Derya, ailesinden getirdiği hediyelerle eve beklenenden erken döndü. Kocasına güzel bir sürpriz yapmak istemişti; fakat İbrahim, onu sıcak bir şekilde karşılamak yerine markete gönderdi. Sonrasında yaşananlar ise tam anlamıyla beklenmedikti.

Derya annesinin hazırladığı hediyelerle beklenenden üç gün önce eve döner. Eşine sürpriz yapmak ister, ama Ali ona sıcak bir karşılama yerine markete gitmesini söyler. Sonuçlar hiç beklediği gibi olmaz.

Ağır çantalar omzunu öyle çekiyor ki, Derya istemsizce inliyor. Son iki aydır bel ağrısı da peşini bırakmıyor. Dikkatlice poşetleri durağın eski kaldırımı üstüne bırakıyor.

Derin bir nefes alıyor. Karnındaki bebek huzursuzca kıpırdanıyor; altıncı ay kolay değil. Hele kocasını şaşırtmak için, aile ziyaretini anlaşılandan erken bitirip tekrar eve dönmüşken. Aliyi o kadar özlemiş ki, otobüsle son yüz kilometrede direkleri sayarak gelmiş.

Acaba Ali şimdi ne yapıyordur? Muhtemelen Deryanın evlerine yalnızca on dakika uzaklıkta olduğunu bile bilmiyor. Apartmanın yolu bitmek bilmez. Anne babasının getirdiği reçeller, ev yapımı salam, torun için evin bahçesinden elmalar dolu içi, çantalar bir ton ağırlığında gibi.

Elli metre dayanıyor, sonra anlıyor: Yürüyemeyecek. Sırtı dayanmayacak.

Telefonunu çıkarıyor ve eşini arıyor.

Ali, hayatım, merhaba, diyor telefonda kısık bir sesle.

Derya? Ne oldu? Her şey yolunda mı? endişeli bir ses duyuluyor.

Bir şey yok, geldim ben! Durağın önündeyim, bizim evin karşısı. Gel de şu çantaları birlikte taşıyalım, annem yine doldurmuş her şeyi

Sessizlik. Derya ekrana bakıyor, hatta konuşmayı mı kapattı diye şüpheleniyor.

Durakta mısın? Şimdi mi? Beni niye önceden aramadın? Perşembe dönecektin?

Sürpriz yapmak istedim, Derya somurtuyor. Ali, sevinmedin mi? Çok yoruldum. Hadi çık!

Bekle! Sakın gelme, şey… Gel de… Ya Derya, evde bir şey kalmadı. Dün her şeyi bitirdim. Şöyle yapalım: Köşedeki market var ya, oraya uğra, güzel dana eti al. Bugün işe gitmedim, senin gelişin için evdeyim. Sana güzel bir sofra kuracağım, adam gibi karşılayacağım.

Ne diyorsun Ali? Ben hamileyim, altı aylık, sokakta elimde iki çanta duruyorum!

Belim kopuyor, et mi, patates mi? Evde yumurta var, patates var. Gel de güzelce eve geçelim, dinleneyim istiyorum.

Anlamıyorsun bak, hızlanıyor konuşması. Her şey kusursuz olsun istiyorum. Bak, market tam köşede, tazecik patates de al, bizimkiler soldu. Birinden yardım da isteyebilirsin ya da yavaş yavaş taşırsın olur biter… Ne olur! Her şey ikimiz için. Ben de bu arada hazırlık yaparım.

Derya kızaran ellerine bakıyor. İçindeki öfke kaynamaya başlıyor.

Ali, sen iyi misin? sesi titriyor. Şu halimle, bu çantalarla, market-market koşturmamı mı istiyorsun?

Sen çıkıp almaya gelemiyor musun?

Başladım bile hazırlıklara! Şimdi çıkarsam her şey bozulacak. Derya, nolur, rica ediyorum. Sekiz yüz gram dana eti, bir de küçük file patates. Hadi bekliyorum!

