Anne Fadime
Ne o burada ağlaşıp duruyorsun? Yetmedi mi? Zaten dışarısı nemli, bir de sen burayı gözyaşlarınla ıslatıyorsun!
Gövdesiyle koca bir evi andıran, iri yapılı bir kadın, Elifin yanındaki banka oturdu.
Aman bugün de sıcak! Hem sabah sabah inatla yağmur yağdı. Şimdi hamam gibi oldu! Daha gün yarılanmadı, ben ise şimdiden sırılsıklamım, sıksan suyu çıkar!
Kadın çantasından bir su şişesi çıkardı, biraz uğraşıp kapağını açtı.
İster misin? Şişeyi Elife uzattı. Derler ki, su içince insanın içi ferahlarmış. Bende işe yaramıyor. Bir kova içsem de faydası olmaz.
Elif, tuhaf bank komşusuna ürkek gözlerle baktı. Daha ne eksikti sanki? Ne günah işledi de başına böylesine dertler yağdı? Sanki yetmezmiş gibi, şimdi bir de bu çıktı karşısına Yani, bu kadın
Kilolu insanlardan hiç hoşlanmazdı Elif. Onlara bakınca morali bozulur, karamsarlığa kapılırdı. Nasıl olurdu da insan kendisini bu kadar ihmal edebilirdi? Biraz egzersiz yapmak, çok yemekten vazgeçmek bu kadar mı zordu? Sonuçta etrafta başka insanlar da vardı! Estetikten de anlamazlardı… Tüm o katmanlar, koca bedenler, ter, koku Tüh! Elif, kız arkadaşlarıyla spa merkezinde gittiklerinde suya giren iri kadınları gördüklerinde hissettiklerini hatırladı.
Ben bu havuza girmem kızlar! Bugünlük bana yeter! dedi Selin, Elifin en yakın arkadaşı, gerinerek ayağa kalktı. Bronz, ince vücudu neredeyse kusursuzdu. O kadar saat spor salonunda harcadığı zaman, üstüne bir de özel antrenörle çalışıyor ne de olsa.
Neden? Bütün günü burada geçireceğiz dememiş miydik?
Şunun yanında mı? Selin burnunu kıvırdı, arkasını parmağıyla işaret ederek. Görmeye bile tahammülüm yok, yanında durduğumu düşünemem bile! İğreniyorum!
Selinin uzun monologunu hatırlamak istemezdi Elif. O vakitler Seline tam katılmamıştı, ama ikiyüzlülükten de hiç hoşlanmadığı için kendisine itiraf etmişti: kısmen de olsa haklıydı. İnsanlar kendine bakmıyorsa, evde otursunlar. Neyse
Elif şimdi, Selinle havuzda gördüklerinden en az iki kat fazla kilolu bir kadının yanında oturuyordu. Üstelik kadın sürekli bir şeyler konuşuyordu! Oturduğu banktan kalkıp gitmeye de hali yoktu Elifin. Saatlerdir burada oturuyor, önce ağlayıp sonra duvara donuk gözlerle bakıyordu. Gidecek hiçbir yeri yoktu, istasyondan başka. İster istemez kadının söylediklerine kulak verdi ve bir anlığına durdu.
Ne güzel kızsın! Bavulun yok, çantan bile yok. Demek ki bir yere gitmiyorsun. Birini mi bekliyorsun yoksa gidecek yerin yok mu?
Elif bakışlarını duvardan ayırıp, kadına göz gezdirdi.
Kadının pofuduk yanakları ve sıcak gülümsemesi aniden kayboldu, çünkü Elif birden gözlerindeki yaşa engel olamayarak yüksek sesle ağlamaya başladı. Sonradan, kadının onu neden kollarına alıp sarıldığını, neden sıcacık bir anne gibi koktuğunu bir türlü açıklayamayacaktı Elif. Başı kadının incecik kumaştan dikilmiş bluzuna yaslanırken ağladı. Kumaş hemen ıslandı, Elif fark etti ki ter ya da ağır bir koku yok, aksine zarif çiçek kokuları Şaşkınlıkla, acaba kadının çamaşır deterjanı mı böyle kokuyor, yoksa hakikaten kıyafetlerini otlarda mı yıkamıştı, diye düşündü. Başını biraz daha kokladı ve birden korkuyla irkildi, kollarını kurtarıp geri çekildi. İşte, şimdi hatırladı! Annesinin elleri de aynen böyle kokardı. Elifin annesi çok erken vefat etmişti, beş yaşındayken bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Elinde kalan tek hatıra; çiçeklerle kaplı bir çayırlık, annesinin ona ördüğü çiçekten taç ve kokusu… Tıpkı bu kadının ellerindeki gibi.
