Çoraplar
Aman canım benim! Tatlı kuzum! Allahım, küçükler neden bu kadar tatlı oluyor, ha? dedi Sevim Hanım, torununu severken ve kameraya gururla poz verirken.
Keremin altıncı ayı neredeyse düğün gibi kutlanıyordu. Palyaçolar, balonlar, kocaman nefis bir pasta… Anneanne ve dede hiçbir masraftan kaçınmamıştı. Elif bu işe pek sıcak bakmamıştı aslında. Tabii ki ailesinin onu ve oğlunu mutlu etmek istemesi hoşuna gidiyordu ama, çocukken olduğu gibi, gürültülü kalabalıktan hemen yorulmuştu. Kerem de annesine çekmişti herhalde; daha yarım saat bile dolmadan kıyameti koparıp ağlayınca, Elif oğlunu alıp eve çekildi. Perdeleri kapatıp koltuğa oturdu, birkaç dakika geçmeden Kerem sükûnetle uyuyakaldı.
Yoruldu yavrum, canım benim. Daha erken böyle kutlamalar için.
Sevim Hanım, kapının yanındaki sehpada duran hediye paketini alıp çocuk odasına girdi.
Uyudu mu?
Yoruldu, anne. Ben sana demiştim, daha çok erken böyle şeyler için.
Olmaz öyle şey, alışacak tabii! Kızım, biz torunumuza güzel bir kutlama yapacak durumdayız. Yıllarca onu bekledik! Bak bakalım ne aldım ona! Harika bir şey!
Kağıt hışırtısı Keremi biraz rahatsız etti, minik yerinde kıpırdandı.
Anne, lütfen sonra konuşalım mı? Elif oğlunu kucağında sallarken odada geziniyordu.
Vah vah! Ben seçtim, onca düşündüm; senin ise umurunda değil! Sevim Hanım, paketi masaya koydu, kırgın bir halde.
Olur mu anneciğim, çok merak ediyorum vallahi! Eminim çok güzel bir hediye aldın. Bana bir bardak su getirir misin? Fena halde susadım!
Bırak çocuğu gel aşağıya, birlikte içelim.
Uyanır şimdi.
Olsun canım, birlikte dolaşmaya devam ederiz.
Anne, şimdi uyanırsa ağlar, hem de uzun süre susmaz. Sence de iyi fikir değil mi?
Elifcim, çocuk daha bu yaştan alışmalı. Niye ağlasın? Terbiye görmüş çocuk ağlamaz.
Elif bir an duraksadı, sonra tekrar odada yumuşak yuvarlak hareketlerle dolanmaya başladı. Sanki bir balerin gibi, adım adım… Küçük yaştan kızlara dik dur, başını dik tut, birinci pozisyon hiç itiraz yok! Terbiyeli çocuklar büyüklerinin istemediği hiçbir şeyi yapmaz…
Ben misafirlerin arasına iniyorum. Sen oğlunu yatır, aşağıya gel. Olmaz böyle, ana ev sahibesi ortada yok.
Yerime sen bak, ne olur anne.
Sevim Hanım çıktı, Elif koltuğa tekrar oturup oğlunu kendine sardı. Bu çocuğu dünyaya getirmek için ne kadar yıprandığını düşündü.
Elif varlıklı bir ailede doğmuştu. Dedesi profesördü, anneannesi İstanbulun sayılı hastanelerinden birinde başcerrahtı. Babası da aile geleneğinden şaşmamış, doktor olmuştu. Babasının, o kadar zeki ve kendine güvenen bir adamken, bir anda annesinin elinde şekillenen bir hamur oluşuna Elif hiçbir zaman anlam verememişti. Sevim Hanım, bilime, sanata çok uzaktı. Zor bitirdiği üniversite diplomasını kaldırıp, çırağa iş aradı. Aslında damat arayan anneannesiydi. Leman Hanım bu konuda harikalar yaratmıştı. Elifin babasıyla annesinin tanışması bir kutlama gecesinde oldu, sonrası ise çorap söküğü gibi… Güzel, içten Sevim, hemen Ayhan Beyi kendine âşık etmişti. Evlenip ailelerinin aldığı eve geçmişlerdi. İki sene sonra Elif doğmuş, hemen anneannesinin kanatları altına alınmıştı. Leman Hanım, dadısına dahi karışarak, torununa uygun dersleri ayarladı. İki yabancı dil, bale okulu, özel müzik eğitimi…
Çocuktaki her şey güzel olmalı!
