Svetlana’ya iş arkadaşları ve yakın dostları gıpta ediyordu — çünkü o, kendisinden on beş yaş büyük, başarılı ve varlıklı patronunu etkileyip gönlünü kazanmıştı; üstelik bu adam, Svetlana’nın çalıştığı şirketin yöneticisiydi.

Yıllar önceydi O zamanlar Defne, çalıştığı şirkette ve çevresinde herkesin konuştuğu bir isimdi. Herkes, özellikle çalışma arkadaşları ve arkadaşları, ona hem imrenip hem de biraz içten içe kıskanırdı; çünkü Defne, ondan on beş yaş büyük, başarılı ve zengin bir iş insanı olan Muratı etkilemeyi başarmıştı. Murat, Defnenin çalıştığı büyük bir inşaat şirketinin sahibiydi.

Daha yeni geldi işe, hemen evleniyor! diye fısıldaşırlardı arkasından.
Bak hele, bir gecede paşa oldu.
Aynen öyle…

Defne ise ilişkilerini başlarda gizli tutmayı tercih etmişti. Aslında Murat ile tanıştığında onun şirketin sahibi olduğunu bilmiyordu. Tesadüfen iş başvurusuna gitmiş, görüşmeye girerken karşısında Muratı görüp şaşırmıştı. Zaten işe alınmasında Muratın bir dahli olmadığını, insan kaynaklarının deneyim ve özgeçmişe bakarak seçtiğini söylemişti hep. Fakat zamanla olanlar ortaya çıktı. Gizli kapaklı yürüyen ilişkileri, şirkette dilden dile dolaşmaya başlamıştı. Herkes, dul ve varlıklı Murat ile genç ve güzel Defne hakkında konuşur olmuştu.

Defne hiçbir zaman güzelliğiyle övünen biri değildi. O, zekâsı ve çalışkanlığı sayesinde o koltuğu hak ettiğini biliyordu. Ama dedikoducu kadınlar başka türlü düşünüyordu.

Daha Murat Beyin eşi Zeynep Hanımın vefatından bir yıl bile geçmedi, adam şimdiden yeni birini buldu, deyip duruyorlardı.

Zeynep, Muratın ilk eşi ve şirketin eski sahibiydi. On yıl evli kaldıktan sonra trajik bir kazada hayatını kaybetmiş; Murata hem şirketi, hem serveti kalmıştı.

Birden Murat, herkesin gözünde müthiş bir damat adayı oldu fakat o, uzun süre içine kapandı; kaybından dolayı oldukça üzgün görünüyordu. Bu, kadınların gözünde onu daha da çekici yapmıştı.

Vefalı adammış,
Kuğu gibi sadık! diye iç geçirirlerdi bazen.

Murat aslında ne pek yakışıklı, ne de trip atacak biriydi. Fakat banka hesabındaki rakamların cazibesine kapılan çoktu. Oysa Defnenin Murata ilgisi parayla ilgili değildi; en azından kendisine böyle diyordu.

İkisi de çok sıradan bir şekilde tanışmıştı. Bir markette, kasada Murat, dalgınlıkla Defneye çarpıp onun ince çoraplarını ve süet ayakkabılarını mahvetmişti. Bir de, onu sıraya kaynak yaptığı için azarlamıştı. Ama Defne de sessiz kalmamış, ona öyle güzel lafı gediğine koymuştu ki, Murat alışverişini ödeyip defalarca özür dilemek zorunda kalmıştı.

Affedin, bugünüme denk geldi, ruh gibiydim, demişti Murat sonra, İzninizle poşetlerini taşımak isterim.
Sağ olun, ben arabamla geldim, hallederim, cevabını vermişti Defne.

Halbuki Defnenin arabası yoktu, köşe başında Murattan kurtulmayı beklemişti. Fakat işler, akışına bırakırken yine Murat arabasıyla yanından geçerken, Defneyi otobüs beklerken görmüş ve arabasına almadan gitmemekte ısrar etmişti.

Lütfen, buyurun arabama, bırakayım sizi.
Gerek yok, teşekkür ederim.
Bakın, inat etmeyin, şimdi tüm hatunlar da sizi ikna etmemi bekliyor, demiş, arabasını otobüs durağının önüne park etmişti.

Defne sonunda pes edip araca binmişti. Yolculuk boyunca Muratın öyle kaba olmadığını, aslında samimi ve düzgün biri olduğunu anlamıştı. Fakat Murat, Defnenin düşündüğünden çok daha ciddiydi ve ondan sonrası hızlı ilerlemişti Defne bir süre sonra Muratın şirketinde işe başlamış; beraberlikleri burada da devam etmişti. Herkesin sandığı gibi torpille veya ayrıcalıkla alınmamıştı işe, ama dedikodular bununla ilgili bitmemişti tabii.

Murat, başkalarının ne düşündüğüne hiç aldırış etmiyor; Defneye sevgisini saklamıyordu. Ama Defneye çok pahalı hediyeler almak gibi alışkanlıkları yoktu, asıl hediyesi sevgisi ve ilgisiydi. Defne de Muratın ilgisinden, nazarından çok hoşlanıyordu. Bir de elbette kocaman daire, lüks bir araba ve huzurlu bir gelecek vaadi cazip gelmişti. Kısa sürede eşyalarını toplayıp Muratın evine taşınmıştı.

