Hayali Arkadaş

Hayali Arkadaş

Haticenin etrafında üçüncü gündür okulun yarısı döner dururdu. Kız, bütün okulda adeta bir bilge, geleceği gören biri ve psikolog olarak ün salmıştı. Herkes onun aklından bir parça kapma derdindeydi. Kimi tuvalet önünde yolunu keser, kimi yemekhanede yanına oturur, kimisi çantasından ona çikolata, defter, ödev ya da başka bir armağan uzatırdı. Ama Hatice bunların hiçbirini kabul etmezdi. Nedense hep reddederdi.

Ben beşinci sınıftaki Yusuftan hoşlanıyorum, sence onunla bir yuva kurabilir miyiz? diye umut dolu gözlerle soruyordu Zeynep, sınıf arkadaşı.

Hiç tavsiye etmem, dedi Hatice, simidini ısırıp, ince belli camda çayını yudumlayarak. Yusuf ilk bakışta iyi çocuk gibi görünüyor ama burnunu karıştırıp sümüğünü yiyor. Kafası dumanlı olmaz ama ömrünü böyle oyalanarak geçirir. Senin işin başka, kızım, bırak bu meseleleri. En azından matematiğini geliştir, tırnaklarını yemeyi de bırak; kurtlanırsın sonra.

Iyy, çok kötü! Peki ya Eray? O çalışkan, gitara başlıyor, çok efendi, diye hayaller kurdu Zeynep tekrar.

O Eray kedilere eziyet ediyor. Kuyruğuna teneke bağlayıp mahallede kovalıyor. Sonra da acımasız bir adam olur, bir de içkiye başlar.

Nereden biliyorsun?

Hiç ayık gitarist gördün mü? Sen daha erken, bunları düşünme. Erkekler zaten kaçmaz. Sen şimdilik dersi çalış, ben sana dedim.

Birden, dördüncü sınıftan Mehmet geldi, suratını asıp kızları itti.

Hiç arkadaşım yok, herkes bana şişko diyor, oyunlarına da çağırmıyor, dedi Mehmet.

Çarşamba günü spor kulübüne kayıt başlıyor, Mehmet. Beden hocasının odasında isim yazdırabilirsin. Zayıflatmaz belki ama kimse sana laf edemez. Hem, gelecekteki eşini de böyle iteleme bir daha.

Hatice tepsisini alıp lavaboya götürdü.

Haticeciğim, sence bu sene mi ehliyet kursuna gitsem, yoksa seneye mi? diye koridorda coğrafya öğretmeni Figen Hanım sordu.

Figen Hanım, ehliyet için araba lazım, sizde babanızdan kalma Şahin var. Aradaki farkı siz de anlamışsınızdır.

Sanırım anladım…

Hatice gözleri devirdi, ellerini yıkarken devam etti:

O arabayı satın, parayla bisiklet ve spor şortu alın. Zaten iki aya kalmaz sizi işe bırakırlar. Ama en iyisi, şu sıralar faizler uygunken ev kredisi çekin. Otuz beş yaşında ailenizle oturmak olmaz. Ben size akıl veriyorum, iyi dinleyin.

Figen Hanım şaşkın bir halde arkasından bakakaldı. Hatice ise dikiş dersi için sınıfına yürüdü.

Kırk dakika boyunca, sınıf arkadaşları terzi cetvelini keşfedip iğne geçirmeyi öğrenirken, Hatice evden getirdiği pantolonu yamadı, eteğini daralttı ve tığla bir çift çorap ördü. Çorapları elişi öğretmeni Seher Hanıma verdi, Hamilelerin ayakları sıcak olmalı, dedi. O da hemen hastaneye gebelik testi almaya koşturdu. Ertesi gün, öğretmen leziz bir çikolatalı pasta yapıp adıyla tüm sınıfa getirdi, Haticeye teşekkür etti.

Evdeyse Haticenin tavırları değişikti. Annesine hazır kıyma aldığı için çıkıştı, hamur açıp mantı yaptı. Akşam Youtubea bakacağına, Üç Silahşörler kitabına daldı ve arada bir biriyle fısıldaşıyordu. Babası bilgisayar başından ona bakarken, Hatice de babasına Dik dur, kambur oturma, git halıyı dışarıda silkele. Boş boş internet gezme, dedi.

