Ailem Benim
– Vay, Elifim Ne kadar güzelsin! Hatice hayranlıkla derin bir iç çekip kızının odasına adım attı.
Elif aynanın önünde duruyor, en yakın arkadaşı ve aynı zamanda küçük kuaförü Zeynepin duvağını takmasını bekliyordu. Son hazır tokalar yerleştirildi, Elif annesine döndü.
– Gerçekten mi anne? Güzel olmuş mu?
– Muhteşem, kızım! Sen en güzel gelinsin! Hatice bunu söylerken ister istemez gülümsedi. Zamanında, Hatice’nin annesi de aynı sözleri ona söylemişti Belki de her anne kızına bu kelimeleri, gelinlikle bakarken söylerdi.
Gelinliği seçmek uzun sürdü. Elif kıyafet konusunda pek titizdi. Ne moda umurundaydı, ne başkalarının lafı. Yeter ki kendine yakışanı istiyordu. Zevki yerindeydi, vücudu bütün kıyafetleri kaldırıyordu, bu yüzden kimse Elife yakışmayan bir şey dememişti bugüne kadar. Gelinlik seçerken de modanın peşinden gitmedi kapalı ve kabarık bir model olsun istemedi. Farklı bir şey arıyordu, herkes gibi olsun istemiyordu. Mağazada görevli çok şaşkındı, nasıl memnun edelim bu gelini? Yetişen ise mağaza sahibi Gülendam olmuştu.
– Sende aradığını bulabileceğin bir model var gibi geliyor bana.
Salondan çıktı, iki dakika sonra yeni bir kılıfta bir gelinlikle döndü. Çıtırtıyla paketinden çıkartınca Elifin gözleri parladı. İşte, aradığım!
Sade çizgiler, hiç süsleme yok, kumaşı ise çok gösterişli. Elif aynada döndü, bedenine tam oturmuştu. Hiç tadilata gerek yoktu.
– Nasıl buldunuz?
– Bunu alıyorum!
Gülendam hafifçe gülümsedi, gözlerinde bir an eski bir hüzün yankılandı ve silindi. Elifin bilmesine gerek yoktu ki o gelinliği aslında kendisi için sipariş etmişti. Ama o evlilik olmadı. Severek, güvenmeden evlenilmezdi ki Emir, neden böyle yaptın? Sevmiştim, aile, çocuklar istemiştim Sen kandırdın, bir oraya bir buraya koştun, kimi seçeceğini bilemedin. Şimdi tercih senin Gülendam bir an yerleşen düşünceleri kovmak için başını silkti. Olmuş bitmişi pişmanlıkla düşünmenin anlamı olur mu? Hayat devam ediyor.
– Bu gelinliğin şahane bir duvağı da var. Hemen getiriyorum.
Elif annesine göz kırptı:
– Demedim mi anne, gönlüme göre bulacağım diye?
Hatice başıyla onayladı, öyle mutluydu ki Gün gelecek, bugünü hatırlayınca en mutlu anı olarak anacak. Düğünü öncesi Hatice kendi gününü hatırladı. Onun zamanında böyle elini kolunu sallayıp beğendiği gelinliği almak kolay değildi. Ya mevcut kalıplarda gelinlik buluşturulurdu, ya da diktirilirdi. Haticenin gelinliğini annesinin yakın arkadaşı mahalle terzisinde dikmişti, bir teyzeden kumaş bulunmuştu, bir diğeri de düğmesini, telini getirmişti. Ve ortaya harika bir gelinlik çıkmıştı. Ama mutluluk getirmedi. Kızının, Elifin ikinci yaşında onlar ayrılmıştı. Yeni sevgiler, yeni dertler Eski eşi, Elifin babası, ona da çocuğa da ihtiyaç duymamıştı. Elif babasız büyüdü, o ise düzenli nafaka yatırdı o kadar. O da, başka türlüsünü yapsa ayıplanırdı; herkes doğru insan olduğunda şüphe etmek istemezdi. Hayat değişimlerle doluydu. Artık başka aile Öyle büyük sorun değildi. Ama kızıyla babasının ilişkisini inatla kopuk tutmuştu.
