Hayatı Boyunca Unutamayacağı Bir İnsanlık Dersi 😤

Hayatımın bir döneminde yaşadığım ve hala unutamadığım bir insanlık dersi var. Yıllar yıllar önceydi O gün olanlar bana, insanları dış görünüşleri ya da üzerlerindeki küçük bir leke yüzünden asla yargılamamamız gerektiğini göstermişti. Kendi değerimizi başkalarına üstünlük taslayarak göstermek ne kadar yanıltıcıymış, o gün bir kez daha anladım.

**Birinci Sahne: Ofisin Soğuk Parıltısı**
İstanbulun göbeğinde, cam ve mermerden inşa edilmiş görkemli bir iş merkezinin giriş lobisinde genç bir kadın, yanında küçük oğlu ile bekliyordu. Çocuk yol boyunca yorgun düşmüş, dizindeki pantolonu çamur olmuş, tişörtü yolculuktan buruş buruş olmuştu. Resepsiyonun arkasında oturan genç hanım bakımlı, ojeli elleriyle ve sert bakışlarıyla onlara yukarıdan aşağı süzdü.

Burası yardım derneği değil özel bir firma, diyerek dosyalara bile bakmadan çatık kaşla konuştu. Lütfen buradan gidin, güvenliği çağırmak zorunda bırakmayın beni.

**İkinci Sahne: Küçük Bir Kalbin Sesi**
Çocuk, elinde buruşturulmuş bir kağıda sıkıca tutunmuştu. Gözleri dolmuş, dudakları ise korkudan titriyordu.

Ama ben babama sürpriz yapmak için ona resim getirdim! diye fısıldadı ve çizdiği resmi uzattı.

**Üçüncü Sahne: Sertlik ve Merhametsizlik**
Genç kadın, şefkat göstereceğine küçümseyen bir şekilde gülmeye başladı. Cam kapıyı işaret ederek sesini yükseltti:

Senin baban burada olsa olsa temizlikçidir, dedi alaycı bir tavırla. Haydi, çıkın hemen buradan!

**Dördüncü Sahne: Gerçeklerin Ortaya Çıkışı**
O anda asansörden hoş bir sesle zil çaldı. Kabarık saçlarıyla, takım elbisesi üzerinde kusursuz duran uzun boylu bir adam çıktı. Yüzü işlere dalmıştı ki, birden lobide eşini ve oğlunu gördü.

Baba! diye sevinçle bağırdı çocuk ve tüm kırgınlığını bir an unutup babasına koştu.

Adam oğlunu kucağına aldı, sımsıkı sarıldı ve öptü. Ancak, çocuğunun gözlerindeki yaşları ve hanımının solgun yüzünü gördüğünde, içinde giderek soğuyan bir öfke hissetti.

**Beşinci Sahne: Son Söz**
Ağır adımlarla resepsiyon masasına döndü. Biraz önce istenmeyen misafirleri azarlayan genç kadın titremeye başladı, yüzü bembeyaz kesildi. Çünkü bu adamı tanımıştı: Burhan Demir şirketin kurucusu ve genel müdürüydü.

Oğlunu bırakmadan kadının gözlerinin içine bakarak seslendi:

Demek oğlumuz buraya temizlikçiyi görmeye gelmiş? diye sordu soğukkanlı bir ifadeyle. Elif Hanım, sanırım görevlerinizi karıştırmışsınız. Sizin işiniz gelen misafirlere yardım etmek, onları kıyafetlerinden ya da gelirinden yargılamak değil.

Burhan Bey, inanamadım, özür dilerim, demekten başka çare bulamadı kadın.

Sorun da bu zaten, dedi adam kesin bir ifadeyle. Size yalnızca çıkarınız için iyi davranmanız öğretilmiş. Bizimle çalışamayacaksınız. Derhal insan kaynaklarına uğrayıp hesabınızı alın.

Ve sonra arkasını döndü, oğlunun buruşturulmuş çizimini titizlikle eline alıp, binanın en değerli sözleşmesinden daha değerli olduğunu düşünerek asansöre yöneldi.

**Bu hikâyenin dersi net:** Para ve mevki gelip geçicidir. İnsan olmak ise ya vardır, ya yoktur. Hiçbir zaman, yardım eli uzatmadan kimseye yüksekten bakmayın.

Siz olsaydınız müdürün yerinde nasıl davranırdınız? Düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın!

Rate article
Lifequest
Hayatı Boyunca Unutamayacağı Bir İnsanlık Dersi 😤