Elif, hafta sonlarını müze ve tiyatroda geçirirdi, başında da anneannesiyle. Anne ve babasını ise pek göremezdi. Babası sürekli işteydi; annesi ise bir öpücük kondurup arkadaşlarıyla buluşmaya koşardı.
Anneannesinin çabaları karşılıksız kalmamıştı, Elif önce konservatuara, sonra da ünlü bir tiyatroya kabul edildi. Kariyeri gayet iyi gidiyordu ki, kocası olacak Muratla tanıştı. Muratı, ailede bir babası bir de babası dışında kimse sevmedi.
Aman Allahım! Yazık bu kıza! dedi Leman Hanım, şakaklarına ellerini dayayarak. Bak kızım, bir düşün! Olmaz böyle! Sen ne yapacaksın o kabadayılıkla? İki lafı bir araya getiremiyor!
Anneanne, senin yanında kim bir şey diyebilir ki zaten? Elif, koltuğa bacaklarını altına alarak sinecek, anneannesinden azarlanmadan kurtulacaktı.
Yani?
Demek istiyorum ki, dünyada senin seviyene erişecek insan azdır.
Leman Hanım güvenle Elife bakıyordu.
Ve bir de, Murat sadece hoşuma gitmiyor, ona aşığım da. Ve sen de bilirsin ki, sanatı hareket ettiren şey hep aşktır.
Sanatlık işini bırak da, peki nasıl geçineceksin onunla?
Uzun süre, mümkünse mutlu!
Elif o gün kendi yolunu seçmişti, kolay olmamıştı. Bir sürü kabullenmeyle, lafla, uyarıyla… Muratın gözlerine bakıp net bir evet dedikten sonrası kolay olmuştu. Murat ise Elife bir mucize gibi bakıyordu. Kibar, hassas, kırılgan… Ama aynı zamanda çok da güçlü. Murat, Elifi sarmak, korumak, dünyadan saklamak istiyordu.
Sana fazla bir şey vaat edemem ama, seni her şeyden çok seveceğim. Bildiğim tek şey: seni seveceğim.
Bunu duymak Elife fazlasıyla yetmişti. İşte sonunda gerçekten olduğu gibi sevilen, kendisinden beklenti olmayan biri vardı hayatında.
Onların yolu hiç kolay olmamıştı. Muratın arkasında ne zengin akraba, ne de destek vardı. Seneler önce babasını kaybetmiş, annesi Ayten Hanım bir ilkokul öğretmeniydi ve müdür yardımcısı olmuştu. Çocuklar onu çok sever, Murat hayranlık duyardı. Oğluna güveni sayesinde, onu güzel bir okula sokmuş, oradan da mezun etmişti. Sonra elindeki az parayı oğluna verip, iş kurmasına imkan tanıdı. Muratın çalışkanlığıyla şirketi birkaç senede gelir getirmeye başladı, on yıl sonra ise sektörün öncüsü olmuştu. Leman Hanım bile sonunda Muratı takdir etmekten başka çare bulamamış, torununun çocuğunun doğumuyla iyice yumuşamıştı.
Elif her şeyden çok anne olmak istiyordu. Her kadın gibi, o büyüklerden biri olmak istemiyor, sadece kadınca bir mutluluk peşindeydi. Fakat kader başka şekilde yazılmıştı. Senelerce muayeneler, iki ameliyat, sonuç yok. Elif, geceleri ağlayıp, bunu Murattan gizler, ona baba olma hakkı tanımak gerektiğini düşünürdü. Bir gün kararını açıklayıp Muratı şaşırttı, gülmekle karşılaşınca öfkelendi.
