Kıskançlığın Zehri
Emre, korkuyorum dedi Derya, ellerindeki peçeteyi sinirle buruştururken. Sesi son kelimede kırıldı. Gözlerini Emre’ye kaldırdı; bakışlarında apaçık bir korku okunuyordu. Yine o mesajlar
Hızla çantasından telefonunu çıkardı, titreyen parmaklarıyla ekranı açıp Emreye uzattı. Emre telefonu aldı, dikkatle mesajları okudu: Harika bir akşamdı, teşekkürler, Şimdiden özlüyorum, Yine ne zaman buluşuruz?, Yakında tekrar görüşeceğiz, Seni iş çıkışı buluştuğumuz yerde bekleyeceğim. Kaşları çatıldı, iki kaşının arasındaki çizgi derinleşti.
Ne zaman geldi bu mesajlar? Sakin ve ölçülü bir şekilde sordu, telefonu Derya’ya uzatırken.
Sonuncusu tam beş dakika önce Sipariş verirken. Derya boğazındaki düğümü zor yuttu. Hep böyle oluyor. Beraberken geliyorlar. Sanki birileri bizi izliyor, her an ne yaptığımızı biliyor gibi.
Emre sandalyeye yaslandı, çenesini düşünceli bir şekilde ovuşturdu, bakışları bir anda keskinleşti; sanki kafasında olası ihtimalleri tartıyordu.
Tüm mesajları göster bana. Gönderim tarihleriyle birlikte. Sesi netti, ne panik vardı ne de telaş.
Derya titreyen elleriyle sohbet ekranını açtı ve yukarıya doğru kaydırdı. Emre ekrana göz gezdirdi, mesajların saatini ve içeriğini teker teker inceledi. Yüzü ifadesizdi ama gözlerinde odaklanmış, pusuda bir kararlılık vardı. Sanki görünmez bir düşmanın peşindeydi. Aralarda başka mesajlar da vardı: Seni düşünmeden edemiyorum, Son konuşmamızı unuttun mu? Devamını bekliyorum, Fikrini değiştirirsen nerede olacağımı biliyorsun. Her gelen mesaj, onların hayatında istenmeyen birinin varlığını hissettirip sanki karanlıktaki bir elin bağlarını koparmaya çalıştığını hissettiriyordu.
Çok ilginç, dedi sonunda, sesi daha kararlıydı. Kesin bir amacı var. Sanki senin arkamdan biriyle görüştüğünü göstermek istiyor. Üstelik hep birlikteyken, sanki özellikle anlarımıza fitil atıyor.
Derya derin bir nefes aldı, omuzları sanki görünmez bir yükle çöktü. 25 yaşında, Kadıköyde küçük bir tasarım stüdyosunda çalışan bir kadındı; sıcaklık, anlayış ve destek için gerçek bir ilişki arzuluyordu. Emre, 35 yaşında, saygın bir avukattı; güven veren, anlayışlı, dinleyen ve hisseden biriydi. Onun yanında Derya kendini ilk kez böylesine güvende hissediyordu ve bu his nadir, çok kıymetliydi.
Altı aydır beraberdiler. Bu sürede Emrenin problem çözme becerisini, mizah anlayışını, Deryanın hayatına gösterdiği samimi ilgiyi görmüştü. Emre asla baskı kurmaz, acele ettirmezdi, ama gelecekte onu hayat arkadaşı olarak gördüğünü saklamazdı. Derya henüz karar vermese de, kalbinin derinliklerinde o adımı atmaya hazır olduğunu hissediyordu.
Bunu kim yapar ki? dedi fısıltıyla, sesi titriyordu. Hayatımda gizli bir hayranım yok. Hiçbir erkeğe umut vermedim. Üstelik bizim yerimiz, son konuşmamız gibi laflar Sanki birisi yıllardır süren bir hikâye izlenimi yaratmak istiyor. Sanki kukla gibi oynatılıyoruz
Ben ilgileneceğim, diye sertçe kesti Emre. Bakışında kesin bir kararlılık vardı. Tanıdığım arkadaşlarımın yardımıyla, bu numaraların peşine düşeriz. Bu işin tesadüf olmadığını hissediyorum, bir şeyler çok planlı.
