Cüzdanımı kaybettim. Onu, yüzünü aile fotoğraflarımızdan tanıdığım bir adam bulup getirdi. Ama kim olduğunu bana kimse hiç anlatmamıştı.

Cüzdanımı kaybettim. Onu bulan adamın yüzü bana çocukluk fotoğraflarından tanıdıktı. Ama kim olduğunu kimse hiç anlatmamıştı.

Cüzdanımı İstanbuldaki büyük bir alışveriş merkezinde kaybetmişim. Eve dönene kadar farkında bile değildim; heyecan ve panikle çantamı, montumu, arabamı didik didik aradım. Yoktu. Kartlar, kimlik, nakit para; hepsi gitmişti. Polis karakoluna bildirdim, hesap kartlarımı anında kapattırdım, kendime çok kızıyordum ve hayatımda ilk kez bu kadar sarsılmış hissediyordum.

İki gün sonra kapı zili çaldı. Ayşe Demir hanım mı? dedi yaşlı bir erkek sesi. Sanırım size ait bir şey buldum. Cüzdanınızı buldum. İçeri girebilir miyim?

Yüreğim ağzımda merdivenlerden indim. Kapıda yetmişlerinde, bakımlı, saçları bembeyaz, lacivert bir pardösü giymiş bir amca duruyordu. Elinde cüzdanımı tutuyordu.
Alışveriş merkezinin girişinde, bankta buldum” dedi. “Herhalde biri bırakıp gitmiş.
Teşekkür ettim, içeri buyur ettim, bir çay ikram etmeyi teklif ettim.

Nazikçe reddetti. Ama gitmeden önce beni dikkatlice süzüp sordu:
Adınız gerçekten Ayşe mi?
Şaşırarak başımı salladım.
Hüzünlüce tebessüm etti. Öyle düşünmüştüm. Tıpkı Ela’nın gözleri var sizde.

Donakaldım. Annemin adı Elifti; ailede herkes ona Ela derdi.

Affedersiniz, annemi tanıyor musunuz? dedim.
Adam bir adım geri attı. Belki konuşmamalıydım Ama bu kadar benzeşeceğinizi düşünmemiştim. Özür dilerim. Tam arkasını dönüp gidecekti ki, hızlıca ekledim:
Lütfen bekleyin. Sizi çocukluğumdan beri tanıyorum aslında… Annemin çekmecesinde bir fotoğraf vardı. Hep eski bir dost derdi. Ama kim olduğunu hiç söylemezdi.

Bir an durakladı, derin bir nefes aldı.
Zamanında annenize çok yakın biriydim, diye fısıldadı. Çok yakın.

Onu içeri davet ettim.

Mutfakta karşılıklı oturduk. Çayına dokunmadı.
Anneniz benim nişanlımdı. Eski Istanbulda, 1972 yılında evlenmek üzereydik. Ama hayat araya girdi.
Bir anda nutkum tutuldu.
Babam evliliğimize karşı çıktı. Aile baskısı çok fazlaydı. Cesaret edemedim. Almanyaya gittim, onu burada yalnız bıraktım. Döndüğümde hayatında başka biri vardı. Beni görmek istemedi. Sonra hamile olduğunu öğrendim ama kimse bana çocuğun benim olup olmadığımı söylemedi.

Uzun uzun bana baktı.
Peki, sonra ne yaptınız? diye kısık sesle sordum.
Bir kez evlerine gittim. Sizi uzaktan gördüm. Üç yaşındaydınız belki. Annenize ne kadar benzediğinizi görünce dayanamadım. Kaçtım. Senelerce uzaktan izledim. Bir keresinde mezarlıkta sizi görmüştüm. Biliyorum, tuhaf geliyor. Ama asla hayatınızı alt üst etmek istemedim.

Ne söyleyeceğimi bilemedim.
Yani belki benim gerçek babam siz misiniz? dedim usulca.
Başını eğip onayladı. Hiçbir beklentim yok, kızım. Sadece mutlu musun, onu bilmek istedim.

Sonra uzun uzun konuştuk. Hayattan, seçimlerden, bir anlık korkaklığın hayatı baştan sona nasıl değiştirdiğinden Ayrılırken bana bir telefon numarası ve bir zarf bıraktı. Zarfın içinde annemle birlikte çekilmiş siyah-beyaz, sıcacık bir fotoğraf vardı. Arka yüzüne eski bir el yazısıyla Her zaman B. 1971 yazılmıştı.

Birkaç hafta geçti. DNA testi yaptım. Sonuç doğru çıktı; o, biyolojik babamdı.

Bunu eşim dışında kimseyle paylaşmadım. Babam, yani beni büyüten insan, yıllar önce vefat etti; annem de sırrını mezara götürdü. Ama şimdi geçmişimi daha iyi biliyorum. Ve içimde derin bir yer biliyor ki, bazı aşkların izleri hiç silinmiyor. Bazen çekmecede saklı bir fotoğrafta, bazen de yıllar sonra kapını çalan bir yabancının gözlerinde saklı kalıyor geçmişin, kimliğin, sevgin.

Rate article
Lifequest
Cüzdanımı kaybettim. Onu, yüzünü aile fotoğraflarımızdan tanıdığım bir adam bulup getirdi. Ama kim olduğunu bana kimse hiç anlatmamıştı.