Affet! Elifçiğim, bak sana bir şey diyeyim: benim seni sevmem, seninle olmam, sadece çocuk yapmaya mı bağlı? Sen benim her şeyimsin, bunu hâlâ anlamadın mı?
Elif, çaresizliğinden ve rahatlamasından ağladı.
Kabullenmek zor olsa da, çocuk sahibi olamayacağını anlamıştı. Annesinin laf sokmaları, arkadaşlarının çocuk partilerine daveti işleri zorlaştırıyordu. Ama zamanla işine yoğunlaşmaya başladı, kendi bale dershanesini açtı.
Bir işle uğraşmazsam delireceğim vallahi!
Murat eşini anlamıyordu ama Ayten Hanım devreye girdi.
Murat, eşinin nasıl kötü hissettiğini anlıyor musun bilmiyorum ama, bir kadının en büyük mutluluğu sevdiği adama çocuk vermektir. Sakın işinden geri bırakma onu, yanında ol.
Murat hemen uygun bir yer bulup, Elifin istediği gibi şık, ferah bir bale salonu hazırladı.
İşte budur, harikasın!
Çalışmak Elifi oyaladı, rahatsızlıklarını önce fark etmedi bile. Ara sıra böyle şeyler olurdu.
Bir gün Ayten Hanım, Elifte bir gariplik fark etti:
Elifciğim, bir şey sorsam kızmazsın değil mi? Sen çocuk mu bekliyorsun?
Elifin yüzü anında buz kesti; insanın en hassas yarası… Bunu bilirken sormak da neydi?
Yok, anne! Ne diyorsunuz? Elif ayağa kalktı, ama başı dönüp koltuğa oturdu. Hemen yanlarındaki kafede buluşmuşlardı; normalde buranın tatlılarına bayılırdı, şimdi bakmak bile istemedi.
Ayten Hanım bir bardak su söyledi, yanına dönüp bir kutu uzattı.
Neden varsaydık yerine kesin öğrenmiyoruz?
Biraz sonra herkesin şaşkın bakışları altında iki kadın, kucaklaşıp hem ağlayıp hem gülerek sevinç içinde dans etti. Kafede çalışanlar bile her hâlde çok iyi bir haber aldılar diye gülüştüler.
Doğumda ise Kerem, doktorlara da akıl almaz bir güç gösterdi.
Balet misin sen? dedi yenidoğan doktoru, yorgun Elife bakarken.
Evet.
Çocuk mükemmel olmuş.
Şaşırdınız mı?
Biraz. Genelde sorun daha fazla olur. Annesi çok iyi bakmış, aferin.
O saatten sonra Elif, sabahları yerinde duramadan uyanıyordu.
Bak, sen yalnız değilsin. İkiye böl bunu. Artık iki kişiyiz. Murat, Elifin zarif ellerine sarılmış, bebeklerini izlerken söyledi.
Hastaneden taburcu olduklarında Elif için tam bir kabustu. Murat elinden geldiğince engellemeye çalışsa da, Sevim Hanım her şeyi kafasına göre yaptı. Fotoğrafçılar, misafirler, koca bir kalabalık… Evde hazır masa.
Elif, ağrıdan iki büklüm olmuşken, tek istediği ılık bir duş, bir de huzurdu.
Anne, ne gerek var bunlara?
Ayol! Her şey usulüne uygun olsun, bu da benim torunumu dünyaya getirme şenliğim. Mutluyum!
Elifin daha fazla konuşmaya mecali yoktu. Zorla eve çıkarken, karşısında gördüğü ekstra misafirleri görünce midesine ağrılar giriyordu.
Kızım, en yakınlarımız ya!
Elif, üst katta koridorda duran Ayten Hanımın bakışıyla göz göze geldi. Ayakta zor duruyordu ama misafirler hiç bitmiyordu.
