Zorlu Mutluluk Yolculuğu

Zor Bir Mutluluk

Ne demek boşanıyoruz, Deniz? Şaka mı yapıyorsun?

Elif, kocasına şaşkınlıkla bakıyordu. Hangi boşanma? Neredeyse yirmi beş yıldır beraberlerdi! İki hafta sonra yıldönümleri vardı… Artık kutlama olur muydu? Düşünceleri karışmıştı. Ya davetli listesi, yemekler, herkes gelecek! Aile, dostlar… Hatta en yakın arkadaşı Melike, hediyesini çoktan göndermişti bile, gelmese de. Uzakta yaşıyor, hem hamileliğin altıncı ayında nereye gelsin? Sonra yine görüşür, kutlarlardı. Melike’nin Elifi Denizle tanıştırması, o eski günler… Kahkahalar içinde geçen düğün, Melike’nin çiçeği eline alışı

Anlayamıyorum, Kamil neden bu kadar bekletiyor? Böyle bir kızı kaçıracak mı zannediyorsun? Elif sormuştu yıllar önce.

Nereye gidecek? Zamanı gelince olur, Elifciğim. Hazır olmasını bekliyorum. Sonra pişmanlık, boşanma… Kimseye faydası yok. Ben olgunlaşınca evlenirim. Melike bir yandan saçlarını düzeltiyordu.

İki sene çok uzun! Elif gülüyordu, Melike biraz sinirli makyajını yaparken.

Ben yarım yamalak yaşayamam. Başlayacaksam, tam yaşarım!

Çocuklar, Melike? Onlar da hep mi iki tane birden?

Evet! İkiz isterim, tek seferde bitsin, rahat edeyim! Ailede hem bende, hem Kamilde var ikiz geçmişi. Yaparız bir şeyler.

Ama sonra büyütmek var…

İnan, iki çocuk birden büyütmek, tek çocuğa bakmaktan kolay. Aralarındaki rekabet de gelişim sağlar.

Elif, Melikenin fikirlerini her zaman ilginç ve mantıklı bulurdu. Çocukken oyunlarda hep Melike planı kurar, sorumluluğu üstlenir; eğer işler ters giderse, o hiçbir zaman suçlu olmazdı.

Sonuçta, Melike gerçekten ikiz istedi ama kader ona üçüz getirdi. Allah, onun plan yapma isteğine nazire yaparcasına işleri biraz daha zorlaştırdı. Melike, üç çocuğu severek büyüttü. Kocası Kamil ise yardımı genellikle Melikenin emrivakilerinden kaçamayarak yaptı. Zamanı gelen iyiliklerin karşılığını almanın peşindeydi Melike. Yardım istemesini de, insanları düşünmesini de iyi bilirdi.

Çocuklarına bakarken Melike bir de üniversiteye tekrar başladı. Elif şaşkındı:

Melike! Aklını mı kaçırdın, ne ara yetişeceksin?

Kim üç çocuk annesine kötü not verir ki? Hem ben beynimi de köreltmemiş olurum, hem de teşvik alırım; ekonomi ve hukuk, ikisi bir arada. Ne kaybederim?

Diplomasını aldı, sonrasında işe girdi. Yeterince tecrübem yoksa mezuniyet neye yarar, derdi.

Elif arkadaşının her şeye yetişmesine hep hayranlık duyardı. Kendi hayatında ise karar vermek hep zordu. Çocuk sahibi olamayışları, evliliklerinde devamlı bir burukluktu; ama Elif, bir evlatlık alıp evinde büyütemeyeceğini anlamıştı. Belki güçten değil, içinden annelik sevgisinin çıkmayacağından korkuyordu.

Bir gün, gönüllü olarak çalıştığı Sevgi Yurdunda müdire Sevim Hanımla konuşurken, gözleri dolu dolu çocuklara bakarken, Sevim Hanım ona şöyle söylemişti:

Siz daha kendi çocuğunuzu bulmadınız Elif Hanım. Bir gün karşılaşınca her şey değişecek.