Telefon kapanıyor. Derya karanlık ekrana bakıyor. Aklı almıyor. Tam burada, boş sokakta, soğuk bir lamba altında ağlamamak için kendini zor tutuyor. Oysa sıcak bir karşılama, sarılmak istemişti. Belki de büyük bir sürpriz yapacak? diyor içinden. Göğsünü çekiyor, çantaları topluyor, zorlanarak markete doğru yürüyor.

Derya alışveriş arabasını itip reyonlarda dolanırken, kasiyerden bile acıma bakışları alıyor.

Dana eti taş gibi ağır, patates filesi ise neredeyse kaldırılmayacak durumda. Marketten çıktığında ellerini hissetmiyor, parmaklar kalın kancalara dönmüş.

Telefon yeniden çalıyor.

Aldın mı? Ali neşeyle soruyor.

Aldım, dişlerinin arasından söylüyor Derya. Kapının önündeyim, aç lütfen.

Derya! Sakın çıkma yukarı. Bankta bekle. On dakikam var.

Ciddi misin? artık bağırıyor Derya, yoldan geçenlere aldırmadan. Benim ayaklarım şişmiş, nefes alamıyorum!

Sürpriz hazır değil! Eğer şimdi gelirsin, hepsi boşa gider. İki dakika hava al, yemin ederim bitiyor. Kapatıyorum yoksa yetişemem!

Derya kendini apartman önündeki bankta buluyor. Çantaları yere bırakıyor. O kadar öfkeli ki, o et torbasını alıp üçüncü kat penceresinden atasım geliyor.

On dakika. Sonra yirmi. Derya iyice öfkeleniyor. İçinden, Şimdi içeri gireyim, ne olacak? Evi çiçeklerle mi kapladı? Mum ışığında kahvaltı mı hazırladı? Kemancı mı tuttu? Hiçbiri, şu halimin bedeli olamaz, diyor.

Otuz beş dakika sonra apartman kapısı gıcırdayıp açılıyor. Ali fırlıyor dışarı: atletini ters giymiş, ter içinde, saçı başı dağılmış.

Aaa, bak oturuyorsun Neden suratın asık? Güzel hava… Yürü hadi.

Bu ne hal? Derya gözlerini kısıyor, tutunarak kalkmaya çalışıyor. Üstünden neden deterjan kokusu geliyor?

Görürsün! Ali neşeyle zıplayarak asansöre koşuyor.

Eve vardıklarında Ali kapıyı büyük bir gururla açıp çekiliyor. Derya içeri girince sert çamaşır suyu ve okyanus ferahlığı kokusu karşılıyor onu.

Odayı, mutfağı, banyoyu dolaşıyor. Ev tertemiz. Ortada hiç eşya yok, halı yeni süpürülmüş, kanepenin altına kadar silinmiş. Tozlar alınmış, sehpada biblo bile yok neredeyse.

Eee? Ali parlıyor. Nasıl ama, sürpriz!

Derya ona dönüyor.

Bütün bu kadar mı? diyor yavaşça.

‘Bu kadar’ mı? Ali şaşırıyor. Derya, bak üç saattir temizlik yapıyorum! Her yeri yıkadım, koltuk altlarına kadar. Evi sen gel, hiçbir yere el sürme diye! Sen markette oyalanırken ben de harıl harıl çalıştım.

Deryanın boğazına bir düğüm oturuyor.

Sırf yerleri silmek için mi bana bunları yaşattın? Beni beklemedin; pazara gönderdin çünkü paspas yapıyordun?

Evet! Ali ellerini açıyor. Her zaman şikâyet ediyorsun, Hiçbir işi üstlenmiyorsun diye. Kanıtlamak istedim, bu sefer farklı olsun diye. Sen erken geldin, ben de bitiremedim. O yüzden beklettim, başka çarem kalmadı. Ama şimdi bana teşekkür etmen gerekirken surat yapıyorsun!