Ne kaçıyorsun ki? Biri seni mi üzdü?
Elif ilk başta başını salladı, olanları reddeder gibi davrandı, ama sonra hafifçe başını eğdi.
Yazıklar olsun! Böyle güzel bir kızcağızı üzmeye utanmıyorlar! Kadın çantasından bir sandviç ve kocaman kırmızı bir elma çıkardı. Hadi bakalım!
Sandviçi açıp Elife uzattı; Elifin karnındaki açlık bir düğüm gibi hissettirdi. Neredeyse bir gündür ağzına lokma koymamıştı ve parası da yoktu.
Al bakalım! Tavuk jambonlu. Kendi elimle yaptım. Ye! Çok zayıfsın, baktıkça içim acıyor!
Ben et yemem dedi Elif, utançla açlığını bastırarak.
Ne dedin? Kadın sandviçi Elifin eline sıkıştırdı, duymamazlıktan gelip elmayı da ortadan ikiye böldü.
Bir şey demedim Elif, kadının büyük, manikürsüz ellerine bakarken, tren fikrinin aslında en iyi çözüm olmayacağını fark etti. Sandviçten bir ısırık aldı, yavaşça çiğneyerek huzur buldu.
Güzel mi? Bak işte! Geri kalan sözler boş!
Kadın yerleşirken Elif, ilk sandviçi bitirmişti; ikinciye de göz koymuştu.
Ye bakalım! Hem güzelce doy, hem de anlat bakalım. Yalnız, eşyasız, parasız, niye bu tren garında oturuyorsun?
Elif başıyla onayladı, yine gözlerine yaş doldu.
Önce anlat; sonra ağlarız. Belki Allah gülmeyi de nasip eder.
Anlatmak istemese de kaçışı yoktu. Her şey anlamsız geliyordu ama bu onun hayatıydı.
Dün gece evden kaçmıştı Elif. Babası, Artık benim kızım değilsin, kendi oğlum olacak, deyince dünyası başına yıkılmıştı. Onca yıl onun kızı değildi, üstelik babasıyla aralarındaki o bağı her zaman hissetmişti. Üvey annesiyle ise hep mesafeli olmuşlardı. Üstelik Asuman sadece Eliften birkaç yaş büyüktü. Yeni üvey anne ise sinsice davranıp babasını kandırarak Elifin hayatını zorlaştırmıştı. Sonunda babası ona evlatlık olduğuna dair belgeleri göstermiş, öz babasını ise hiç açıklamamıştı. Elifin annesinin asıl kim olduğunu dahi öğrenememişti…
Gece yarısına kadar düşüncelere dalıp, sonra sadece montunu alarak sokağa çıkmıştı. Gidecek bir yer ararken kendini gar meydanında bulmuştu. Telefonu da şarjı bitmişti, arayacak bir dostu da yoktu; çünkü ailesi sürekli taşındığından hiç kalıcı arkadaşı olmamıştı. Olsa da, onlardan yardım istenmeyecek kadar uzaktılar. Aklına hep eski bir Türk çizgi filminden bir replik gelirdi: “İnsan önce kendini sever, gerisi boş!” Bu lafa her zaman gülerek karşılık verdiği küçük bir anahtarlık vardı, rüzgârlı bir günde kaybolmuştu.
Kadın Elifin her kelimesini sakince dinlemiş, hiç bölmemişti. Sonunda çantasından bir mendil çıkarıp ona uzattı.
Sil gözyaşlarını.
Çantasının diplerinden kocaman bir cüzdan bulup çıkardı.