– Fazla sorun istemiyorum, dedi babası.
Hatice de üstelemedi. Sevgisiz bir baba yerine, hiç baba olmaması, daha iyiydi.
Kızının hayatında iyi bir baba figürü olsun diye çabalamıştı. Ama Elifin üvey babasıyla da arası olmamıştı. Haticenin bir seneden fazla beraber yaşadığı adam, çocukları sevmeyen biriydi. Haticeyi seviyordu belki, ona göre, ama Elife baba olmaya hiç istekli değildi. Karnını doyurmak, üzerine bakmak dışında fazladan sorumluluk istemiyordu. Bir gün tartışırken Kızı babasının yanına verelim deyince, Hatice sessizce adamın eşyalarını toplayıp evden göndermişti.
– Kızım, biz böyle yaşamayı da biliriz. Kimseye ihtiyacımız yok.
Elif o zaman pek anlamamıştı, ama annesinin onu seçtiğini, yanında durduğunu hissetmişti. İçine işlemeyen bir güven duygusu Belki de bu yüzden büyüyünce ve genç kız olunca Hatice ile Elifin hiç sorunu olmamıştı. Annesi onun için en kıymetli insandı.
– Elifim, hadi vaktin doldu. Yoksa geç kalırsınız. Hatice nazikçe duvağını düzeltti, kızının alnına ufak bir öpücük kondurdu. Mutlu ol kızım, hayat seni gül gibi sarsın!
Elif ellerini şaklattı, gülerek:
– Anne! Ağlatacaksın insanı, Zeynep direnir, makyajımı bozarsam vuracak! Bir saat uğraştı, doğal dursun dedi. Her şey akacak şimdi!
Annesine sarılıp fısıldadı:
– Söz, elimden geleni yapacağım
O büyük gün rüzgar gibi geçti. Hatice döndüğünde ev bomboştu, kapıyı kapatıp antredeki küçük bankta bir süre oturdu. Şimdi yalnız kalmıştı. Elif, kocasıyla birlikte, ona verdiği annesinin evinde yaşayacaktı. Kızı, yeni eşi Musa ile birlikte, büyükannenin eski evindelerdi. Musanın evi yoktu, Elif de Musanın ailesiyle oturmayı önermişti bir an. Ama Hatice kızına hiçbir şey açtırmadı, o gün damadı gittikten sonra Elife evin anahtarlarını uzattı.
– Size ev lazım kızım, kiracılar artık çıkacaklar, rahat rahat yaşarsınız.
– Ama kiracıdan gelen para senin gelirindi? Biz geçici bir yer bulurduk zaten!
– Ne kadar ihtiyacım olabilir ki? Hâlâ çalışıyorum, idare ederim. Siz birlikte olun, kendi evinizde olun. Kirada olmak yerine kendi evinizde yaşayın.
Elif anahtarlarını sıkarak sevincini göstermişti:
– Annecim sağ ol! Kendi yuvam bir adım uzakta sanki!
– Yuva mı?
– Evet! Büyük bir ev istiyorum. Herkese yeten bir yer. En az üç çocuk odası isterim! Elif utandı, annesine sarıldı. Fazla mı oldu?
– Aksine kızım, ne kadar çocuk olursa o kadar iyi, yeter ki sağlık, huzur olsun!
– Ne güzel beni anlıyorsun
– Hem çocuklarının da genç bir anneannesi olacak. Hatice güldü, kızının başını okşadı. Yuvana sahip ol, dilediğin gibi yaşa!
Annesi, kızına düğün arifesinde damadın ailesiyle yaptığı konuşmayı anlatmamıştı.
Geleneklere göre kız evinde nişan, söz yapıldı. Hatice bütün gün mutfakta geçti. Elifle yaşadıkları sade olduğu için, mutfakta ustalığını gösterecek pek fırsatı olmuyordu, nihayet gelen akrabalarla birlikte elinin lezzetini gösterecekti.