Ya hiç bulamazsam? demişti Elif.

O zaman evlat almamak, hem sizin hem çocuğun iyiliği olur. Yarım kalan sevgiden herkes zarar görür.

Sohbetten sonra Elifin içi bir hafta kararmıştı. Melike ise dostça tavsiye verdi:

Tamam, çok iyi düşün. Sadece acıman yetmez, çocuklar oyuncak değildir!

Sonra Elif, yavaş yavaş, kendine başka bir yol çizdi. Yine de Mert adında, yurtta kalan o küçük çocuğun hikâyesi içinden çıkarıp atamadığı bir pusula oldu ona. Kendisinden emin olmadan, gerçekten anne olamayacağını anladı.

O an koltuğa sarılarak oturuyordu Elif. İçerisi soğuktu. Gerçi kalorifer yanıyor, kış da daha bastırmamıştı… Yine de ürperiyordu. Şimdi ne olacak? diye soruyordu kendine. Belki Denizin eşyalarını toplamalı? Hangi kıyafetleri koymalı valize? Uzun yaz, kısa sonbahar… O an tek isteği, annesinin evine gitmekti. Anne evi, Bursadaki dağlara kaçmak… Ama annesi artık yoktu. Ve şimdi Deniz de yok olacaktı.

Öyle bir özgürlük istemiyordu Elif. Yalnız olmak istemiyordu. Sabahları hazırlanan kahve, gece yarısı edilen sohbetler, plansız tiyatro akşamları En mutlu oldukları zamanlar hep böyle plansız, anlık gelişen zamanlardı. Deniz günün birinde arar:

Elif, ne yapıyorsun?

Çok yoğunum! Bankaya, iki görüşmeye gideceğim…

Bırak şimdi… Biraz dolaşalım mı?

Ve Elif, her şeyi bırakıp anında buluşurdu. O günler geçmişte kalmıştı… Şimdi Denizin başka bir hayatı olacaktı. Çocuğu olacak yeni eşinden. Her şey o yüzden miydi? Yoksa evlilikleri baştan beri bir aldanış mıydı? Elif, içi burkulsa da, sonuncusunu kabullenemiyordu.

Elif, mutfakta pencereye yaslandı. Deniz dolap karıştırırken, anahtarla kapıyı çektiğinde, Elifin elleri kilitlendi pencere kenarında. Sonra bir ağırlıkla saksıyı yere düşürdü; bağırdı.

Rahatlamadı. Toprağın ve saksı parçalarının birbirine karışması Eilfin gerçekliğiyle yüzleşmesini sağladı. Her şey siyahtı şimdi, umut yoktu. Tek başına kalmıştı. Bir yön aramak zorundaydı.

Pencere kenarından kalktı, kanayan ayağını önemsemeden yatak odasına, telefonu aldı.

Melike…

Bu bir ağlayış değil, iç çekişten güçlü bir inleşti. Ama Melike çabuk anladı.

Deniz gitti mi?

Evet…

Tamam, yarın yanındayım.

Delirdin mi? Gelme! Kendini tehlikeye atma, dedi Elif; ama Melike zaten anlamıştı. Biliyor muydun?

Hissettim. Son ziyaretinizde Deniz göz teması kurmuyordu. Her şey yerine oturdu şimdi. Elif, bak, kıymetini bil. Her şey, sonunda daha iyi olur!

Melike, iyilik nerede? Tüm hayatım gitti Boşluğun içinde kaldım. Şimdi ne yapayım?

Kendine elbise al! Eskiden vazgeçtiklerinden birini…

Neden? Ne diyorsun Melike?

Basit… İlkin bir elbise al. Hemen şimdi. Sonra bana fotoğrafını gönder. Evde oturma, ağlama! Hiçbir faydası yok. Gel yanıma, birlikte dağlara çıkarız. Hem bana da iyi gelir, yalnız kaldım, çocuklar da kampta. Kısa yürüyüş yapar, değişiriz.