Bak kızım, babanla konuşmak şart ama acelemiz yok. Telefonun çalışıyor mu?
Şarjı bitti.
Peki. Al bakalım!
Elife eski tip bir tuşlu telefon uzattı.
Neye bakıyorsun öyle? Havalı değil, evet. Kızım hediye etti. Koca tuşları var diye ben seviyorum. Hadi, ara veya bir mesaj yolla babana, iyi olduğunu merak etmesin. Sonuçta, babadır, içi içini yer.
Kadın, Elifin mesaj yazışını izlerken hafifçe gülümsedi. Sonra ağır ağır ayağa kalkıp, kırışık ve Elifin gözyaşlarıyla ıslanmış bluzunu düzeltti.
Benim adım Fadime Teyze. Köyde, Torosların eteklerinde yaşıyorum. Benimle gelmek ister misin? Yalnızsın, nereye gideceğin yoksa, bana gelmek iyi fikir olabilir, ha?
Neden?
Neden mi?
Niçin bana yardım ediyorsunuz? Ben size yabancıyım. Neden ilgileniyorsunuz?
Kadın gülümsedi, Elifin çenesini şefkatle kaldırdı, parmaklarının sıcaklığı Elifin içini ısıttı.
Çünkü, yavrum, hiçbir çocuk yabancı değildir. Kimse, çocukken ortada kalmamalı.
Ama ben artık çocuk değilim
Daha neler! Hadi kalk, kızım! Hemen bilet alalım, yoksa treni kaçıracağız.
Böylece Elif, Fadime Hanımın köyüne doğru yol aldı.
Yolda Fadime Teyze ondan başka hiçbir şey sormadı, anlatmasını bekledi. Daha sonra Elife şunu söyleyecekti:
İnsanların kalbini dinlemeyi de bilmek lazım. Kimisi hemen içini döker, kimisi de zaman ister. Öyle bir ana denk gelir ki, herkes her şeyini anlatır.
Yorgun Elif, trende uyuyakalmış, köye vardıklarında Fadime Teyze onu hafifçe omzundan dokunarak uyandırdı:
Kalk bakalım, yavrum, geldik!
İstasyonda uzun boylu, zayıfça bir kadın onları karşıladı:
Ay Fadime Abla! Az daha gelmezsin sandım! Nilay nasıl oldu?
İyi, kızım. Ona ve Ardaya bakıyorlar. İki güne yine gider bakarım.
Doktorla konuştun mu?
Yeni gelen doktor ilgileniyor. Genç ama akıllı biri gibi.
Peki, bu kim? Genç kadın Elife bakıp kaşlarını kaldırdı.
Soruları geç şimdi, Sevda. Açız, yoldan geldik.
Hadi bakalım! Çabuk binelim!
Yaşlı bir Tofaş, Elifin gözüne çok komik göründü, gülümsedi.
Ne gülüyorsun öyle? Bu arabayı ağabeyim boyadı, fırçalı!
Fırça işi deyince, Elif arabadaki Keloğlan figürüne parmağıyla dokundu, çok güzel işçilik olmuş!
E, sen de resim mi yapıyorsun yoksa?
Evet. Güzel Sanatlar Lisesi mezunuyum.
Heey maşallah! Bunu ağabeyime anlatırız sonra! Hadi bakalım, yerimizi alalım.
Yolda Sevda öyle hızlı araba sürdü ki, Elif virajlarda gözlerini yumdu.
O kadar hızlı süremezsin, dedi Fadime Hanım arkadan. Ben alışığım, çocukcağız yeni alışacak senin şoförlüğüne…
Allahtan, çabuk alışır! Sevda hızla kapıda durdu. Geldik!
Ev büyükçe, kerpiçten yapılmıştı. Çocuklar hemen arabaya koştu.
Hepsi benim fındıklarım! Fadime abla gülerek, zorlanarak arabadan indi. Sakın korkma, tek başıma yaşıyorum. Mahalle çocukları burada, eve doluşurlar. Herkes yakın olur buralarda.
Çocuklar Fadime’ye sarıldı, o da sıcak elleriyle başlarını okşadı.
