Meryem, mezarlıkta en yakın arkadaşı Elifin başucunda oturmuş ağlıyordu. Kırkıydı, ama mezarın üstünde tek bir çiçek bile yoktu Oradan hüzünle kalkıp eve doğru yürüdü. Tam mezarlıktan çıkarken bir adam ona yetişti.
“İsterseniz bırakabilirim sizi,” dedi adam içten bir gülümsemeyle, “Durak da epey uzakta. Binmek ister misiniz? Benim için sorun değil. Burada kimi ziyaret ettiniz?”
Meryem, “Arkadaşım” dedi sessizce.
Benim de annemi kaybettim,” dedi adam. “Nereye gideceksiniz?”
“Durakta inebilirim. Sizi daha fazla uğraştırmak istemem,” dedi Meryem.
“Benim için problem değil, bugün tamamen boşum,” diye karşılık verdi adam. “Ne annem kaldı, ne de eşim Gözlerinizde yaş görüyorum, bir şey mi oldu? Sanırım sizi daha önce de görmüştüm, geçen ay genç bir çifti gömmüşlerdi burada, değil mi? Bugün kırkları sanırım.”
Meryem başıyla onayladı. “Evet”
“Sizden bir şey isteyebilir miyim? Bana kısaca anlatın, belki bir faydam dokunur” dedi adam.
Ve Meryem, arabada yol boyunca başından geçen her şeyi ona anlattı
Meryem ile Elif çocukluktan beri ayrılmaz bir ikiliydi. Anaokulunda başlamışlardı dostluğa. Büyüdüklerinde neredeyse aynı giyinir, kıyafetlerini bile değiş tokuş ederlerdi. Liseyi hep beraber okudular, üniversiteyi de aynı şehirde kazandılar. Meryem tıp, Elif ise eğitim fakültesine.
İkisi de kısa sürede aşık oldu Meryem, köyden kendi halinde bir delikanlıya; Elif ise şehirli ve hali vakti yerinde birine. Elif, eşini kaybetmekten korkar gibi aceleyle evlendi. Bir sene sonra bir kız bebekleri oldu. Fakat Elifin kayınvalidesi kendisini gelin olarak kabul etmedi, oğullarının statüsüne uygun bulmadılar Elifi.
Bebek olduğunda Meryem, zaman zaman Elifin kızına bakar, gençleri baş başa bırakırdı. Güzelce eğlensinler isterdi, içi biraz gitmekte kalsa da söz verip bebeğe göz kulak olurdu.
Bir gün, gençler eve dönmedi Ertesi sabah Meryem, Elifle eşinin bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini öğrendi. Cenazedeki anları, çocuğu kucağında taşıdığı için flu hatırlıyordu. Şimdi çocuk ne olacaktı? Elifin kayınvalidesi, oğulları hayattayken bile torunlarını istememişti, şimdi tamamen reddetmişlerdi; bu çocuğun bize ne faydası var diyorlardı. Elifin annesi de yalnızdı, zaten üç çocuk daha vardı, kimin gücü yetsin küçük bir kıza?
Bir tek devletin çocuk yurdu kalmıştı. Oysa o yavru daha bir yaşındaydı. Meryem kızı çok sevmişti, kızın ilk adımları, ilk kelimeleri hep onun yanındaydı.
Meryem kendi geçimini sağlıyordu, dul bir yaşlı kadının yanından tek başına bir oda kiralamıştı. Ama bekar, yalnız birine kızı vermemekte kararlıydılar. Kızı yurda aldılar: Başka çare yoktu, küçücük ve sağlıklı olduğundan ona hemen aile bulunabilirdi.
Meryem bu duruma çok üzüldü, sürekli Melisi düşünüyor, dua ediyordu.
Bir gün sevgilisine, “Mustafa, sana bir önerim var,” dedi Meryem. “Resmi olarak evlenelim mi? O zaman Melisi alabiliriz.”
Mustafa şoke oldu, “Yok artık! Ben böyle bir sorumluluğa girmem!” dedi hemen.
“Sadece kız çocuğu alalım, gerisini ben hallederim. Davalık olmadan boşanırız Bana yardım et lütfen.”
Mustafa sinirlendi: “Saçma sapan şeyler isteme benden! Belgelerimi mi kirleteceğim senin için? Hem kendine yaklaşmama izin vermiyorsun, hem evlenelim diyorsun! Hayır, güle güle! Başka saf birini bul!”
