Elif, hadi, geç kalacağız!
Baba, bir dakika! Elif, tek ayağının üstünde zıplayarak çorabını çekiştiriyordu.
Çoraplar çok komikti. Biri pembe, diğeri yeşildi. Elifin halası Seda hediye etmişti onları. O çoraplarla birlikte bir çift de spor ayakkabısı almıştı. Onların da biri mor, biri turuncuydu. Böyle şeyler şimdi çok moda, demişti Seda.
Elif, halasına her zaman inanırdı. Çünkü Seda hakikaten tam bir moda düşkünüydü. Allah güzellikten az vermişse, sen de kendi yolunu bulursun, derdi hep.
Sedanın güzellik anlayışına Elif pek katılmazdı gerçi. Tamam, klasik güzellikten uzak olabilir ama Seda öyle dikkat çekiciydi ki, Elif yanında yürürken hep güler geçerdi.
Kimse sana bakmıyor mu? Bak bak, herkes kafasını çeviriyor! derdi Elif.
Kim? Nerede? Seda durur, çevresine bakınırdı komik komik.
Elif bu hallerine bayılır, içten içe gülerdi. Aslında halası yaşça büyük olsa bile, onu çocuk gibi gördüğü çok olurdu.
Sedanın o saflığı, o doğallığı Elifi hep şaşırtırdı.
Biliyor musun, bana hoşlandığını söyledi. Elif, ne yapacağımı bilemiyorum!
Sen de ondan hoşlanıyor musun?
Çok! Ama ondan korkuyorum!
Neden?
Çok yakışıklı, biliyor musun! Bütün kızlar peşinde ofiste. Ama adam illaki beni beğenmiş. Saçmalık gibi!
Seda, sen saçmalık değilsin! Hem güzelsin, hem akıllısın! Neden hoşlanmasın senden?
Sorusu cevapsızdı aslında. Elif, Sedanın o kendi gözünde büyüttüğü güvensizliğini bir türlü kıramazdı. Üzülürdü, bazen sinirlenirdi ama tık yoktu Seda’dan.
Bir gün dayanamadı, babasına döndü:
Baba, niye böyle olmuş Seda? Neden güzel birini büyütürken kendine güvensiz biri olup çıkıyor? Sen beni öyle yetiştirmedin ki!
Evet, ben öyle yetiştirmedim. Ama öğretmenleri başka türlü öğretti birine, başka birine farklı dedi babası Kenan, başını iki yana sallayarak.
Ee, Sedaya neden farklı oldu? Sen yine anneannemi ima ediyorsun, biliyorum. Ama neden açıkça söylemiyorsun hiç?
Ne diyeyim ki, kızım? Anne, çocuğunu yanlış mı yetiştirdi diyeyim? Yakışık alır mı? Artık büyüdün, aile büyüklerine nasıl saygı duyulur biliyorsun. Annemi babam olmadan büyüttüm ben. Sonrası da üvey baban… Onu hep severdim, sayardım. Gerçekten bana baba oldu. Ama Seda bir kızdı; annem de ona göre büyüttü.
Ne biçim büyütmekse artık Ben hep içim acıyor Sedacığa. O kadar iyi, o kadar doğru ki ama bir yandan da O kadar tedirgin, o kadar çekingen. Korkuyor adeta insanlardan.
Anneannen çok korkardı Seda için hep. Nedeni de yoktu aslında ama kafaya takmıştı. Seda ona çok zor gelmişti, hatırlıyorsun değil mi?
Kenan, o zamanları anlattıkça Elif başını sallıyordu, evet anlamında. Kenan da anlatışıyla geçmişin derinliklerine daldı.
Küçükken, Sedaya yaptığı o kâğıttan lale aklına geldi. Kardeşi de Abim bak, bu çiçek kâğıttan, çok güzel ama içi bomboş! demişti o zaman. Sonra eline aldığı renkli oyun hamurunu çiçeğin içine tıkıştırmıştı. Bak, artık kolayca ezilmiyor. İçinde bir şey var çünkü. Bizim ev de öyle olmalı ama içinde bir eksiklik hep var.
O laflar Kenanda bir iz bırakmıştı hep. O günleri hiç unutmuyordu.
İlk o laleyi, ilkokuldan sıra arkadaşı Nisan öğretmişti Ona. Nisan çalışkan, titiz, elini kağıttan hiç çekmeyen, her derste başka bir origami yapan bir kızdı. Onun yaptığı her hayvanı, çiçeği eve getirir, Sedaya hediye ederdi Kenan.