Elif, ne yapacağını şaşırdı; ama sonunda kararı geldikçe verdi. Aynanın karşısında gülümsedi. Genç değildi artık, ama kimse de onu mezara koymamıştı! Deniz gitti diye dünya durmayacaktı. Melike haklıydı.

Telefonunu aldı, iptaller için gerekli mesajları gönderdi. Sonra mutfağı temizledi, yere dökülen toprağı ve parçaları topladı.

Elbiseyi giydiğinde kendini başka biri gibi hissetti. Kırmızı renk canlı, daha önce hiç tercih etmediği tarzdaydı. İç dünyasında bir değişim, bir hareket başladı.

Yolculuk aktarmalı da olsa Elifi yormadı. Melike’yle buluşma onlar için bir nefes oldu. Doyasıya konuştular, yürüdüler. Melike, Elifin kafalarındaki çarpık düşünceleri düzeltmeye yardım etti. Hayatın devam ettiğini gösterdi.

Geri dön. Bursada bize de çocuk eğitim merkezleri lazım. Burada yeni site açıldı, on tane yer kursan yetmez! Baban hastaydı, yanında olmayı düşünüyordun, şimdi kolay olur senin için. Yanına taşın, ya da yakına ev al. Düşün Elif.

Elif düşündü. Ve kararını yeni bir hayat için Bursada verdi.

Boşanma, ev, araba satışı, işten ayrılma… Hepsi yavaş yavaş Elifin geçmişi oldu. Duygularını arka plana atıp, kararlı bir şekilde Denizle görüşmelerini bitirdi. Sonra onunla tüm iletişimi sildi ve kendisine yeni bir hayat kurdu.

Bursada ilkbahar tüm ihtişamıyla karşılamıştı onu. Kiraladığı ev babasının evine yakındı. Babasının, yenice tanıştığı, sıcak kalpli Nevin Hanımı ile, huzur içinde olduğunu gördü; buna sevindi. Sevgi, bir şekilde yine yollarını buluyordu. Demek ki, Elif için de bir umut vardı.

Bir yıl geçti; yeni mahallede açtığı iki çocuk merkezi dolup taşıyordu. Hayat işlerle yoğundu. Elif sonunda yıllardır hayal ettiği köpek yavrusunu sahiplenmiş, yeni bir yaşama başlamıştı. Yalnızlık akşamları zaman zaman içine sızsa bile… Bazen keşke Deniz gelip, “Çay demleyeyim mi, anlatsana, neyin var?” dese isterdi. Biliyordu ki zor konuları aşmak, geçmişi tamamen silmek kolay değildi.

Bir buçuk yıl sonra, eski işlerinden kaynaklı bir vergi meselesi çıkınca yine eski şehrine gitmesi gerekti. Sorunu çözdü. Eski mahallesinden geçen Elif önce çocuk merkezini ziyaret etti. Pencereden çocukların resim yaptığı bir anı izledi; genç öğretmenin çocuklarıyla kurduğu sıcak bağı görünce tebessüm etti. Son kez binaya baktı, sonra yürüyüşe çıktı.

Eski evlerinin önünden, parkın içinden geçti. Fıskiyenin yanında oturan adam, bebek arabasını ileri geri sallıyordu. Biraz daha yaklaşınca, Deniz olduğunu fark etti. Saçları bembeyaz olmuştu, eskisinden daha solgun, daha sessiz görünüyordu. Elifin içinde bir acı hissetti. Yine de yaklaştı, yanına oturdu:

Nasılsın, Deniz?

Kötü, Elif. Çok kötüyüm…

Neden?

Yalnızım. Tüm güzellikleri bir anda kaybettim. Bazen hata bir anlık olur ama bedeli hayat boyu sürer…

Elif bebeğe baktı.

Kız mı?

Evet, adı Ece.

Yeni bir hayatın, çocuğun var. Daha ne istersin?