Biraz izin verir misiniz? Torunumla ve annesiyle yukarıda biraz baş başa kalabilir miyiz? Ayten Hanım kararlı bir şekilde araya girdi. Elifi kolundan tutup yukarı çıkardı. Yat biraz, ben şimdi bir banyo, yemek hazırlarım sana. Aç mısın?
Elif yorgun bir şekilde başını salladı, Murat bebeği beşiğe bırakınca rahatladı, ama hemen huzursuz oldu.
Aşağıya inmem lazım.
Kime lazım? Ayten Hanım kaşlarını çattı. Onsuz da gayet idare ederler. Zaten on dakikadır berabersiniz, fazlası gereksiz.
Elif bir nefes aldı, göz ucuyla Ayten Hanımı izledi, sonra mini minik uyuklamaya başladı. Ayten Hanım koltuktan kalın bir battaniye alıp, Elifi güzelce sardı.
Hadi uyu, ben bakarım bebişe.
Kereme… Elif yavaşça derin uykuya daldı, Ayten Hanımın sıcak bakışlarını görmedi bile. Kerem, Muratın babasının da ismiydi.
Biraz sonra yukarı çıkan Sevim Hanım ise, kızının uyuduğunu görüp bozuldu.
Bu ne böyle?
Buna yeni anne, emziren anne denir. Şu an huzura ihtiyacı var. Yoksa çocuğu anne sütünden olur.
Ne olacak canım! Ben Elifi iki gün emziremedim, yine de taş gibi büyüdü. Sevim Hanım içeri dalacakken, Ayten Hanım kolundan tuttu.
Gel, biz yeni statümüzü yukarıda kutlayalım. Bunca sene bekledik! Fikir sorayım: torunumuz bize babaanne mi diyecek, adımızı mı söylesin?
Murat kapıyı yavaşça çekip annesine gizliden teşekkür etti. Kayınvalidesiyle arası pek iyi değildi. Her şeyden faydalanıyor ama hiçbir konuda onun fikrine değer vermiyordu. Murat, kayınpederi Ayhan Bey ile çabuk anlaşmış, fakat evdeki matriarka hiç değişmiyordu.
Değiştirilemez, evde kavga çıkarmak istemem, diyordu kayınpederi.
Elif bir buçuk saat sonra uyandı; biraz sersem olsa da alt kattaki gülüşleri, oğlunun hareketlerini duyunca kendine geldi. Bebeğini besledi, sonra Muratın yardımıyla nihayet banyoya girip çıkabildi. Cam kenarındaki masada, Ayten Hanımın yaptığı mis gibi çorbayı içerken çocuk bakımıyla ilgili sorular sordu.
Hastanede biraz gösterdiler ama ne mümkün, aklıma yatmadı, çok korkuyorum! Elif kaşığı bıraktı.
Sen yemek ye, korkma! Elifciğim, çocuklar düşünüldüğünden çok daha güçlüdür. Sen annesin, kalbini temiz tutsan yeter. Ben Muratı doğurduğumda yanımda kimse yoktu. Ne destek vardı ne tavsiye, yine de başardım. Hatalar oldu illa, ama kim hata yapmıyor ki? Unutma, çocuğunu en iyi sen tanırsın, ona göre davran. Hiç şüphe etme kendinden. Her şey yoluna girer. Denemeden göremezsin.
Ayten Hanımın dediği gibi oldu. Elif çabucak çocuğuna alıştı, endişeleri tam geçmese de daha az korkar oldu.
Altı ay göz açıp kapayana kadar geçti. Ayten Hanım haftada birkaç gün gelir yardım ederdi ama genelde mutfağa girer, evi toplar giderdi. Elif önce buna alınsa da sonra alıştı:
Elifciğim, bu dönem çok kısa. Her yeni bakış, her gülücük… Hepsi geçici ve tadı çıkarılmalı. Ziyan etme böyle anları. Ben hâlâ evi süpürür, yemek yaparım, güçten düşmüş değilim.
