Sokağa At Gitsin Dedi! Kar Altında Komşunun Ev Kedisini Buldum, Sahibi Onu Kurtarmayı Reddetti

Onu sokağa at. Komşunun evcil kedisini kar altında buldu, sahibi ise kurtarmayı reddetti

Meryem her zaman komşunun kedisine karşı biraz temkinliydi. Kedilerden nefret etmezdi ama bu iri, çakır gözlü ve arsız tekir bir keresinde iyice sabrını taşırmıştı.

Bu hikâye, hangi şartta olursak olalım insanlığımızı korumanın öneminden bahseder.

O yaz, komşunun kedisi Minnoş, Meryemin bahçesini tuvalet olarak kullanmaya başlamıştı. Meryem onu defalarca kendi küçücük bostanında yakaladı: kedi büyük bir ciddiyetle toprağı eşeliyor, sanki arkeolojik kazı yapıyordu. Meryem bağırarak üzerine koşuyordu, Minnoş ise sakin bir şekilde kaçıp gidiyordu. Meryemin yazlığı küçük ama sağlamdı evi anneannesinden kalmıştı ve İzmirin hemen yakınında, şehrin kıyısında güzel bir semtteydi.

Sokak boyunca yürüyünce burası tipik bir Ege köyüne dönüşüyordu. Ama minibüs durağına çıkınca şehir neredeyse avuç içindeydi. Anneannesi hayattayken Meryem buraya bayılarak gelirdi. O vefat ettikten sonra da hafta sonları arkadaşıyla gelir, bahçede ocak yakar, mangal yapar, böğürtlen toplardı. Yakınlardaki ormanda bir saatte tavada kavrulacak kadar mantar bulmak mümkündü. Sessizlik, temiz hava, ferahlık tüm aradığı buydu. Aynı köyde annesinin kız kardeşinin kızı Nazlı da yaşardı; çocukluktan beri en yakın arkadaşıydı. Bahçe, dere derken zaman yetmezdi.

Meryem kendi bahçesinde biraz tere, biraz roka, bir sırada taze soğan yetiştirirdi küçük ama kendi elleriyle yapılan bir bahçe. Ama komşunun kedisi bu bostanda adeta keşfe çıkıyordu. Meryem, Minnoşun sahibi olan teyze Gülsüm Hanıma dert yandı. Gülsüm Hanım ise gözlerini devirerek sadece şunu dedi: Ne yapabilirim ki? Bütün gün kediyi mi bekleyeceğim? Yakala, kap biraz toprak at üstüne, yetişemezsen de kovalama!

Bu katı tavrın nedeni basitti: Minnoş rahmetli eşi Celal Beyin kedisiydi. Gülsüm Hanım ise her zaman Kedileri hiç sevmem! diyerek kendini köpek insanı olarak görüyordu. Fakat eşi vefat edince, mecburen evde Minnoş ile baş başa kalmıştı.

Minnoş zaten korumaya muhtaç değildi. Harika fare yakalardı, rivayete göre balık bile tutarmış. Zamanında sahibinin balık maceralarına mutlaka katılırdı. Tek ihtiyacı çatılı bir ev, sıcak bir soba ve güvenli bir köşeydi.

Meryem kediyi engellemek için resmen savaş başlattı. Onunla konuşmayı, ikna etmeyi, yemek vermeyi denedi. Ancak Minnoş şehir mamalarını hiç umursamadı. Tatlı sözlere uzaktan, kuşkucu bir bakışla bakıyor ve asla yakın durmuyordu.

Bir gün Meryem, hortumla soğuk su sıktı üstüne. Başka bir sefer, yabancı birini görürse hakem gibi düdük çalarak arkasından koştu. Sonra yere yığılıp kendine güldü; çünkü Minnoş çitlerin üzerinden atladı, bir an durup sanki Bu haksızlık! dercesine bakıp kuyruğunu dikerek çalılıklara kayboldu.

Teyze Gülsüm ise bütün bu olan biteni bahçenin bir köşesinden izleyip kendi kendine gülerdi. Üstelik en büyük hayali sonunda gerçekleşmişti sonunda bir köpeği olmuştu. Kızı, tatil için minik bir Yorkshire Terrier olan Boncuku getirmişti ve artık onunla meşguldü. Meryem ise bahçe problemini kolayca çözdü: Nalburdan üç çuval talaş alıp, köşedeki ısırgan otlarının arasına serpti.

