Görüntüye aldanma, derler. Ama bazen bu eski söz, insanın en değerli şeyini kaybetmesine sebep olan bir tuzağa dönüşür. Bugün, çevrendeki insanlara bakış açını değiştirecek bir hikâyem var.
**Sahne 1: Aynalı Plaza Önünde Utanç**
Güneş, lüks bir iş merkezinin dev camlarında parıldıyor. Kapının önünde zarif bir kadın duruyor; giydiği kıyafetler, adeta bir servet değerinde. Fakat yüzündeki hafif burun kıvırma, her şeyden açık. Karşısında duran adama bakarken aslında onun kirli iş botlarına ve elinde tuttuğu sarı baretine bakıyor.
**KADIN:** Şu haline bak! Her tarafın toz, kir içinde! Kaç kere söyledim, ofisime gelmeden önce üstünü başını değiştir diye!
**Sahne 2: Sükûnetle Gelen Cevap**
Adamda en ufak bir mahcubiyet emaresi yok. Sakince kot montunu silkeleyip ona gözlerinin ta içine bakıyor.
**ADAM:** Doğrudan şantiyeden geldim. Temelin betonunu yeni döktük.
**Sahne 3: Acımasız Veda**
Kadın bir adım yaklaşarak sesi titreyen bir fısıltıya dönüşüyor. Etrafta onları gören meslektaşları var mı, gözleriyle çevresini kontrol ediyor.
**KADIN:** Umurumda bile değil. Sonuçta bir inşaat işçisisin. Böyle biriyle insan içine çıkamam. Numarımı da sakın arama artık!
Etkileyici bir tavırla arkasını dönüp yürümeye hazırlanıyor ki, iş merkezinin kapısı aniden açılıyor.
**Sahne 4: Şaşırtıcı Gerçek**
Binadan, nefes nefese, pahalı takım elbisesiyle bir adam çıkıyor. Kadına bakmadan doğrudan işçiye koşuyor.
**TAKIM ELBİSELİ ADAM:** Demir Bey! Lütfen bir saniye bekleyin! Yatırımcılar sizin yeni plazadaki helikopter turuna hazırlanıyorlar.
**Sahne 5: Gerçek Ortaya Çıkıyor**
Kadın olduğun yerde donup kalıyor. Yavaşça geriye dönüyor, şaşkınlıktan ağzı açık. Demir Bey mi? Binanın sahibi miymiş?
Adam hafifçe gülümsüyor, baretini asistanına uzatıyor.
**SON SAHNE:**
Kadın, titrek sesle bir adım geri atıyor:
Demir Ben Bilmiyordum, bu proje sana aitmiş. Neden söylemedin?
Demir Ateş ona bakıyor; gözlerinde ne sıcaklık, ne de eskisi gibi umut var. Sadece buz gibi bir hayal kırıklığı.
**ADAM:** Ben, beni mi yoksa sahip olduklarımı mı seviyorsun diye görmek istedim. Cevabımı aldım.
Bir zamanlar paçavra dediği montunu düzeltiyor ve ekliyor:
**ADAM:** Bu arada, numaramı sen silmene gerek yok. Ben seni engelleyeceğim. İyi günler.
Kendinden emin adımlarla çatıya giden asansöre yöneliyor; uzaktan, helikopter pervanesinin gürültüsü duyuluyor. Kadın ise kaldırımda biçare bir şekilde öylece kalıyor; biraz önce hayatının en gerçekçi fırsatını, inşaat işçisi zannettiği adamı çöpe attığının farkına varıyor.
**Hikâyenin özeti:** Denizlerin derinliğini sahildeki köpükle ölçemezsin. Kirli bir çift botun içinde, şehirleri var eden bir gönül olabilir. Ama pahalı bir takım elbisede ise sadece boşlukO an, insanın en büyük kaybının dışarıdan değil, kendi içindeki ön yargılardan olduğunu nihayet anlıyor. O güne kadar ihtişam sandığı parıltının aslında ne kadar sığ, gerçek değerin ise çoğu kez gözden kaçan detaylarda gizli olduğunu ilk kez bu kadar acı bir şekilde hissediyor.
Bir süre daha aynı yerde durup kendini ve kararlarını sorguladıktan sonra, arkasındaki meydanda, işten çıkan diğer inşaat işçilerinin neşeyle şakalaştığını, birisinin sırtında kirli mont ve parlak bir gülümsemeyle köşedeki çiçekçiye uğradığını görüyor. O anda, zenginliğin sadece parayla, ünvanla ya da temiz ayakkabılarla ölçülmediğini, esas servetin bir insanın karakteri ve kalbinde yattığını anlıyor. Gözlerinde yaşlarla, güneş batarken kendi yoluna sessizce adım atıyor.
Hayat bazen, bir çift kirli botla gelen dersi yıllarca göstermez; ama o gün, gerçek değerlerin yüzüne tutkunu olduğu tüm gösterişten daha parlak, daha gerçek bir ışıkla çarpar. Ve ömrü boyunca, o anı bir daha asla unutmuyor.