Musanın anne ve babası ilk bakışta iyi insanlardı. Ama bu ilk izlenim çabuk geçti. Kaynanası, tabakta balığı karıştırıp küstahça mırıldandı:
– Her şey bizim gibi değil Tuhaf
Hatice şaşkınca kaşlarını kaldırdı. Babaannesinin tariflerinden fırında balık her sofrada beğenilirdi. Etleri de saatlerce pişirmişti. Kayınpederi sessizce tabağına bir koydu, bir aldı, belli ki yemek hoşuna gitti.
– Elif de yemek yapamaz herhalde? dedi Musanın annesi Hacer Hanım. Öğreteceğiz her şeyi. Yerimiz büyük, alanımız fazla. Hatta iyi, birlikte yaşarlar, Elif hem alışır Musayı nasıl mutlu edeceğine, hem rahat eder. Oğlum nazlı büyüdü, tek evlat. Elif de sizin tek kızınız?
– Evet.
– Hiç babası olmadan büyüdü yani?
– Öyle oldu.
– Bütün aile ortamını görmek çok önemli. Evde bir baba olmayınca, kız çocukları nasıl hanım olur, nasıl yuva kurar bilemez. Biz Elifi seviyoruz ama, bir annenin yetiştirdiği kızın aile düzenine alışması zordur.
Hatice şaşkınlıkla susuyordu, Elif ise masanın altında üç kere annesinin ayağına hafifçe dokundu; anne, sus. Daha önceden uyarmıştı: Musa ailesine hiç benzemiyor, annem, dedi. Sakin ol. Biz hallederiz.
Hatice onu dinledi. Elifin Musayı seçerken her şeyi çok düşündüğünden, artıları eksileri tarttığından emindi.
Sofra bitip mutfağa çekildiklerinde, Hacer Hanım mutfakta fırsat bulup Çocuklarla baş başa konuşabilir miyiz? dedi. Eşi Turan arka tarafta, sessizce bakıyordu. O da bu düzenden hoşnut değildi, ama eşine karşı bir şey demek istemiyordu. Hatice de başını salladı.
– Hatice Hanım Artık bu saatten sonra resmiyetin anlamı yok Ben bir anneyim, sizin gibi. Oğlumun hayatının düzgün olması için ne gerekiyorsa yapmak zorundayım. Şu an bir anne olarak en hassas noktadayım, oğlum büyük bir karar veriyor. Umarım bu doğru karar olur, tekrar tekrar yapmak zorunda kalmasın
Bir cevap alamayınca devam etti:
– Elifi sevdik. Ama sizden öğrenmem gereken çok şey var.
– Buyurun, dinliyorum. dedi Hatice.
– Elifin babasıyla ilişkiniz bitti biliyorum. Onun ailesiyle ilişkiniz nasıl? Orada ciddi bir hastalık var mıydı? Neden ayrıldınız? Alkolik miydi, sorumsuz mu?
– Hiçbiri.
– Daha detaylı? Bizim genetik açısından bilmemiz lazım. Musa ile evlenecek, çocuk olup olmaması kararını bile etkiler. Siz doktorsunuz, iyi bilirsiniz. Elifin tek ebeveynli büyümüş olması bir yana, üstelik çalışıyordunuz; kızınızla yeterince ilgilenemediniz, anlıyorum. Ama ben de kendi çocuğum için bilmem gerekir
Hatice, sabrı taşmak üzere derin nefes aldı. Soruların ucu yok, annelik kaygısı ile kadın nezaketi başka şeydi.
Ama Elif sessizce mutfağın kapısından bakıp başını salladı; Anne, sakın kavga çıkarma, oluruna bırak demek istiyordu.
– Elif?
– Annecim, masadakileri toparladım, çayı demliyorum. Anneannemin çaydanlığını da koyayım mı?
– Koy kızım, bakarız, sen halledersin.
Elif çıkınca, Hatice döndü:
– Elifin sağlık geçmişi pırıl pırıl, istersen dosyasını sunarım. Sen de çocuğun da rahat olsun. Kimse soyağacını sormak zorunda değil. Ben de sizinkini merak etmiyorum, gençler aralarında çözer. Anlıyorum, kaygını saygıyla karşılıyorum, yalnız umarım bu kaygı bir ömür tekrara düşmenize neden olmaz.