Muratın annesi Gülten Hanım da, oğlunun yanında yaşar, evi çekip çevirirdi. Zeynep Hanımın vefatından sonra oğlunun yanına geçmiş, yemekleri, ütüleri ve ev işlerini üstlenmişti. Defne eve yerleştikten sonra da Gülten Hanım evin idaresini bırakmamış, Defne ise bundan hiç rahatsız olmamıştı. Hatta kayınvalidesinin yemeklerine bayılmıştı. Her şey yolundaydı; ta ki Murat evlenme teklifi etmeye karar verene kadar…

Defneyi asıl huzursuz eden, Muratın hala eski eşinin yüzüğünü parmağından çıkarmamış olmasıydı.
Zeynepi hâlâ unutmam mümkün değil, derdi Murat ona. Defne bunun üzerine yüzüğü çıkarmasını istemişti.
Tamam, madem rahatsız oluyorsun, çıkarırım, demişti Murat biraz şaşkınlıkla.

Murat yüzüğü kaldırıp unutmuş, hatta evlenme teklifini planlarken aklına gelmişti. Şık bir restoranda, canlı müzik eşliğinde Defneye evlenme teklif etmiş, şarap kadehinin dibine aile yadigârı, büyük bir elmas taşlı yüzük koymuştu. Defne yudumlayınca yüzüğü fark etmiş ama birden içinde bir huzursuzluk kaplamıştı.

Ben bu yüzüğü takamam, dedi Defne Murat teklifi yapıp onun parmağına takmak isterken elini çekerek.
Ne demek takamam? Bu ailemizin yadigârı! Ne kadar kıymetli biliyor musun, diyerek Murat neredeyse sinirlenmişti.
Parası umurumda değil. Ben başkasının taktığı yüzüğü takamam, dedi Defne, Bana kötü uğur gibi gelir…
Saçmalama Defne!
İstersen bir de Zeynepin gelinliğini giyeyim; annen hâlâ sakladığını söyledi.
Onu hallederiz, ama bu yüzük Eşi bulunmaz bir işçilikte. Kolay mı böyle bir altın, böyle taş…
Ben istemiyorum! kararlı şekilde Defnenin sesi yükseldi, Benim için anlamı yok, yeni bir hikaye kurmak istiyorum.

Peki, bu senin kesin kararın mı? diye sordu Murat.
Evet, afedersin, dedi Defne ve masadan kalktı. Akşam hepten zehir olmuştu.

Bence biz biraz ayrı kalalım, dedi Murat.
Aynı şeyi düşünüyorum, diyen Defne hızla oradan ayrıldı.

Günlerce birbirleri ile görüşmediler. Defne neredeyse işe gitmemeyi seçti, hastalandığını söyleyip rapor aldı. Şirkette “Murat Bey ve o yeni müdür hanım ayrılmış” söylentileri büyüdü. Hatta Murat, ofiste herkese hırçın davranıyor, gerginliğiyle ilgi çekiyordu. Annesi Gülten Hanım oğluyla konuşmaya çalıştı ama pek açık ve yapıcı bir yanıt alamadı.

Bunun üzerine yaşlı kadın bir sabah Defneye gitmeye karar verdi.

Gülten Hanım! diye şaşırdı Defne kapıyı açınca.
Merhaba Defneciğim, nasılsın?
Biraz hastayım.
O yüzden mi ayrıldın? Bizi hasta etmeyeyim mi dedin? diyerek gözlerini kıstı Gülten Hanım.
Pek öyle sayılmaz, dedi Defne.

Tekrar eve dön, Murat sansız perişan oldu, dedi Gülten Hanım.
Hiç öyle gözükmüyor…
Erkek milleti böyledir, gurur yapar. Beni bile aramadı, aranızda neler geçti anlamadım. Ama birbirinizi seviyorsunuz! Neden ayrıldınız?
Eski eşinin yüzüğünü bana takmak istiyor. Ben istemiyorum, dedi sessizce Defne.
Eğer sadece bu yüzük yüzündense sat, yenisini alın. Zorla takasın mı var? Belki hala hazır değildir oğlum, geçmişi bırakmak istemiyor, ama aynı zamanda seni de seviyor.

Geçmişin küllerinden yeni mutluluk doğmaz, Gülten Hanım, dedi Defne gözleri dolarak, Ama ziyaretine sevindim, teşekkür ederim.

Gülten Hanım üzgün ayrıldı. Bir haftalık rapor sonunda Defne işe geri dönmek istemedi, ayrılık kararının arkasında durmaya karar verdi. İstifa dilekçesini yazdı, Murat da tek kelime etmeden imzaladı; parmağında eski alyans yine parlıyordu.

Yaşça büyük olabilirsin Murat Bey ama bu tavır çocukça, dedi Defne giderken.
Şimdiye kadar kimse bana hayır dememişti, diye mırıldandı Murat.

Defne cevap vermedi. İçten içe, doğru kararı verdiğinden emindi. Murat eski eşinin hatırasını asla bırakmayacaktı. Evine dönüp eşyalarını toplarken içi biraz daha rahatlamıştı. Hiç şüphesi kalmamıştı Tüm bu yıllar sonra, o günü düşündüğümde, Defne ve Muratın şansı belki de baştan yoktu; birinin hayaletiyle yeni bir hayat kurulamıyordu.

Rate article
Lifequest
Svetlana’ya iş arkadaşları ve yakın dostları gıpta ediyordu — çünkü o, kendisinden on beş yaş büyük, başarılı ve varlıklı patronunu etkileyip gönlünü kazanmıştı; üstelik bu adam, Svetlana’nın çalıştığı şirketin yöneticisiydi.