Sevim Hanım ise seyrek gelmeye başladı; geldiği zaman bir şov havasında olurdu:
Elif, bak ne güzel bir bebek arabası buldum! Harika bir şey!
Anne, bizim arabamız da yeterince iyi.
Hayır! Onunla kıyaslanmaz, çocuğu giydir, hemen dolaşa dolaşa yeni arabayı test edeceğiz!
İsmi hiç bir türlü içi sinmemişti Sevimin.
Nereden buldunuz bu ismi? Daha kolay, daha akıllıca isim seçilemez miydi? Kerem. Hepimizin bildiği, basit!
Anne, bu eski bir isim. Üstelik güzel. Sen neyi beğenmiyorsun?
Çocuk büyüyünce taşır mı taşımaz mı, okullarda dalga geçerler.
O zaman normal bir okula veririz, olur biter. Hem çocuğa ismi annesi ve babası verir, sana düşmez.
Hiç de değil! Senin ismini de anneannen seçmişti. Ben daha güzel bir isim koyardım.
Neyse ki, ben oğluma kendi kararımı verdim.
Sevim sinirle torununu alıp gezinmeye çıkardı. Şık bebek arabası, uyuyan bebek, kendisi ise genç, bakımlı, yakışıklı anne. Etraftan, Ne tatlı bir çocuk! Annesi de çok güzelmiş! sözleri işitince içinden gururlanırdı. Kimse onun büyükanne olduğunu anlamasın isterdi. Köyde kısa sürede herkes durumu çözdü ve Sevim Hanım bir daha torunuyla dışarı çıkmadı. Şimdi kahve içmeye gelir, çocuğu bir öpüp işi var diye giderdi.
Ben onun festival babaannesi olacağım! Her ziyaretinde yeni bir oyuncak bırakırdı.
Roller de, hayatlar da rayına oturdu.
Sevim Hanımın düzenlediği altı aylık kutlama ise, az kalsın yeni bir aile krizine dönecekti.
Elif, uyanan oğluna tebessüm etti, annesinin getirdiği kutuya uzandı. İçinden çıkan gümüş çıngırağı görünce hayran kaldı.
Kerem bak, ne kadar güzel!
Minik, elindeki çıngırağı döndürüp ilk dişleriyle gülümsüyordu.
Babanannen ne getirmiş bak? Elif kutudaki diğer paketi açtı; Ayten Hanımın getirdiğiydi.
Oya gibi örülmüş bembeyaz tulum, Elifin yanaklarına dokundurduğunda yumuşacık hissediliyordu.
Bir de çoraplar! Ne kadar güzeller! Babanannen şahanesin, oğlum!
Tam bu sırada odaya giren Sevim Hanım çığlık attı:
Ay ne kadar güzel! Tasarım bir parça mı bu?
Hayır. Ayten Hanım kendi elleriyle örmüş.
Sevim Hanım kıyafeti çevirip baktı.
Yani daha iyi bir hediye bulamamış mı? Çocuğun ilk kutlamasında bir şey satın alınabilirdi. Tasarruf olacak iş değil!
Anne!
Ne var canım? Haksız mıyım sanki?
Elifin yüzü kızarmıştı; Ayten Hanım da kapıda, her şeyi duymuştu. Nefesine hâkim olup, Elife getirdiği kompostoyu bırakıp usulca çıktı. Elif ise ağlayan oğlunu avutmaya çalışırken, aşağı indiğinde Ayten Hanım çoktan gitmişti.
Murat! Çok canım sıkıldı. Utandım!
Bunu sen mi söyledin? Niye utanırsın o zaman?
Hemen engel olmalıydım! Yanlış oldu!
Takma kafana, annem akıllı kadındır, gerekeni anladı.
Elif barışmak için çare düşünse de, hayat her şeyi yerine oturttu. Aylarca konuşmak istediyse de, Ayten Hanım kısa kesip geçti:
Elifciğim, ben hiç alınmadım. Takma ne olur. Her şey yolunda.
Ama Elif bir şeylerin kırıldığını düşünüyordu, tekrar onarmak için çırpınıp durdu.