Elif haftalarca köydeki büyük aileye alışmaya çalıştı. Kim kimdir, kimin nesi olur, anlayamıyordu. Sonra Sevda, küçük oğlunu bırakmaya gelince Elife her şeyi anlatmaya başladı.
Bak şimdi, gördüğün şu sokak boyunca üç hanede bizimkilere ait. Zeynep, Mehmet, Asya… Hepsi evli, çocukları var. Diğer sokakta Oya var, bir de Vildan. Oyanın iki çocuğu var, Vildan geçen ay evlendi. Bir de ben, kocam ve ağabeyim Savaş, bir de Nilay… Oğlu Arda’nın kalbi hasta doğdu, onunla hastanelere gidip geliyoruz.
Sevda, kafam iyice karıştı.
Zamanla öğrenirsin, biz kalabalığız. Fadime teyze de gerçek kahramandır, bunca çocuğu büyüttü!
Sevda güldü.
Ama doğurmamış bizi. Hepimiz terk edilmiş çocuklardık, tıpkı senin gibi.
Elif şaşkınlıkla durdu.
Bizi mi?
Hıhıhı! Neyse gel, içeride anlatırım.
Sevdanın evi sıcaktı. Mutfakta yıkanan perdeye dokunan Elif, perdedeki nakışlarla şaşırdı.
Çok güzel işler bu perdeler…
Kızım Vildanın işidir, dedi Sevda, mutfakta çay koyarken. Hamilelikte, hastanede beklerken işlerdim. Vildanınki mavi çiçekli, Velininki kırmızılı, Defneninki papatyalı…
Hadi anlat, nasıl oldu Fadime Teyze seni aldı?
Küçükken annem babam çok içki içerdi, evde hep kavga dövüş… On yıl geçince pek hatırlamaz oldum. İnsan canı çok yanınca geçmişi unutmaya meyledermiş, annem öyle derdi…
Dissosiyatif amnezi.
Ne?
Hafıza kaybı, yani…
Nereden biliyorsun?
Psikoloji okumak istemiştim. Çok kitap okudum.
Noldu, niye olmadı?
Lise sona kadar hastaydım, sonra ancak babam parayla özelde okuttu. Şimdi ise o desteği vermeyeceğini biliyorum.
Neyin vardı?
Sırtımdan ameliyat oldum. Şimdi iyiyim.
Sevda devam etti:
Annem bana çok şiddet uygulardı. Araya kimse giremedi. 13 yaşında evden kaçtım, cebimde iki simit parasıyla garın yolunu tuttum. Orada Fadime Teyze beni buldu, karnımı doyurdu, köyüne getirdi. Sonra velayet alamadı, ama nüfusuna geçirdi.
Peki, gerçek çocukları yok mu?
Hayır. Fadime Teyze aslında hasta. Şeker hastalığı var, yıllardır tedavi görüyor. Kalbi de sağlam değil. Uzun süre durumu gizledi ki, çocukları almasınlar diye. Ama yıllar sonra, iyice kötüleşince herkes öğrendi Gençken çok güzeldi. Okumak istedi, doktor olmak hayali vardı. Ama hayat acımasız Aşık oldu, evlendi, kocası tarafından çok eziyet gördü. Bir daha da çocuk sahibi olamadı.
Sevda gözlerini sildi.
Bir gün şehirdeyken, yol ortasında perişan halde bir çocuk buldu. O da Poyrazdı. Zihinsel engelli, ailesinden kaçıp sokakta kaybolmuştu. Fadime Teyze onu yanına aldı. Ertesi gün, Poyrazın babası Zengin, büyük iş adamı Resul Bey geldi. Korktuk, ama o meğer hem iyi hem de yardımsevermiş. O günden sonra, Fadime Teyzeye hep yardım etti. Poyrazı da sık sık buraya getirir, Cemile Abla hemşire gözetimine bırakır.
Nasıl yani, yardım gönderiyor mu hala?
Hem de nasıl! Avukatlar, para, tüm yasal işler Fadime Teyze der ki “Hayatta kral da, tebaan da iyi insan olabiliyorsa, gerisi zenginlik değil. Aklın almaz, Elif Bir dizi gibi yaşadık her şeyi.