Ev yapımı pasta tepsisinin kapağını açtı:
– Çocukları bekletmeyelim. Yardım eder misin?
O akşamdan sonra bir daha karşılaşmadılar. Elif ve Musa zaten çalışıyor, düğün hazırlığını kendileri üstleniyordu.
İki yıl sonra Elif ve Musa kendi evlerini yapma kararı aldılar. Büyükannenin evini satıp, parasını arsaya yatırdılar. Elif hamileyken inşaata iyice adapte olmuş, neredeyse usta başı gibi davranıyordu. Bazen ustalar bile şakacıktan Elif Hanım, nasıl isterseniz! derlerdi. Doğuma kadar iş yetişmedi, Elif taburcu olunca Hacer istemese de Musa, yeni doğan kızlarını, Sudeyi, Haticenin evine getirdi.
– Affet, anne, yine sana geldik, diye Musa çocuk beşiğini Haticenin yatak odasına koydu.
– Çok doğru yaptın, dedi Hatice. Neden panikliyorsun baba? Aç kundağı, terler şimdi çocuk.
– Korkarım ben
– Boşuna korkma. Senin kızın; içgüdülerin seni yanlış yaptırmaz. Denemeye başla.
– Anne, Elifin haberi olmadan karışma, dedi ona sessizce.
İlk banyo, ilk gezinti Musa gayet başarılıydı. Ertesi gün torununu görmeye gelen Hacer yine burun kıvırdı:
– Erkek işi değil, çocukla uğraşmak
– Kalıp dediğin şey, diye net bir şekilde cevapladı Hatice, damadına da gülümsedi.
Kendi beceriksizliğini, içinin gitmesini torununu ebeveynlerinden almak istemesini anlatmadı. Tüm anneannelerin, babaannelerin elinden gelir, ama gerektiğinde sabredilmeliydi.
Sude sağlıklı, güçlü büyüdü. Yeni evlerine taşınıp kısa sürede Elif ikinci çocuğa karar verdi; bu mutluluğu hastalık böldü.
– Anne, Sude’nin ateşi var Elifin sesi telefonda titriyordu.
– Çok mu yüksek?
– Hem de düşmüyor.
– Hemen ambulansı çağır, ben çıkıyorum!
Hatice, gece şehrin içinden hızla geçerken dua etti; yeter ki ciddi bir şey olmasın.
Duaları zamana takıldı mıydı, bilinmez Ambülans, reanimasyon Doktor, Bekleyin, her şeyimizi yapıyoruz dedi, iki gün geçti.
Elif hastane koridorunda duvar oldu, Hatice ona anca çay, kahve, yiyecek taşıdı.
– Güçlü olmalısın kızım, Sude iyileşince sana ihtiyacı olacak.
Musa iş-hastane arası perişandı, Hatice damadını sıkıca kucakladı:
– Dayan! Sen ayakta kalmazsan Elif darmadağın olur.
Hacer de gelmişti. Sorular yağdırıyordu:
– Neden, niye, aileden mi, enfeksiyon mu?
– Hacer Yeter! dedi Hatice ilk kez öfkeyle. Ne fark eder şimdi?
Hacer sustu. Elif yere kapaklanmış gibi sessizdi, Musa karısının elini tutuyordu. Hatice ise ilk defa içinden geçenleri saklamadan gözleriyle lafı bitirdi.
İki gün sonra Sude kendine geldi, hemen annesini istedi. Taburcu oldular.
Birkaç gün sonra Hatice tekrar çocukları ziyarete gittiğinde Elif yanına yanaştı:
– Anne, bekle. Musa ile konuşmak istiyoruz.
Hatice gözyaşlarıyla gülümsedi, beklediği müjde:
– Annecim, bizimle kalır mısın bir süre?
– Tabii! Bunu niye soruyorsun ki, hemen gelirim. Sonuçta iki çocuğun olacak, Sude de yoracak seni
– Sen olmasan böyle toparlanamam, Musayı da unutma!