Bir gün evde yalnızken kriz geçirdi, Kerem yukarıda uyuyordu. Muratın telefonu kapalıydı; Elif, babasının ameliyatta olduğunu bildiği için annesini aramıştı.
Merhaba canım! Her şey iyi mi? Oğlum nasıl? Ay, kutlamadan beri görüşmedik vallahi! Ne güzel gecemiz oldu ama! Herkes bayıldı!
Anne
Teşekkür etme. Ben onun babaannesiyim! Ay, ikinci aramam var!
Sevim, telefonu kapattı. Elif tekrar aradı, hep meşguldü.
Ağrısı artınca önce 112yi, ardından zorla Ayten Hanımı buldu.
Elif?
Lütfen Odası gözünde dönmeye başlamıştı, bayılmak üzereydi. Kereme bak…
Ayten Hanım, ömründe hiç böyle koşmadı. Ev terliğiyle, elinde çantası sokağa fırladı ve taksiye el etti.
Hanımefendi, deli misiniz siz?! diye bağırdı taksici.
Lütfen! Kızım kötü, çabuk sürün!
Bin, tamam!
Ayten Hanım dua ede ede taksideydiler.
Korkma, ben otuz yıldır şoförüm, kazam yok, yetişiriz!
Ambulans, Ayten Hanımın varmasından bir dakika sonra kapının önündeydi.
Burada, çabuk! dedi, kapıları açıp sağlıkçılara yol gösterdi.
Elif ayıldıktan sonra;
Sizi hastaneye götüreceğiz.
Neden, ne oldu? Kafası bile basmıyor, acıdan kıvranıyordu.
Elifciğim, gerek var. Üzülme, Kereme ben bakarım. Murat gelmek üzere.
Ameliyat iyi geçti, iki hafta sonra taburcu oldu. Ama babası mutlaka biraz daha hastanede kalmasını istedi.
Şaka değil, kuzum. Kereme dinç bir anne lazım!
Eve döner dönmez oğluna sarıldı, annesini aradı.
Anne!
Elif, nasılsın?
Hâlâ tam toparlanamadım. Bir süre bizde kalamana ihtiyacım var. Ağır kaldırmam yasak; biraz yardım gerekecek.
Tabii canım, ama… Bunun böyle olacağını bilseydim… Bir seyahatim var. Biletim yarın, iade de olmuyor. Vallahi çok hayal etmiştim!
Elif gözlerini sıkıca kapattı, telefonu kapattı. Yalnız başına bakacaktı artık. Oğlunu besleyip, yorgun gözlerle uzandı. Daha ne kadar sürecekti bu acı? Doktorlar, babası, geçer deyip duruyordu.
Bir sesle uyandı; odada biri geziniyordu.
Ay, rahatsız ettim galiba? Ayten Hanım, Keremi kucağa aldı, Elife gülümsedi. Aç mısın? Sevdiğin çorbayı yaptım. Biraz daha kisel, taze poğaça var. Keremi Murata vereyim, sana hemen getireyim. İstersen birkaç hafta burada kalayım, iyice toparlanırsın.
Elif gözleri dolarak ona baktı.
Ağlama artık, kuzum! Doktor mutluluk demişti ya sana, hep güzel şeylere odaklanalım, olur mu? Bak şimdi ne göstereceğiz sana.
Ayten Hanım torunu yere bıraktı; Kerem, ayakta sapasağlam durunca usulca ellerini çekti. Elif gözyaşlarını bir anda sildi; minik oğlunun ona doğru narin adımlarla yürüdüğünü görünce hemen kollarını açtı, onu kucakladı. Babanesine bakıp gülümsedi.
Eh, güzel bir his değil mi? dedi Ayten Hanım, güldü. Şimdi gel bakalım, seni yedireceğim. İyileşmek için güçlü olmalısın; çünkü bu minik delikanlı birazdan yürümenin üstüne koşmaya başladığında, tüm gücünü toplayacak annen lazım!



