Mikail, teyzesiyle buluşmak için köye geldi. Tanıdık evin önüne ulaşıp kapıdan içeri girdiğinde, avluda onu Halime karşıladı.

Kemal, teyzesi Şazimeyi ziyaret etmek için köye geldi. Uzaktan tanıdığı o eski eve yaklaşıp bahçe kapısını açtığında, karşısına hemen Şazime çıktı.

Neden aramadın, haber vermedin? dedi teyze ve yeğenini sıkıca kucakladı. Peki, Zeynep ile çocuklar gelmediler mi?

Hayır, onların işi vardı. Şehirde kaldılar, diye yanıtladı Kemal.

Teyze Şazime hızla sofrayı hazırladı, beraber yemeklerini yediler. Sonra kadın yavaşça ciddileşerek sohbetin yönünü değiştirdi.

Bak oğlum, kilerde sandığın içinde ilginç bir şey buldum, dedi birden Şazime ve elindeki kağıdı Kemale verdi.

Kemal merakla kağıdı açıp okumaya başladı. Yüzü satır satır değişiyordu.

Üzülme artık, oğlum, dedi Şazime teselli etmek istercesine, Üzerinden yıllar geçti! Belki de sağlığın şimdi çok daha iyi. Hem düşün, iki çocuğu büyüttün. Onlara nasıl sahip oldun sanıyorsun?

O gece Kemal, teyzesinde kaldı. Sabaha kadar gözünü kırpmadı. Okuduğu kâğıtta onun hakkında yıllar önce çocukken geçirdiği bir hastalık sonrası, ileride hiç çocuğu olmayacağı yazıyordu. Bu rapor, Kemalin annesine verilmiş, ancak Kemal bundan hiç haberdar olmamıştı.

Belki bir yanlış vardır, diye düşündü Kemal, Çünkü bu kağıda inanırsam, o zaman ben başkasının çocuklarını büyütmüşüm olurum. Ama öyle bir şey olamaz. Eşime güvenim tam.

Kemalin annesi o daha küçükken vefat etmişti. Henüz on yaşındayken babası başka biriyle evlenmiş, Kemal o zamandan beri sık sık komşu evde oturan teyzesinde kalmaya başlamıştı. Şazime, Kemalin annesinin küçük kardeşiydi ve zamanla ona bir anne gibi olmuştu.

Askerlik sonrası Kemal köyüne dönmek istemedi. İş bulmak zordu, ayrıca babasıyla arası hiç iyi değildi. Şehirde bir otobüs şoförü olarak iş buldu, yurdunda yaşadı. Tecrübe kazandığında ise kamyon şoförlüğüne geçti. Yıllar sonra kendi evini aldı.

Sonra Zeyneple tanıştı. Zeynepin hamile olduğunu daha evlenmeden haber vermesiyle yuvaları kurulmuş oldu. Mutlu bir evlilikleri vardı. Bir yıl sonra bir kızları, üç yıl sonra da bir oğulları dünyaya geldi.

Kırkına yaklaşırken, küçük bir birikimiyle tır şoförlüğünü bıraktı. Kendi nakliye firmasını kurdu. Başlarda küçük başladı ama firma yıllar içinde büyüyüp düzenli gelir getirdi.

Teyzesinden ayrılır ayrılmaz Kemal doğruca İstanbula geçti. İçinde kocaman bir soru işaretiyle evine gitmek istemiyordu. İstanbulda bütün testleri yaptırdı, sonuçlar okuduğu raporu doğruladı. Kemal eve bambaşka bir ruh haliyle döndü.

Kemal geldi! dedi sevinçle Zeynep. Yemek yer misin?

Hayır, diye kısa bir cevap verdi ve önüne raporu bıraktı.

Nedir bu? diye sordu Zeynep şaşkın bir ifadeyle.

Bu, dedi Kemal, Benim bu hayatımda çocuğum olamayacağına dair resmi rapor.

Zeynep bir sandalyeye oturdu.

Olmaz Kemal, bu kesin bir hata olmalı.