Birkaç gün boyunca Emre araştırmalar yaptı. Derya ise kendini işe ve dost buluşmalarına vererek kafasını dağıtmaya çalıştı. Her kahkaha, her uğraş, içindeki huzursuzluğu bir an olsun unuttursa da, korkusu bir an olsun peşini bırakmıyordu. Her telefona bakışında, yeni bir mesaj var mı diye yüreği ağzına geliyordu. Gelen mesaj yoksa, kısa bir rahatlama, sonrasında yine aynı korku.
Beşinci günün akşamı Emreden telefon geldi.
Derya, kimin yaptığını buldum, dedi; sesi alışıldık sıcaklığından uzaktı, son derece ciddiydi. Mesajlar, anonim olarak alınan birkaç hattan atılmış. Ama alan kişiyi bulduk. Zeynepmiş.
Derya donup kaldı, elindeki telefon neredeyse yere düşüyordu. Zeynep Üniversiteden kankası, 28 yaşında, iki çocuklu, boşanmış bir kadındı. Yıllardır dertleşirler, birbirlerini en zor günlerde yalnız bırakmazlardı. Ama son zamanlarda aralarındaki bağda, camdaki bir çatlağa benzer bir gerginlik oluşmuştu. Zeynep hep yalnızlığından, çocuklu bir kadının kolayca erkek bulamayışından, hayatının gündelik sıkıntılarından şikayet ederdi.
Zeynep mi? diye zor duyulan bir sesle sordu Derya. Ama neden? Nasıl yapar bunu?..
Aslında nedenini biliyorsun, Emrenin sesi sert ve hüzünlüydü. Kıskançlık. Sen özgürsün, başarılısın, yanında düzgün bir erkek var. O ise kendini eksik hissediyor. Ve muhtemelen, bana karşı açıklama yapmak zorunda kalırsın, ben de senden şüphelenirim diye umut etti.
Yaklaşık iki hafta önce, Derya, Emre ve Zeynep ortak bir arkadaşın evinde bir araya gelmişlerdi. Ferah bir salonda hafif müzik çalıyor, baharatlı mezelerin ve şarabın kokusu ortamı sarmıştı, herkes muhabbet ediyor, gülüyordu.
Derya turkuaz rengi yeni elbisesiyle göz kamaştırıyordu; kumaş her hareketinde nazikçe dökülüyor, zarif vücudunu vurguluyordu. Gözleriyle uyumlu bu renk onu daha da etkileyici gösteriyordu. Emre hiç yanından ayrılmıyor, sessizce ona şarap veriyor, atıştırmalık uzatıyor, sohbetlere dahil olmasını sağlıyordu.
Siz magazin dergisinden fırlamışsınız adeta, dedi Zeynep zorlama bir gülümsemeyle yanlarına yaklaşırken. Bir adım geride, elleriyle kolunu tutarak durdu, moher kazağının kolunu düzeltti. Elbise de erkek de tam on numara
Sağ ol, dedi Derya içtenlikle, iltifata sevindiği belliydi. Elbise gerçekten iyi oldu, bu kadar oturacağını tahmin etmemiştim.
Şansına dedi Zeynep, kazağını çekiştirip yere baktı. Benim imkânım olsa belki. Ama iki çocukla butik gezmeye vakit mi var? Her kuruş başka bir yere gidiyor
Zeynep, öyle deme. Derya bir adım atıp dostça onun dirseğine hafifçe dokundu. Sen de çok güzelsin. Senin stilin başka; hep havalısın!