Küçük kardeşi henüz battaniyenin altındayken başını uzatan Musa, gülerek:
– Rahatsız olmayacaksın değil mi?
– Geçici işçi gibi geleceğim! dedi Hatice kıkırdayarak ama onlara taşınmayı doğru bulmuyordu. Ama kalıcı olarak değil. Aile olmak başka, yardım etmek başka. Ama senin her daim yanındayım kızım!
Eve döndüğünde telefon çaldı.
– Hatice? Bunu anlamıyorum. Neden sen? Bence ben daha faydalı olurdum, çocuklarla da haşır neşirim, işim yok, vaktim çok
– Hacer Hanım, bu benim kararım değil. Bunu çocuklarla konuşman gerekir.
– Musa beni dinlemedi bile! Bu gönlü ona nasıl böldün bilmiyorum, ama çok tuhaf. Kendi annesini bırakıp kayınvalidesini tercih ediyor, yakışık alıyor mu?
– Sebebini ona sorabilirsin. Sen en son ne zaman Sudeyi ziyaret ettin?
– Ne gerek var, zaten başında sen bekliyorsun, yemek götüremiyorum ben, sen hepsini yapıyorsun!
– İşte cevabın o. Özür dilerim, fazla konuşamayacağım, hoşça kal.
Hatice telefonu kenara koydu. Ailede dengeyi bozmak kolay, sağlamak zordu. Hacer bunu anlamasa da Hatice çok iyi biliyordu. Derhal damadını aradı.
Üç yıl sonra.
– Anneanne, bugün beni dansa sen mi götüreceksin, yoksa Hacer anneanne mi?
– Bugün ben götürüyorum. Hacer anneannen Poyrazla parkta. Annenin işi var.
– O zaman senin evinde yemek yiyeceğim?
– Evet.
– Yaşasın! Kendi yaptığın çöreklerden olur mu, geçen seferkilerden?
– Hoşuna gitti mi? Yaparım. Hatice dikiz aynasından, oto koltuğundaki Sudeye baktı.
– Anneanne
– Efendim canım?
– Hafta sonu bizi hayvanat bahçesine sen mi, anneanne Hacer mi götürecek?
– Hep birlikte gideriz. Dedeni de alırız, gezeriz.
– Bana balon da alır mısın?
– Hem balon, hem dondurma, hem pamuk şeker!
– Harika! mutlu iç geçirdi Sude. Ama Poyraza da balon alın he mi?
– Tabii, Sudem.
– Anneanne
– Efendim?
– Sana bir sır verebilir miyim? En gizlisinden.
– Söyle bakalım.
– Yakında bir kardeşim daha olacakmış.
Hatice şaşkınlıkla kaşını kaldırdı. Doğruysa, Elif gerçekten son zamanlarda daha mutlu, daha gizemli gülümsüyordu ama hiçbir şey söylememişti. Hatice torunuyla birlikte yaşayan, yakından, yardım eden bir anneanne olmayı istememişti. Uzakta ama her zaman destekçi olmayı tercih etti. Elif saygıyla dinliyor, haberleri önce Haticeye değil, Musaya anlatıyordu.
Her şey zamanla rayına oturmuştu, tartışmasız olmuyordu, ama başarmışlardı. Herkes bir yerde susmayı, gerektiğinde uyum sağlamayı öğrenmişti. Sude ve Poyrazın artık iki anneannesi, bir dedesi vardı.
– Nereden biliyorsun? Hatice radyoyu kıstı.
– Annemle babam dün konuşuyordu. Ben uyuyorum sandılar. Anneanne Kardeşim kız olursa istiyorum, olur mu?
– Neden soruyorsun tatlım?
– Şey, eğer erkekse üzülür ya İstememiş olurum
Hatice güldü. Ne kadar düşünceli bir torunu!
– Sudem, Poyrazı seviyor musun?
– Çok!
– O zaman yeni kardeşi de seversin. O da seni sever. Öyle değil mi?
– Evet!
– Şimdi sabredelim, bakalım annene ne diyecekler. Hem biliyor musun?
– Ne?