Meryemin gözyaşları yine Elifin mezarında aktı. Onun kocasının mezarının ise çiçeklerden görünmediğini fark etti.
Elifim, söz, seni yalnız bırakmayacağım. Yardım et bana, olur mu? dedi içinden.
Mezarlığı yavaşça terk etti. Yolda tanımadığı adam onu arabaya aldı. Meryem ister istemez yaşadıklarını ona anlattı. O da, annesinin kırkı için gelmişti.
İki gün sonra Pavle, Meryemin yaşadığı apartmanın önünde bekliyordu.
Meryemi kapıda görünce, “Beni iyi dinle şimdi,” dedi. “Sana yardım edeceğim. Benim kimseye ihtiyacım yok. İstersen hemen evlenelim!”
Meryem şaşkınlıkla, “Benden korkmuyor musun?” dedi.
Pavle gülümsedi, “Korkacak ne var ki? Bak önce şöyle yapalım, kızı aldıktan sonra nerede yaşayacaksın anlat bakalım.”
Meryem, “Yaşlı teyzeyle kalıyorum, oda kiradığım yer Atmazsa beni. Olmazsa başka yer bulurum,” dedi.
Pavle ise başıyla onaylayıp, “Sen bana gel. Geniş bir evim var, burada sıkışırsın. Yarın hemen işleri başlatırız. İtiraz istemem,” dedi.
“Geniş ev mi?” dedi Meryem şaşkın şaşkın.
“Evet, herkes apartmanda yaşamak zorunda değil. Annem de hep evde yaşamak isterdi şehirde. Ben alışamadım apartmana, köyde büyüdüm sonuçta,” dedi Pavle.
Kısa sürede her şeyi hallettiler, sessiz sedasız nikahlandılar, Melisi evlat edindiler. Pavle onları kendi evine taşıdı.
“Her şey için minnettarım. Bundan sonrasını kendim hallederim,” dedi Meryem.
“Elbette halledersin,” dedi Pavle gülümseyerek. “Ev senin. Ben rahatsız etmem, istediğin gibi yaşarsın. Ama hep yanında olurum.”
“Kendimize bir ev bulup ayrı yaşayalım belki,” dedi Meryem, hâlâ tedirgin.
“Peki, eşim ayrı mı yaşayacak? Yok öyle!” dedi Pavle, tatlı sert bir şakayla.
Pavle hiçbir zaman Meryeme kendini zorla kabul ettirmedi. Ama her daim yanındaydı, yardım etti. Meryem ne kadar kendi başıma yetebilirim dese de, evle ilgilendi, Melise baktı. Zamanla Pavleye aşık oldu ama bunu itiraf etmeye korkuyordu.
“Anne, beni neden seviyorsun?” diye sordu Melis bir gün.
“Çünkü sen varsın. Benim canım kızımsın,” dedi Meryem ona sarılarak.
Pavle için Meryem gerçek bir eş, Melis ise kendi çocuğu gibi olmuştu. Ancak aralarındaki evlilik belgelerde yazsa da, gerçek bir aile gibi hissettirmiyordu Meryeme.
Bir akşam Pavle, ona evlilik teklifini yeniden etti. O sırada Melis üç yaşındaydı.
“Zaten evliyiz,” dedi Meryem gülerek.
“Belki ama, ben gerçekten bir aile olmak istiyorum seninle,” dedi Pavle.
“Ben de istiyorum,” dedi Meryem ve bu defa gözlerinin içi ışıldıyordu.
Böylece onlar gerçek bir aile oldular. Artık iki evlilik yıldönümleri vardı iki yıl arayla ve şimdi Melisin bir kardeşiyle ablası var.
Bu hikaye yıllar önce başladı. Çocuklar büyüdü, Melis her şeyi öğrendi, öz anne babasının mezarlarını biliyor, onları ziyaret ediyor. Şimdi mezarları eşit şekilde özenli, temiz ve çiçeklerle dolu. Pavle ve Meryem ona gerçek ebeveyn gibi oldular.
Şimdi Melisin ilk torunu var, Meryem ve Pavle artık torunlarını kucaklıyor. Büyük, mutlu bir aile oldular. Emin ol; bu hikaye, gerçek sevgiyle yazıldı.