Elbette, dedi Zeynep, zoraki güldü ve gözlerini kaçırdı. Kimileri her şeye kolayca sahip oluyor, kimileri ise çocukların botuyla elbise arasında seçim yapmak zorunda. Ya da kuaförle çocuğun cimnastik kursu arasında
Son kelimede sesi çatladı, çabucak başını başka yöne çevirip duvardaki tabloya bakmaya başladı. Emre hemen mevzuyu değiştirdi, yakında açılan bir restorandan sözetti, hep beraber gitmeyi teklif etti. Derya, sohbetin içinde kalmaya dikkat etti ama bir yandan da Zeynepin onları pencere önünden uzun uzun, üzüntüyle izlediğini fark etmişti. O bakışta sadece kıskançlık değil; sahip olamadıklarına, birinin yanında olmasına, korunmaya duyduğu özlem vardı.
Bir başka uyarıcı olay da küçük, camlı bir kafede kahve içerlerken yaşanmıştı. Dışarıda ağır ağır sonbahar yağmuru yağıyordu. Derya heyecanla, Emreyle şehir dışında yaptıkları geziden, ormanda yürümelerinden, yerdeki yaprakları toplamalarından, mangal başı keyiflerinden, akşam yanan ateşin karşısında yıldız saymalarından söz ediyordu.
Güzel dedi Zeynep, şeker karıştırırken. Kaşığı bardağa hızla çarpıyordu. Tam bir romantizm, doğa, yanında mükemmel erkek Süper.
Gerçekten harikaydı, dedi Derya, ellerini sıcak cappucino bardağına dolarken. Bir de kışın gitmek istiyoruz, kayak yapmaya. Emre zaten süper kayakçıymış, beni çalıştıracak. Sen de gelsene?
Kayak mı? dedi Zeynep, kaşlarını kaldırdı. Dudakları gerildi. Zaman bulabilirsem Benim tüm günlerim dolu: anaokulu, sağlık ocağı, Mehmetin ödevleri, Hilali kurstan almak, yemek, ödev kontrolü Kimine romantizm, kimine gerçek hayat!
Bunu kötü niyetle değil, yorgunluk ve çaresizlikle söylemişti. Yanlarında oturan bir arkadaşları, Elif, tatlı bir dille konuyu yumuşattı:
Zeynep, Derya sadece başından geçenleri anlatıyor, hava atmak için değil. Ne güzel anılar bunlar!
Ben kimseyi suçlamıyorum, dedi Zeynep, kahve fincanını öylece koydu, neredeyse dökülecekti. Gerçek bu: kimine hayat hep güzel sürprizler getiriyor, kimine ise aynı gün devamlı tekrarlanıyor. Derya bir anda plan yapıp gidebilir; ben ise haftalar önceden bakıcı ayarlamak, bütçeyi hesaplamak zorundayım. O bile yetmiyor, illa bir şey ters gider.
Derya içinden bir sızı hissetti. Ne demeli, teselli verici bir şey söylemek istedi ama sesi çıkmadı. Sadece Zeynepin elini tuttu.
Zeynep, zor olduğunu biliyorum. Sana yardımcı olmak isterim. Gel bir gün çocuklarla birlikte parka gidelim, mangalda sosis pişirelim, kafamızı dağıtalım?
Zeynep kısa süreliğine durakladı, gözleri doldu ama hemen toparlandı.
Sağ ol, gerek yok. Sen özgürlüğünün tadını çıkar, ben böyle iyiyim, dedi ve konuyu kapattı.
O gün, Derya bunları geçiştirmişti; arkadaşının yorgunluğuna, ruh haline yorup üstünde durmamıştı. Ama şimdi dönüp baktığında, kıskançlığın öyle açıkça kötü niyet olarak değil de, içten içe bir sızı, çaresizlik olarak biriktiğini fark etti. Arkadaşının, Derya biriyle çıktığında bakışlarını kaçırması, gülüşünün zoraki oluşu, sohbet arasında aniden susması; tüm işaretleri gözden kaçırmıştı.
Ne yapacağız? dedi bir süre sonra Derya, artık korku kadar kararlılık da sesindeydi.
Hemen gidelim, yüzleşelim, dedi Emre kararlı bir şekilde.
Beraberce Zeynepin evine gittiler. Zeynep kapıyı açtığında bembeyaz olmuştu; elleri istemsiz yumruk olmuştu.