– Ben de hep erkek kardeş isterdim, iki tane olsa keşke!
– Gerçekten mi?
– Vallahi.
– Tamam. O zaman ben de beklerim!
– Bir de biliyor musun? Yeni yıl armağanı gibi, kutuyu açmadan içini bilemezsin
– Peki sen bana yılbaşı hediyesi aldın mı? Sude kurnazca sordu, Hatice torununu arabadan indirirken.
– Yılbaşına daha var. Ama doğum günün hediyesi alınmış durumda. Bilmek ister misin?
– Evet!
– Hacer anneannen de almış. Ama ne olduğunu söylemem!
– Aaaa!
– Sabret tatlım. Doğum gününe az kaldı.
Sude çantasını sırtlayıp eve koştu.
Hatice de havuz çantalarını bagajdan alırken, Poyrazı kucağında taşıyan Hacere başıyla selam verdi:
– Selam anneanne!
– Sana da selam! Hacer gülümsedi. Biz parka gidiyoruz.
– Biz de dansa, ama üstümüzü değiştireceğiz.
Hatice, Lizeye yaslanan Sude’nin hızla ve heyecanla bir şeyler anlatışını izledi. Hayat bazen ne kadar zor, ne kadar kolay; yanındakileri sevmek, dinlemek, görmek, bilmek İhtiyacı olmak, ve ihtiyaç duyulmak Aile olmakArka bahçeden çocukların kahkahaları yayıldı; hayatın en güzel seslerinden biri. Hacer ve Hatice bir an birbirlerine, sonra kısa bir süreliğine uzaklara baktılar. O eski kırgınlıklar, kıskançlıklar, anne olmanın bin bir türlü halinden doğan iç burkulmaları, bu yaz akşamında yumuşak bir rüzgar gibi yanlarından geçti.
Sonra Hacer, Poyraz’ı omzuna yaslayıp Hatice’ye döndü:
– Senin çöreklerin hâlâ çok güzel, dedi, göz kırptı, Sude anlatıyor da! Bir gün birlikte yapalım mı?
Hatice gülümsedi. İçinde, eskiden buz tutmuş koskoca bir göl bir damla güneşle çözülmüş gibi oldu:
– Elbette. Hangi gün istersen.
İki anneanne, ilk defa sessizce ve iç rahatlığıyla yan yana yürüdüler. Arkalarında, ellerinde balonları, önlerinde kayısı ağaçları arasında koşuşan torunlar ve onları izleyen anneleriyle babaları, hayatın halkasına başka bir halka ekliyordu.
O günün akşamı Elif annesine bir mesaj attı: Annecim, bugün seni ve Haceri parkta gördüm. Keşke insanın her daim yanında annesi olsa. Ama en güzeli, çocuklarımıza iki anneanne verebilmektir Aile olmak, demek ki çoğu zaman sadece kandan ibaret değilmiş.
Sonra Hatice, masa başında otururken, kendi annesinin eski fotoğraflarına baktı; yan yana yer alan kadınlar, çocuklar, büyüyen aileler. Dudaklarında ince bir gülümsemeyle düşündü: Ailem benim Ne çok yer açılmış gönlümde, ne çok yol yürümüşüm. Zarif bir sabırla, dirençle, sevgiyle. Şimdi ise, çoğalan kalplerle büyüdükçe, eksilen hiçbir şey kalmadı.
Birazdan mutfaktan çocuk sesleri yankılandı. Sude bağırdı:
– Anneanne, balonum uçtu!
Hatice ayağa kalktı, pencereden baktı. Balon gökyüzüne doğru süzülüyordu.
Gökyüzüne bakan torununa, sessizce şu cevabı verdi:
– Uçan her şey bir gün geri döner, Sudem. Belki balonun değil, ama sevgin hep burada, yuvanda, kalbimizde kalır Yeter ki kalbini açık tut.
Ve Hatice kapıyı açıp, torunlarının yanına, hayatın tam içine yürüdü. Sevginin ailesi olurdu; yeryüzünde en kalıcı yuva da, işte böyle kurulurdu.




