O soğuk Aralık gecesini hatırlıyorum… İstanbulun ayazı iliklerimize kadar işlerdi. Elif, ince bir elbise giymiş, eskimiş bir sırt çantasıyla Kadıköydeki otobüs durağında titreyerek bekliyordu.
O zaman yirmi dört yaşındaydı ama yaşadığı zorluklar onu daha yaşlı göstermişti. Üç gündür başını sokacak bir yer arıyor, hayatta kalmaya çalışıyordu. Çıplak ayakları kaldırımın buz tutmuş taşlarında neredeyse hissizleşmişti.
Kar sessiz ve usulca yağıyordu. İnsanlar sıcak evlerine aceleyle yürürken, Elif kollarını bedenine sarmış, geçenlerin arasında neredeyse görünmez hale gelmişti.
Bir anda önünde dört yaşlarında, sıcacık paltosuyla minik bir kız durdu. Elinde küçük bir kağıt torba tutuyordu.
Üşüyor musun? diye sordu tatlı bir sesle.
Biraz, ama geçer, önemli değil, diye yalan söyledi Elif.
Kız onun çıplak ayaklarına baktı ve torbayı uzattı.
Bu senin olsun. Babam bana kurabiye aldı, ama senin daha çok ihtiyacın var gibi.
Biraz geride, onları izleyen bir adam vardı; müdahale etmiyordu. Elif torbayı aldı. Kurabiyeler hâlâ sıcaktı. Mis gibi kokusu Elifin gözlerinden yaşlar getirdi.
Teşekkür ederim… diye fısıldadı Elif gözyaşlarıyla.
Küçük kız ciddiyetle ona baktı. Senin bir evin yok, benimse anneye ihtiyacım var.
Elif ne diyeceğini bilemedi. Adın ne senin?
Duru. Annem gökyüzünde, babam onun bir melek olduğunu söyler. Sen melek misin?
Hayır, ben melek değilim, dedi Elif. Sadece yanlışlar yapmış bir insanım.
Duru küçük elleriyle Elifin yanağına dokundu.
Herkes hata yapar. O yüzden hepimize sevgi gerekir.
O esnada adam yaklaştı.
Ben Levent. Sana kalacak bir yer lazım. Bizim evde boş oda var. Sadece bir gece için.
Elif kararsız kalsa da kabul etti. Ev sıcacıktı ve bir gece dediği süre, zamanla çok daha fazlasına dönüştü.
Levent, altı ay önce eşini kaybetmiş biriydi. Duruyla birlikte Elifin içinde taşıdığı boşluğu doldurdular. Elif başından geçenleri anlattı: İşini kaybetmiş, biriktirdiği tüm liralarını annesinin hastalığına harcamış, sonunda kendini sokakta bulmuştu.
Levent onu yargılamadı; ona kütüphanede bir iş bulmasına yardım etti.
Zamanla Elifin içi huzurla doldu. Duru, gerçek bir gülücükle yanına kıvrılıp uyumadan rahat edemez olmuştu.
Bir gün Duru sordu: Sonsuza kadar yanımızda kalacak mısın?
Levent sessizce başını salladı. Elif kollarını açtı.
Eğer isterseniz, burada kalırım.
Duru ona sımsıkı sarıldı.
Artık sen benim annemsin.
O an Elif anladı ki aile, her zaman kan bağıyla olmuyordu. Bazen aile, yolunu kaybettiğinde elini tutanlardı.
O soğuk gece bir kutu kurabiye ile başlamış, bir yuva ile bitmişti. Yıllar sonra bile, Elif bir daha hiç geleceğinden korkmadı. Çünkü o artık evindeydi.