Minnoş bu yeni hediyeyi beğendi ve kazı işlerini sadece orada yapmaya başladı. Meryem içinden şükür dedi. Ama kısa sürede fark etti ki, kedi onu gözetliyor: çalılıktan, çatıdan ya da çitin arasındaki boşluktan. Bir akşam gecenin bir vakti dışarı çıkınca, iki parlayan gözle karşılaşınca ödü patladı. Tüm köy Meryemin çığlığını duymuştur herhalde. O kadar mesafeliydiler ki Meryem bir türlü ne zaman karşısına çıkacağını bilemiyordu.

Yaz sonunda tekrar üniversiteye döndü ve artık yalnızca hafta sonları geliyordu.

Böyle bir hafta sonunda, sabah erkenden bahçeye çıktığında arka verandanın üzerinde karla kaplanmış bir tepecik gördü. Bu Minnoştu. Kocaman kedi, başı öne eğik, sırtı kambur, bıyıklarında buzlarla karın ortasında öylece oturuyordu. Meryem karı silkeleyince, o hiç tepki vermedi. Başını okşadığında ise, Minnoş sessizce ağzını açıp miyavlamaya çalıştı, ama sesi bile çıkmadı.

Meryem hemen onu kucaklayıp eve götürdü. Battaniyeye sardı, yüzünü ısıttı, bıyıklarındaki buzu sıcak bir havluyla çözdü. Minnoş hiç direnmedi; çünkü hali kalmamıştı. Şişelerle sıcak su hazırlayıp yanına koyduktan sonra komşusu Gülsüm Hanımın kapısını çaldı.

Ama Gülsüm Hanım sert bir şekilde, O ahırda yaşıyor. Evin içine artık adımını atamaz! Her yanı kokuttu. Bir daha içeri almam! dedi. Meğerse yaz boyunca Boncuk geldikten sonra Minnoş, köpeğe saldırmaya ve her yere işaret bırakmaya başlamış. Evin huzuru bozulmasın diye kediyi ahıra yerleştirmiş.

Yazı atlatmıştı ama bakımsız ve ısıtmasız ahırda kış çok zorlu geçmişti. Meryem komşusunu ikna etmeye çalıştı: Yazık değil mi, bu soğukta? Ama aldığı cevap soğuktu: Mama verdim, suyunu da kardan içer. Aç kalmaz. İstiyorsan sen sahip çık, yoksa sokağa sal gitsin!

Eve dönünce Meryemin aklına bir şey dank etti: Minnoş onun kapısına boşuna gelmemişti. Sahibi ilgilenmeyince, yaz boyu çekiştiği kişiye, yani Meryeme sığınmak istemişti.

Meryem tanıdığı herkesi aradı, kedi isteyen var mı diye. Kimseden ses çıkmadı. Kuzeni, Ahırda ineklerle ve domuzlarla birlikte kalabilir; dışarıdan iyidir ama eve alamam, iki kedi zaten var, dedi.

O sırada Minnoş battaniyeden çıktı, odada yavaşça gezdi, Meryemin bacağının dibine oturdu ve gözlerinin içine baktı. Sanki kaderiyle ilgili bir karar bekliyordu. Meryem derin bir nefes aldı ve annesini aradı. Annesi normalde eve hayvan alınmasına karşıydı ama Celal Beyin herkese yardımseverliğini ve minnoşun ona olan bağlılığını hatırlayınca yumuşadı. Koca adam kimseye lazım olmadığı bir dönemde kimseyi kırmamıştı. Duygulandı, hatta gözyaşı döktü.

Çözüm, böylece kendiliğinden gelişti.

Bakkaldan sapasağlam plastik bir kutu alan Meryem, içine Minnoşu usulca yerleştirip onu İzmire götürdü. Kedinin hayatında yepyeni bir bölüm başlıyordu.

İşte Meryem bu sayede anladı ki; bazen en zor zamanlarda, aramızda yıllardır süregelen çekişmelere, hatta kırgınlıklara rağmen, bir canlının yardım çığlığını duymak ve el vermek asli insanlık vazifemizdir. Çünkü gerçek iyilik, sadece yakınlarımıza değil, yolumuz kesişen herkese el uzatabilmektir.

Rate article
Lifequest
Sokağa At Gitsin Dedi! Kar Altında Komşunun Ev Kedisini Buldum, Sahibi Onu Kurtarmayı Reddetti