Ali, yeter! Derya artık kendini tutamıyor, sesi yükseliyor. Benim için yerin, köşenin, musluğun parlaması önemli değil! Önemli olan bana el uzatıp eve getirmendi. Ağrım var, karnım burnumda! Ben çocuk bekliyorum, Ali! Bunu hiç mi anlamıyorsun? Sen beni sevindireceğine mopla savaş açtın!

Alinin yüzü kıpkırmızı oluyor, bezini lavaboya fırlatıyor.

Yine başlıyoruz! Sabah beşten beri buradayım, sürpriz peşindeyim, evi sana layık etmek için uğraşıyorum. Bir teşekkür yok, feryat figan! Bak ne kadar temiz oldu ev? Düğünümüzden beri böyle olmamıştı!

Bu temizliğin uğruna bana çektirdiğine değer mi? Derya nefessiz kalıyor. Bankta yarım saat bekledim! Üşüdüm! Kasaptan eti, pazardan patatesi zar zor aldım! Bu bir sürpriz değil, işkence!

Hah işkence! Ali mutfağın içinde volta atıyor. Kusura bakma, mükemmel koca olamadım! Bir başka kadın olsa, sevinirdi! Ama sen… Sen hep kendini düşünüyorsun. Benim halim, benim ağrım… Belki ben de yorgunum! Sabaha kadar gözüme uyku girmedi, seni bekledim, nasıl mutlu etsem diye düşündüm.

Derya ellerini yüzüne kapatıyor.

Hiçbir şey anlamıyorsun, hıçkırıyor. Sağlığımı, mutluluğumu bir köşebaşı kadar önemsemedin.

Neyin önemi var şimdi? Ali yine bağırıyor. Erken geldin! Perşembe gelseydin, her şey yetişirdi. Temizlenmiş, hazır bir eve girerdin! Beni suçlamak yerine biraz şükret Sen nankörsün Derya, nankör!

Ali yatak odasına girip kapıyı sertçe çarpıyor.

Karnında bebek tekrar tekme atıyor. Derya yavaşça sandalyeye çökerken Alinin hiç buzdolabına koymadığı et paketine bakıyor. İçinde bulantı artıyor.

On dakika sonra mutfak kapısı aralanıyor.

Eti hazırlayayım mı? homurdanıyor Ali. Yoksa bana ders vermek için yemek de yemeyecek misin?

Hiçbir şey yapma Ali, Derya kısık bir sesle, başını çevirmeden cevap veriyor. Sadece beni rahat bırak. Biraz uyuyacağım.

Madem öyle! diyor Ali, bu sefer daha da hışımla kapıyı çarpıyor.

Derya güçlükle kalkıyor, sallana sallana banyoya gidiyor. Aynada kendine bakıyor: bembeyaz, göz altı morarmış, perişan.

Otobüste eve yaklaşırken Alinin onu sarıp Hoş geldin, şükür sağ salim geldin deyişini hayal ediyordu. Kucaklamak bir yana Banyo sonrası tekrar aynı tartışmayı yaşadılar. Ali yeni bir konu bulup onu yine eleştirmeye başladı.

O gün Derya üstünde ne varsa öylece, hiç eşyasını değiştirmeden evi terk etti ve tekrar babasının evine döndü.

Boşanmasını herkes engellemeye çalıştı: kayınvalidesi, elti, kuzenler. Ali defalarca aradı, Dön gel, her şeyin kıymetini anladım, dedi. Ama Derya için karar artık netti: sağlıklarını, çocuklarının geleceğini, onun haliyle ilgilenmeyen bir evliliğe devam edemezdi. Temiz bir ev, bir annenin ve bebeğin sağlığından asla önemli olamazdı.

Rate article
Lifequest
Derya, ailesinden getirdiği hediyelerle eve beklenenden erken döndü. Kocasına güzel bir sürpriz yapmak istemişti; fakat İbrahim, onu sıcak bir şekilde karşılamak yerine markete gönderdi. Sonrasında yaşananlar ise tam anlamıyla beklenmedikti.