Ne oldu, bir şey mi var? diye titreyen bir sesle sordu.
Oyun oynama! dedi Emre sert bir sesle. Mesajları sen gönderdin, kanıtımız var.
Zeynep bir adım geri çekildi; yeni bir öfke patlaması, ardından gözlerinde yaşlar.
Evet, bendim! diye bağırdı. Ne yapabilirdim ki? Derya hayatın baş tacı! Güzel, özgür, derdi yok! Ben ise yükten başka bir şey değilim!
Sesinde yılların acısı, öfkesi ve umutsuzluğu vardı.
Senin bir gününü bilmeden konuşmak kolay. Her defasında Emreyle buluşmalarınızı anlatırken içim sıkışıyordu, kıskanıyordum. Sen şanslısın! Ben ise sadece, senin de benim gibi hissetmeni istedim. Kusursuz hayatında bir çatlak oluşsun istedim! Her şeyin yolunda gitmediği duygusunu tadacaktın!
Derya, Zeynepi dinlerken göğsünde keskin bir acı hissetti. Karşısında yıllarca sırlarını paylaştığı Zeynep değil, yabancı biri duruyordu; acıdan, öfkeden gözü dönmüş.
Sırf kıskandığın için hayatımı mahvetmek mi istedin? dedi kısık sesle. Sesinde öfke değil, derin bir acı vardı. Emrenin gözünde beni aldatıyormuşum gibi göstermek mi istedin?
Ne yapabilirdim ki! dedi Zeynep acı bir şekilde güldü ve sesi inceldi. Sen hep ortalığın yıldızıydın, ben ise gölgede kaldım. Beni isteyen erkekler iki çocuğa tahammül edemedi. Hep terk edildim. Çünkü problemim çok, dertsiz değilim!
Emre Deryanın yanına geçti, siper alır gibi durdu.
Yeter! dedi tok bir sesle. Sözü bıçak gibiydi. Bir adım öne geçti, söylenenlerin Deryaya ulaşmasını engeller gibi. Yaptığın çok yanlış. Bunun bir sonucu olmalı.
Zeynep bir an başını eğdi, gözlerinde pişmanlık parladı ama hemen öfkeyle sakladı.
Ne yapacaksınız? Polise mi gideceksiniz? Sesi alaycıydı.
Polise gerek yok, dedi Emre sakin. Biz senin Deryayı rahat bırakmanı istiyoruz. Bir daha böyle bir şeye kalkışmayacağına söz ver.
Zeynep, Deryaya baktı. Bir çocuk gibi içten bir üzüntü yüzünden geçti ama hemen kendini toparladı.
Sanki bilmiyordun kıskandığımı! dedi Zeynep, sesi titriyordu. Hatırlıyor musun, geçen yıl doğum günümde herkes yeni işinden bahsetti, ben ise köşede pastayla bekledim. Kimse halimi sormadı!
Derya o geceyi sanki yeni yaşamışçasına hatırladı. O gün moralinin yüksek oluşuna, sürekli muhabbetin odağında oluşuna o kadar kapılmıştı ki Zeynepin kendi halinde oluşunu fark etmemişti. Şimdi tüm parçalar yerine oturuyordu.
Zeynep, seni gölgede bırakmak istemedim. Sadece o gün mutluydum. Ama hiç arkadaşımı rakip görmedim. Seni hep eşit gördüm, dedi.
Benim yerimde olmak nasıl bilmiyorsun! dedi Zeynep saçlarını elleriyle çekerek. Güzel, başarılı, yanında sevgi dolu bir adam Bende ne var? İki çocuk, boğazıma kadar kredi, evliliğimin acısı. Tabii ki kıskandım. Ve senin de mutsuzluğunu istedim, anlamak için.
Emreyi dinledi, karşılık vermeden.
Kıskançlık kendinle alakalıdır. Sen ise yanlış yolu seçtin ve bir başkasına zarar verdin. Bu seni sadece daha yalnız bırakır, dedi Emre, sesinde sert bir gerçekçilik vardı.