Sevda, mutfaktaki saati görünce telaşlandı.
Aman! Konuşa konuşa yemek vakti geçti. Savaş da kocam da gelir yemeğe.
Elif meyve tabaklarını çıkardı, bir sofra kurulmasına yardım etti.
İlk defa böyle büyük bir aile sofrasında olup; kadınların telaşı, çocukların gülüşleri, erkeklerin sofraya otururken eşlerini hızlıca yanağından öpüp komiklik ettiğini gördü. Elif hiç böyle bir aile yaşamamıştı, babasıyla saatleri tutmazdı, üvey annesiyle ise yemek yemeyi bile odasında yapardı. Bu yaşam ona rüya gibi geliyordu. Ellerini açıp ağlamaya başladığında Sevda gülerek sarıldı:
Yeter artık, Elif kızım! Ağlama! Artık evindesin. Kimse sana kötü davranamaz.
O gün, Elif ilk defa birine her şeyini anlattı. Annesini, babasını, Asumanı, geçmişini… İçindekiler aktıkça, içi hafifledi.
Sevda sonrasını kısaca özetledi:
Babana küsme; büyüten odur. Bir hata yaptı diye isyan etme hemen. Zor durumda insan bazen mutluluktan bile saçmalar.
Bunu nereden biliyorsun?
Herkes mutluluğu taşıyamaz; örneğin Nilay O çocuk sahibi olunca sevincinden kontrolden çıkmıştı. Ama sonra akıllandı. Fadime Teyze de her zaman yetişti.
Birden kapı açıldı:
Sevda Teyze! Elifin babası geldi! Misafirini alsın, evine dönsün dedi babaannesi!
Elif hazırlanırken Sevda ona sıkıca sarıldı:
Unutma, Elif! Burada bir yuvan var. Bir gün zor olursa, koş buraya!
Çok garip Kan bağı yok ama koskoca bir aile olmuşsunuz
Kızım, aile kanla olmaz, kalple, gönülle olur. Bakarsın, en sağlam bağ budur.
Elifin babası geldiğinde, gözlerini kaçırıyordu. Elif, Fadimenin babasıyla görüşüp konuştuğunu bilmiyordu. Babası af diledi, Dön evine, dese de Elif reddetti.
Hayır baba, istemiyorum. Kendi hayatımı kurmak istiyorum. Ama bir daire tutmana minnettar olurum; iş bulup, dışarıdan okumak isterim.
Başka şeye karışmam, yardımcı olurum, istediğin gibi yap.
Elif üniversiteyi tamamladı, psikolog oldu. Randevusuna haftalar öncesinden yazılacak kadar tanındı. Babasının yeni oğlu doğduğunda samimiyetle sevindi, ama babasıyla daha az görüşmeye başladı. Artık gerçek ailesi, köydeki can dostları, annesi Fadime oldu. Fadime bir gün felç geçirip yatağa tiediğinde, Elif ne işi ne de hayatını düşündü, köye gelip Fadimeye aylarca baktı. O günler, Elif için hem en hüzünlü hem de en anlamlı vakitlerdi. Hala çevresinde ihtiyaç duyulan, sevilen biri olurdu. Bir süre sonra Fadime biraz toparlandı, çocuklar ona büyük bir bank yaptı, bahçeye koydular ve “Kraliçemiz, keyfiniz yerinde mi?” diye yanına gelip şakalaşırlardı.
Fadime Anne, çay ister misiniz, bugün hava mis gibi? derlerdi.
Çocuklar futbol oynar, Elif de onları izlerdi. Herkesin gözü Fadimede olurdu.
Elif, Fadime iyi olunca şehre döndü ve ilk düğün davetiyesini ona verdi:
Fadime Anne, yanımda olursan yeter.
Her zaman, yavrum, nereye gidersen git, kalbim sende…
Ve hikaye böyle; dağ köyünün sıcaklığı, kalabalık aile sofraları, yuvanın ne demek olduğunu Elifin yüreğine işledi… Her şeyin üstünde, anne Fadime gibi bir yürek ateşiyle, sevgiyle büyütenler sayesinde…




