayım ki, Sinem?! Yine sesi gitgide yükseldi.

– Neden şimdi açıkladılar?

Bu soru havada kaldı. Mert, çatının köşesinde kıvrılıp sorumu düşündü.

– Bilmiyorum dedi sessiz bir şekilde. İçim rahatladı. Sesinde bir umut, bir soru peydahlanmıştı.

– Birlikte gidelim mi?

– Nereye?

– Ailene Beraber gidelim ve neden şimdi söylediklerini öğrenelim. Sonra buraya geri döneriz. İstersen de yine gelirsin, karışmam.

Mertin şaşkın bakışına dayanabildim. Sonra elini daha sıkı tuttum, çatının ucundan uzaklaştırmaya çalıştım.

– Hadi!

Ve Mert, benim ellerime uyarak, kendini çatıdan çekip, arkasında geçmişi bırakmaya karar verdi.

– Zayıfım

– Saçmalama! Kolunu çekiştirip merdivene yöneldim. Herkes bu şoku yaşasa aynı olurdu!

Basamakta tökezledim, Mert tuttu beni.

– Dikkat et!

– Sen konuşuyorsun tabii! Elini sıkıp telefonumun ışığını açtım. Yürü, çok işimiz var!

O akşam, ömrümüzün dönüm noktasıydı.

Mertin ailesiyle yapılan, gözyaşı dolu o konuşma

Gerçeği; biyolojik babası yakında mahpusluktan çıkacak, ona ulaşacağını öğrendik. Onu bu güne kadar evlat olarak büyüten kadın, gerçeği ancak şimdi açabildi.

– Arda O anneni

– Evet, o yaptı

– Ve şimdi seninle görüşmek istemiş.

– Görüşmek istemiyorum.

– Bu senin hakkın, biz arkandayız.

Konuşmalar sıralandı. Ama artık çatıya birlikte dönmeyeceğimizi biliyordum. Bir şey değişmişti içimizde. Geçmiş başka bir şeye, yarına evrilmişti.

Gece yarısı eve döndüğümde Anahtarla kapıyı sessizce açtım, üstümü çıkarmadan mutfağa girdim. Annem, pencerenin önünde, nöbetçi gibi bekliyordu. Sıkıca sarıldım, kafam annemin saçlarına gömüldü. O tanıdık anne kokusu burnumda Yumuşak bir fısıltı:

– Özür dilerim

Ve onun da cevabı, hayatım boyunca en çok ihtiyaç duyduğum şeydi:

– Ben de Aç mısın?

– Değilim anne Sağ ol Biliyor musun, sanırım bugün sınavı geçtim

– Hangi sınav Sinem? Daha erken değil mi?

– Galiba en önemli olanını Sonra anlatırım.

– Neden sonra?

– Çünkü yarın deneme var, dinlenmeliyimAnnem usulca başımı okşadı, bu sefer sustu, hiçbir şey ısrarla sormadı. Sessizlik, her zamankinden yumuşaktı. Pencerenin dışında sokak lambasının gölgesinde yeni filizlenmiş çiçekler görünüyordu. Gözlerimi kapattım, annemin kalbini dinler gibi, derin bir nefes aldım.

O an, annemin yanımda olmasının ve ne yaparsam yapayım asla bırakmayacağının farkına vardım. Yavaşça ellerini tuttum, sıcak ve güvenli avuçları bana çocukluğumu, geçmişimi anımsattı. İçimde öfkem git gide küçülüyordu; yerini sıkı sıkı sarıldığım bir huzura bırakıyordu.

Düşündüm: Belki geçmişte annemin sevgisi hep fazlalık gibi gelmişti, ama şimdi, başkasına anlatamadığım, saklamak zorunda olmadığım tek sığınağım olmuştu. O gece sınavı geçmek, bir not almak, kazanmak ya da kaybetmek değildi asıl mesele. Büyümek, kırık bir kalbi anlamak, başkasının da bir yük taşıdığını bilmekti.

Annemle göz göze gelip gülümsedim.

“Biliyor musun,” dedim fısıltıyla, “hiç bu kadar kendim gibi hissetmemiştim.”

Onun gülümsemesindeki sıcaklık, perdeyi aralayan sabah ışığı gibi içimi aydınlattı.

Birlikte sofraya geçtiksade bir fincan çay, iki dilim ekmek. Hayatın karmaşasıyla baş etmek yerine, o an ufak bir barış yaşadık. Belki yarın yeniden tartışır, yeniden yaralanırdık ama artık biliyordum: Bazen en büyük devrim, insanın eve dönüp gerçekten “anlaşılmış” olmasıydı.

O gece, ilk defa hiç korkmadan uyudum. Rüyamda yüksekte değil, annemin yanında; sadece kendi ismimle, kendi hayatımdaydım. Ve sabah uyandığımda, artık çatıdan değil, yüreğimden güç aldığımı biliyordum.

Hayat, büyüdükçe daha zor sorular sorsa da, bazen en doğru cevap sadece sevgiyi seçmekmiş ve ben, sonunda bunu öğrenmiştim.

Rate article
Lifequest
Sınav Günü: Başarıya Giden Zorlu Yol