Sevil yok artık. Doğum zordu, kızımız Ece ile ben kaldık…

Elif içini çekti. O an, olanlara rağmen sadece acımasızca kalmak yerine, içten üzüldü. Umut, sevgiden doğan, bir yaşamı kaybetmekti. Denizin kucağında büyüyen küçük kız, uyuyordu. Onlar ise parkta saatlerce konuştular. Geçmişte söyleyemediklerini sıraladılar, acılarını paylaştılar. Akşam Ece uyanıp gözlerini açtığında, parkta yıldızlar tek tek yanıyordu.

Aylar sonra Elif Sevgi Yurdunda, Sevim Hanımın odasında, siyah saçlı ciddi bir çocukla yalnız bırakıldı. Adı Mertti.

Mert, neden buradayım biliyor musun?

Beni almak için.

Peki, benimle yaşamak ister misin?

Bilmiyorum. Herkes geri yollar…

Ben herkes değilim. Nedenine inanır mısın?

Çünkü her şeyi kaybetmenin ne demek olduğunu biliyorum. Hiç sevilmediğin, tek başına kaldığın o karanlıkları…

Ben de…

Annenin ne olduğunu bilir misin, Mert?

Hayır.

Anne, ne olursa olsun evladına acı çektirmez.

Beni sadece acıdığınız için mi alacaksınız?

Elif ona kararlı ve sıcak bir bakış attı.

Hayır, acımak değil. Seni sevmek istiyorum. Kızım Eceye de bir ağabey isterim; güçlü, cesur bir ağabey. Bize katılır mısın?

Mert sessiz kaldı. Elifin koyu kırmızı elbisesinin kumaşına dokundu, küçük parmaklarıyla. Bir anlık gülümsemeyle bakıştılar.

Beğendin mi?

Çok…

Ben de çok seviyorum. Bana umut verdiği günden beri.

Ben de denemek isterim.

Biz denemeyiz, Mert. Birlikte yaparız. Birlikte büyüriz. Birlikte, doğru olanı yaparız. Yardım eder misin bana? Ben de anne olmayı yeni öğreniyorum. Senin ve Ecenin izniyle.

Mert başını salladı, Elifin içi rahatladı.

Birkaç yıl geçti, Uludağın eteklerinde dörtlü bir aile: siyah saçlı, zayıf bir oğlan kardeşiyle, yerinde duramayan küçük kız, sürekli etrafı keşfetmeye çalışıyorlardı.

Ece, ormanda kurtlar var, dikkat et!

Yok!

Var! Hem de yırtıcı ayılar! Karnı çok aç onlar.

Onlara anneleri neden yemek vermedi?

Bilmem, anneleri yemek yapamıyor belki.

Ama bizim annemiz yemek yapmayı bilir.

O zaman onlar için de bir tencere pişirirsin, olur mu anne?

Elif, çocuklarının ardından gülümseyerek yetişti.

Unutma, Ece, senin yediğin irmik helvasını ayıların da seveceğini nereden biliyorsun? Hem, belki de onlar benim gibi topaklı yapıverir…

Hiç sanmam! Ece gülerek Elifin boynuna sarıldı. Benim payımı onlara ver istersen.

Balımı vermem ama! Peki, sen böyle kucağımda gidecek misin?

Tabii ki!

O zaman babayla yürüyüş zamanı! Hadi, Mert, ayılara annemin irmik helvası yetişir mi?

Anne, eve dönmeyelim, daha keşfedecek çok şey var. Ece burada tüm hayvanları beslerse, bizim otele dönmeye hakkımız da kalmaz! Belki biraz aç kalmanın bir mahzuru yoktur…

Elif ve çocuklar gülüşürken, deniz gibi bir huzur doğanın içinde yankılandı. Güneş, yeni bir gün vaad ediyordu.

Ve Elifin hayatı, tıpkı Uludağın eteklerinde olduğu gibi, tatlı, hareketli ve umut doluydu. Bazen mutluluk kolay, bazen zordu; ama insan, ne olursa olsun, yaşamak ve sevmek için yeniden başlayabilir. Çünkü hayat, vazgeçmediğin sürece, her zaman yeni bir ışık sunar.

Rate article
Lifequest
Zorlu Mutluluk Yolculuğu