Zeynep, sanki tokat yemiş gibi irkildi. Sözlerine devam edemedi, başını önüne eğdi; omuzları titredi, gözyaşları sessizce yanaklarından süzüldü.
Özür dilerim, zar zor fısıldadı. Böyle olmasını istememiştim. Her şey içime birikti. Yıllarca sustum, boşanma, yalnızlık, çocuklarla tek başına mücadele Başaramadım.
Deryada ise aynı anda bir acı, bir hüzün ve dostuna karşı bir şefkat uyandı. Zeynepi, kötü bir insan olarak değil, acılarıyla boğuşan bir kadın olarak gördü. Yakın zamanda geçen bir sohbeti hatırladı: O gün kafede Zeynep bardaktaki azalan kahveyi karıştırırken Senin hayatın başka gibi. İş, aşk, hobiler Her şey senin için kolay. Ben ise zombiyum. Her gün başa sarıyor. Zor. demişti.
Derya o an ona destek önermişti: Senin de harika çocukların var, çok yeteneklisin. Özgeçmişine birlikte bakalım, yeni işlere başvur; belki evine yakın bir yerde çalışırsın, kendine de vakit ayırırsın. Zeynep ise İki çocukla kim beni ister? Herkes bakıcı, hastalık, sorun görüyor. Sen ise özgürsün. Bu da insanın içini acıtıyor. demişti.
O gün o laflara kulak asmamıştı Derya. Şimdi ise o kırık dökük dostunun yardım çığlığını vaktinde duyamadığı için pişmandı.
Zeynep, bu kadar acı çektiğini bilmiyordum. Söyleseydin birlikte bir yol arardık. Ama yaptığın, bana ve Emreye zarar verdi, güvenimi kırdın. Unutmak kolay değil, dedi, sesinde derin bir kırgınlık vardı.
Haklısın dedi Zeynep, gözyaşlarını silerken. Affını da istemiyorum. Sadece bil, sana İstemeden kötülük ettim. Çünkü mutsuzluğunun bana biraz huzur getireceğini sandım. Aptallıktı.
Emre, Deryanın omzuna dokundu.
Burada bitirelim. Derya, bu açıklamayı kabul edebilecek misin?
Derya susup düşündü. Kızgınlığı çözülüyordu, onun yerinde olmanın ne kadar zor olduğunu anlamıştı.
Sana kızgın değilim ama bu dostluk, iyileşmeden devam edemez, dedi. Ben arkadaş isterim, gölgemde yaşayan biri değil.
Zeynep başını salladı, gözünden bir damla yaş daha aktı.
Teşekkür ederim, en azından dinledin. Affetmemeni anlıyorum, dedi.
Derya ve Emre arkasını dönüp eve çıktılar. Hava kararmış, caddedeki ilk lambalar ıslak asfaltta sarı halkalar oluşturmuştu; kısa bir sonbahar yağmurundan sonra havada ıslak yaprak kokusu vardı. Derya derin bir nefes aldı. İçindeki yük hafifliyordu.
Kendimi bomboş hissediyorum, dedi Emrenin omzuna yaslanarak. Gerçekleri öğrendim ama içim acıyor. Sanki bir şeyi kaybettim.
Doğal bir his, dedi Emre onu sarıp ısıtırken. Yakınından gördüğün birinin ihaneti yaralar. Ama artık gerçeği biliyorsun ve birlikte yolumuza devam edebiliriz. Yalnız değilsin, buradayım.
Evet, dedi Derya, gözlerinde umut ışığı yanarken. Birlikte, ileriye.
Beraber sokakta yürüdüler. Her adımda ruhundaki ağırlık biraz daha azaldı. Derya biliyordu ki, önünde hem kendine hem de başkalarına karşı yapacağı çalışmalar vardı. Ama yanında onu gören, anlayan biri olduktan sonra her şeyin daha kolay olacağı yine de kesindi Ve bu, hayattaki en büyük şanstı.




