Pedagojik hayatımda unutulmaz bir anı: Sınıfıma gelen küçük Ali’nin pek çok sağlık sorunuyla – gelişim geriliği, kalp rahatsızlığı ve ayrıca dudak-damak yarığı ile dünyaya gelmiş olması

Öğretmenlik hayatımda unutamadığım bir olay var. Anaokulunda sınıfıma Barış adında bir çocuk geliyordu. Barış, doğuştan pek çok sorunla dünyaya gelmişti: gelişim geriliği, kalp rahatsızlığı ve üstüne üstlük yarık dudak ile damak problemleri vardı. Dört yaşına kadar ne söylediğini hiç kimse anlamazdı, fakat altı yaşına geldiğinde, uzmanlarla defalarca yapılan çalışmaların ardından konuşması bir nebze olsa da yoluna girmişti. Konuşurken burnundan ve gırtlaktan tuhaf sesler çıkarıyordu ama ne dediğini anlayabiliyorduk artık.

Tam bu sırada 8 Mart Kadınlar Günü yaklaşmıştı, üstelik mezuniyet yılıydı. Barışa şiir okutmaya karar verdik. O kendi sesinden ve dudaklarındaki izden dolayı hep içine kapanıktı. Tabii, kendimizi oldukça riskli bir işe atmış sayılırdık. Zorlanacaktı, stres olacaktı. Ama serada çiçek yetiştirmekle gerçek hayata hazırlayamazdık onu; hayata devam etmek, kendini ispat etmek için bu sahneye çıkması gerekiyordu.

Dahası, Barış’ın kendisi de çok istiyordu bunu. Diğer arkadaşları şiir okurken, o da onların ardından dudaklarını kıpırdata kıpırdata tekrar ediyordu.

Barışa Anne temalı bir şiirden bir parça verdik. Onun annesi, oğluna şiir verdik diye sevinçten gözleri parladı, açıkçası böylesine bir şey beklemiyordu. Barış da, kendisine pek kolay güvenilmediğini düşünüyordu; zira o diğerlerinden farklıydı.

Her gün, büyük bir azimle, annesiyle aynanın karşısında, evde, birbirlerine, yiğitçe, sessiz yüksek sesle, defalarca okudular. Yarış yapar gibi Ailenin önünde, yalnızken

Ve nihayet gösteri günü geldi çattı. Barışın sırası geldiğinde, epey heyecanlıydı ama vazgeçmedi. Sadece annesi için okuyacağını, bunu onun için ezberlediğini söyledi.

Salonda giyimini çekmiş, papyonunu takmış, çok şık, minik bir Barış resmen. Hemen başladı şiire; ilk dizeleri gayet iyi söyledi. Sonra ya yoruldu, ya ürktü, takılmaya başladı. Sıra, şu mısralara gelince:

“Merdivenden cevapladı Kerem: Annem pilot mu? Olabilir! Mesela Barışın annesi de (Zor kelimeyi hatırlamaya çalışıyor) Annem kon-di-si-yo-ner!”

Salondan hafifçe gülüşmeler yükseldi. Barışın yanakları kıpkırmızı oldu, başını önüne eğip ellerini ceplerine soktu, suratını astı ama devam etti:

“Keremle Berkenin anneleri de”

En arka sıradan birisi bağırdı: “Kondi̇syonerlerrr!”

Salonda gülme patladı, kimse tutamadı kendini.

Barış döndü ve koşarak salonu terk etti. Merdivenler arkasında onu yakaladım. Duvara yaslanmış, koluyla gözyaşlarını siliyordu. Eğilip kulağına, o kişi yanlış yaptı, o bir şakaydı, yakışık almadı, dedim. Ona sen ister misin bir daha okumayı, sadece annene ve bana, dedim.

Barış burnunu çekerek başını salladı, hem istiyordu hem korkuyordu. Yanında duracağımı, elini tutacağımı, zorlanırsa hemen yardım edeceğimi söyledim.

Kabul etti. Ağlayan yüzünü temizlemesi için yardımcı teyzeye teslim ettim, gerisin geri salona döndüm. Sıra tekrar gelince, seyircilerin karşısına çıktım ve söz aldım.

İnanır mısınız, o an bacaklarım titriyordu ama yıllar geçti, hâlâ o konuşmamı unutmam.

Barış altı yaşında; hayatının büyük kısmı hastane odalarında geçti. Aldığı ameliyat sayısı doğum günlerinden fazla. Konuşmayı yeni yeni öğrenmişken, sizlerin önünde cesaretle şiir okumaya çıktı. Yalnızca annesi için Onu can kulağıyla dinleyin, lütfen; onun için bu çok zor.

Salon sessizleşti. Barışı perde arkasından getirdim, yere bakıyor, sıkı sıkıya tutunmuş bana Şirin mi şirin, kısa boylu, alnı öne eğilmiş, dudağında ameliyat izleriyle

Barış, hadi oğlum! diye annesi bağırdı.

Hadi, Barış! yine aynı yaramaz ses arka sıralardan bağırdı. Yanında diz çöküp, elini tuttum.

Hadi Barış, annene oku! diye fısıldadım. Barış derin bir nefes aldı ve en baştan başladı. O tartışmalı dizeye geldiğinde,

“Merdivenden cevapladı Kerem: Annem pilot mu? Olabilir! Barışın annesi ise po-lis! Keremle Berkenin ise ikisi de mühendiiis!”

Ve dolu dolu bir bakış attı salona.

O an salonda hayatımda duymadığım bir alkış tufanı koptu. Tüm veliler, çocuklar, öğretmenler, hatta hademeler Alkışlamaktan yoruldular neredeyse; bazıları ayağa kalktı! Barış, devam edemedi; çünkü salonda öyle bir uğultu vardı ki kelimeler kayboldu. Ama zaten gerek de yoktu. Her şey ortadaydı.

O gösteriden sonra müzik öğretmenimiz beni bir kenara çekti.

Seni dövesim var, dedi.

Ben ise dayanamayıp ağladım. O güne kadar yaşadığım her şey, birikti birikti patladı. Kadıncağız iç çekip kapıyı kapattı, beni sandalyeye oturttu.

Hem azarlayasım var, çünkü neredeyse töreni batırıyordun. Ama kazanan yargılanmaz! Sen ve Barış bugün kazandınız. Sil gözyaşını ve çocukların yanına dön.

Neden bunca yıl sonra bu hikâye gözümde canlandı, biliyor musunuz? Geçenlerde sokakta Barışın annesine rastladım. Beni tanıdı, sohbet ettik. Barışın bu yıl üniversiteyi kazandığını, üstelik devlet bursuyla ve ilk girişte tüm sınavları başarıyla geçtiğini anlattı. Hangi bölüme mi? Edebiyat fakültesine!

Ve oğlundan bana bir selam iletti: O gün o olay yaşanmasaydı, ben hayatım boyunca kendime engelli derdim.

Bu hikâyede en önemli olan şey azim, irade ve en önemlisi şu: Barışı engelli yapan koşullar değil, ona inanan ve destek olan insanlar sayesinde olması gerektiği gibi bir birey oldu. Gelin, birbirimize karşı daha anlayışlı, daha şefkatli olalım! Çünkü insan dediğin bunu hak eder.

Rate article
Lifequest
Pedagojik hayatımda unutulmaz bir anı: Sınıfıma gelen küçük Ali’nin pek çok sağlık sorunuyla – gelişim geriliği, kalp rahatsızlığı ve ayrıca dudak-damak yarığı ile dünyaya gelmiş olması