Bazen Kenan, Nisanı eve getirmek isterdi, ama annesi kesin istemezdi böyle bir şeyi. Çünkü annesi, Leman Hanım, çok kuralcı, disiplinli bir kadındı. Kenan ise annesinin davranışlarını önce hep bizi koruyor diye kabullenmişti.
Leman Hanım, Evlatlarım için yedek saat icat etmek lazım, insanın başına ne gelir bilinmez! derdi hep.
O dönemlerde Kenanın da kendi kızı Elif olmuştu, üstelik henüz diploması cebine girmeden. Annesi yıkılmıştı: Kenan, daha gençsin, önünde hayat var, neden böyle acele ettiniz, Aylinin de sağlığı yok, çocuğun bütün yükünü nasıl taşıyacaksınız? diye telaşlanmıştı.
Kenan, karısı Aylinin hastalığını, o sabahı yani Aylinin bir daha uyanmadığı o kara sabahı hâlâ unutamazdı. O sabah Elif, babaannesindeydi. O peluş kedi ise yastığın üstünde onu bekliyordu. Kenan, Bütün bunları Elif için dayanmalıyım, diye düşünerek zamanla zorla ayakta durabildi.
Bir gece, binbir dertle, uykusuzlukla uğraşırken Seda ansızın kapıdaydı. Yağmurlardan sırılsıklam, ne yapacağını bilemeyen bir hali vardı. Kenan, kardeşinin durumunu görünce hastaneyi aradı, ambulans geldi, Seda kendine anca geldiğinde sabah olmuştu.
Sonra, Seda’nın kolundaki morlukları gördü.
Ne o kolundaki? Kim yaptı sana bunu?
Seda önce ağlamaya başladı, konuşmadı ama sonunda itiraf etti:
Anne, aşk yaşadığımı öğrenince çıldırdı. Yaptığı lafları anlatamam. Lütfen beni bugün ona geri götürme Kenan, lütfen burada kalayım
Kenan kardeşini sarıp sarmaladı. Elif büyüyünce, hatırladığı anlardan biri de buydu. Kendi kızını nasıl korumaya çalıştıysa, Sedayı da öyle korumaya karar verdi.
Annesiyle çok uzun, yorucu bir tartışma dönemi oldu. Leman Hanım, Kızımın dersleri var! Sonu sınav! Sende akıl yok! diye bağırdı, ağladı. Kenan ise ilk kez sesini yükseltmeden kararlı konuştu:
Anne, Seda bende kalacak. Artık senin dediğin gibi olmayacak. Onun hayallerini, mesela veteriner olmak istediğini, sen hiç dinledin mi? Ben o yolu açacağım ona, söz!
Leman Hanım ilk kez, eski güvenini yitirmişti. Kenan da ona, Bizi kaybetmek istemiyorsan, lütfen bir düşün, dedi ve çıktı apartmandan.
Aradan seneler geçti. Seda, okulu bitirdi, bir klinikte veteriner olarak çalışmaya başladı. Elif, halasının eve getirdiği her hayvana gülerek Yine mi hayvan getirdin? diye takılırdı.
Bir gün Seda, gururla açıkladı:
Size sevgilimle tanıştırmak istiyorum Lütfen, dalga geçmeyin!
Elif havaya zıpladı resmen mutluluktan.
Hala! Geçen gün kaybolan tek spor ayakkabın var ya, kedin dün onu yatağın altına sürüklemiş. Bulunca fırladım ben de. Neyse, ben hazırım!
Yola çıktılar, parka gidip Sedanın sevgilisiyle buluştular. Elif gözlerini onlardan alamadı.
Baba, o mu, o mu? Kıvırcık saçlı! diye fısıldadı.
Seda hemen gözlerini devirdi, parmağıyla uyardı.
Bu da sevgilim Emre.
Kenan.
Tokalaştılar, gülümsediler.
Elif.
Kıvırcık! dedi Emre gülerek, Seda, gül biraz, ne olur! Hep gül isterim senin yüzünde! Sonra spor ayakkabılara baktı, Vay canına, ben de böyle isterim!
Elif, o an, halasının gözlerinin bir anda bütün kasvetini attığını, içinin pırıl pırıl parladığını fark etti. Hayranlıkla alkışladı, kimi şaşırtırsa şaşırtsın.
Ne var yani? Bizim aile biraz çatlak. Alışırsın!
Oh be, tam bana göreymiş. Kolay alışırım bu harika aileye mi desem?
Aile, Emre, aile! Elif halasına göz kırptı, koluna babasını taktı.
Kenan o an içinden Demek ki, bazen kâğıt evin de tuğlaya dönüşebiliyormuş dedi. Hep beraber evin yolunu tuttular; şimdi hepsi, içi dolu kâğıt laleler gibi sağlamdı.