Okulda söylentiler yayıldı. Öğretmenler endişelendi; psikolog müdahalesi istediler. Okul yönetimi bir toplantı ayarladı; hatta müdür de geldi.

Hatice, kızım, okulda biri sana kötü davranıyor mu? diye sordu moda sakallı gözlüklü rehber öğretmen.

Beni asıl üzen, okula milyonlarca lira ayrılmışken spor salonuna sadece eski bir minderle kısa bir halat alınması, dedi Hatice sakin sakin. Herkes başını müdüre çevirdi. Müdür, açık pencereden kaçtı.

Peki, hiç arkadaşın yok mu?

Arkadaşlık soyut bir kavram. Bugün teneffüste seksek oynarsınız, yarın aynı kişi sizin evde bulaşık yıkar, siz de vergi beyanı doldurursunuz.

Ne vergi beyanı, ne bulaşığı? Bunları sana kim anlatıyor?

Benim arkadaşım.

Al işte, sıkıntının kaynağı burada! Peki onu buraya çağırsana?

O zaten burada, dedi Hatice. Odanın havası değişti.

Biz göremiyoruz. Adı ne?

Şengül Hanım.

Peki, kaç yaşında?

Yetmiş.

Peki, başka ne diyor sana?

Dişler diyor, diş etinden fırçalanmalı. Bahçedeki köpek kötü biri değil, korkmuş ve aç. Akrabalar unutulmamalı. Bir de; sizin son beş yılda emlak vergisi yanlış hesaplanmış, tapu dairesine gidip rayiç bedelden yeniden hesaplatmanız lazım çünkü sizde kadastro bedeline göre alınmış.

Psikolog not aldı, sonuncuyu iki kere çerçeveledi.

Okulun anons sistemiyle ailesine haber verdiler. Anneyle baba işteydi.

Bir dakika! diye bağırdı telefonda heyecanla babası. Annemin adı da Şengüldü! On yıl önce vefat etti.

Odanın içini Eyvah,lar, içli dualar ve fısıltılar doldurdu.

İşte, on yıl geçti, ama kimse mezara bile gitmedi. Otlar bürümüş, ferforje eğilmiş, diye söylendi Hatice.

Yani, ben gidecektim ama fırsat olmadı, mırıldandı baba telefonda.

Seans bitti.

Ertesi gün bütün aile mezarlığa gitti. Hatice, babaannesini hiç görmemişti, sadece babasının kısa cümlelerinde duyardı. Mezar uzun aramadan bulundu, mezarlık öyle büyümüştü ki koskoca alan bir zamanlar meşelikti. Kız, sarı lale buketini getirmiş, plastik şişede suya koydu. Babası demir parmaklığı düzeltti, annesi otları yoldu.

Baba, babaanne söylüyor: Sen iyi adamsın ama işine ve internete gömülmüşsün. Ne bana ne kendine vaktin kalmamış.

Babası yüzü kızararak başını salladı, anladı. Kızının ve mezar taşındaki solmuş fotoğrafın başını okşadı.

Hadi, bundan sonra değişiyoruz, dedi sessizce.

Artık onu görmeyeceğim, üzgünüm. Çok akıllı, iyi ve neşeliydi; onu çok özleyeceğim.

Öyleydi. Herkesi bir bakışta çözerdi. Başka bir şey dedi mi?

Evet. Salatalık diyeti tam fiyasko demiş. Zayıflamak istiyorsan spor salonuna git. Döviz hesabı gereksizmiş; büyük kararları hesapsız almayacaksın dedi. Şu ucuz betonu da hiç almazdı senin yerinde olsa, hamamın temelini dökmeye…

Haticenin sesi, asırlık selvi ağaçlarının arasında kaybolup gitti. Gavurdağının serin rüzgarı gibi hatıralar içimizi okşayarak geride kaldı.

Rate article
Lifequest
Hayali Arkadaş