Hâlâ yalan söyleyecek misin? dedi Kemal. Eğer bana gerçeği anlatmazsan, bir daha beni göremezsin.

Tamam, açıklayacağım, dedi Zeynep sessizce.

Zeynep, lisede bir arkadaşının kendisini uzun süre sevdiğinden, okul bitince bir başka kızla ilişkiye başladığından bahsetti. Tam o dönemde Kemalle tanışıp bir araya geldiklerini söyledi. Sonra bir süre sonra hamile kaldığını, karnındaki bebeğin kemale mi ait olduğundan emin olamadığını, ama evlenmeden başka çaresi olmadığı için gerçeği sakladığını anlattı.

İlk çocuğumuz tamam, dedi Kemal. Bunu affedebilirim belki. Peki ya oğlumuz?

Zeynepin gözlerinden yaşlar süzüldü. Sen uzun yolculuklarda çalışıyordun. Bir gün lise aşkımla tekrar karşılaştım, akşamı birlikte geçirdik. Sonrasında ondan soğudum, asıl sevdiğimin sen olduğunu anladım. Kendimi hala affedemiyorum Kemal. Sen benim hayatımdaki en gerçek sevgiymişsin.

Zeynepin gözyaşları arasında anlattıklarını dinleyen Kemal kafasını ellerinin arasına aldı.

Kemal, senden tek dileğim Ne olur beni bırakma. Sensiz yaşayamam, dedi Zeynep.

Seni görmek istemiyorum, dedi Kemal ve kapıya yöneldi.

Zeynep ağlayarak arkasından koştu, ama Kemal arkasına bile bakmadan kapıyı çekip çıktı.

Kemal, olanları unutmak için kendini tamamen işine verdi. Günlerini işte, hafta sonlarını ise yine teyzesinin köyündeki evinde geçirdi. En zor zaman gecelerdi.

Tüm hayatım yalanmış, diyordu kendi kendine. Neden başıma geldi bunlar? Böyle devam etmek mümkün mü?

Sabah olunca, kafası tedirgindi.

Peki, diye düşündü, Eğer eve döndüğümde çocuklarım olmayacağını bilseydim, evlenir miydim? Zannetmiyorum. Hiç baba olamayacağımı bilmeden yıllarca onların ilk adımlarını gördüm, mutluluk yaşadım. Beni bugüne getiren, bilmememdi aslında.

Bir pazar günü çocukları köye Kemalin yanına geldiler.

Baba, bilmiyorum, anneyle ne yaşadın ama son günlerde bizle arana mesafe koydun, artık bizimle de görüşmek istemiyor musun? dedi kızı.

O nasıl laf kızım, sizi hâlâ seviyorum, ama annene çok kırgınım sadece.

Baba, eve dön artık, gece gündüz ağlıyor. Anneye bir şey olmasından korkuyorum, diye araya girdi oğlu.

Baba, anneme küs kalma artık. Bak sana güzel bir haberim var: Yakında dede ve babaanne olacaksınız, dedi kızı sevinçle.

Kemal, kızına sarılıp dedi ki:

Bu harika bir haber!

Baba, biz sensiz gitmeyeceğiz, dedi oğlu kararlı bir şekilde. Birbirinize bunu yapmayın artık. Bunca yıl bir arada yaşadıktan sonra hiçbir şey ayrılığa değmez.

Haklısınız, dedi Kemal gülümseyerek. Hadi, toparlanın, hep birlikte eve dönüyoruz.

Hayat bazen beklenmedik sırlarla yüzleştirir insanı. Asıl mesele, gerçek mutluluğun, bazen sadece bilmediklerimizde değil, öğrendikten sonra affedebildiklerimizde ve birbirimize sarılabildiğimizde saklı olduğunu görebilmekte.

Rate article
Lifequest
Mikail, teyzesiyle buluşmak için köye geldi. Tanıdık evin önüne ulaşıp kapıdan içeri girdiğinde, avluda onu Halime karşıladı.