Damat annesini düğününde herkesin önünde rezil etti ama pişmanlığı anında geldi!
Düğün, Efe ve Melikenin hayatlarının en mutlu günü olmalıydı. İstanbulun en şık restoranı tutulmuştu, konuklar arasında iş dünyasının tanınmış isimleri vardı, masaları sedef süsler ve güllerle donatılmıştı. Fakat o ihtişamın ardında saklanan bir gerçek vardı; ve her şey, gece ortasında ortaya çıktı.
BÖLÜM 1: Mutluluğun arkasındaki zehir
Başköşedeki masada Melike, özel dikim gelinliğiyle herkesin gözlerini kamaştırıyordu. Ama fotoğrafçı objektifini çevirir çevirmez, Melike Efeye doğru eğildi. Genellikle nazik çıkan sesi, bu sefer buz gibi bir fısıltıya dönüştü:
**”Şuna bak! Şu ucuz elbisesiyle fotoğraflarımı mahvediyor. Fotoğrafçıya söyle, ya onu kesip atsın kareden, ya da en arkaya otursun.”**
BÖLÜM 2: Anne
Efenin gözleri Melikeninkini takip etti. Orta masada oturan annesine takıldı bakışları. Kadıncağız mütevazı bir elbise giymişti; elleri nasırlı, masa örtüsünü sıkıca kavramıştı, tedirgindi. O lüks ortamda yabancıydı ama gözlerindeki gurur, oğlunun mutluluğu için parlıyordu.
BÖLÜM 3: Acı gerçek
Efenin kalbi bir anlığına atmayı unuttu. Şık smokini ve annesinin boş parmağı arasında gidip geldi gözleri.
**”Bu smokini alabilmem için annem tek altın yüzüğünü sattı,”** dedi kısık sesle.
BÖLÜM 4: Donuk kalp
Melike, alaycı bir şekilde gözlerini devirdi, küçümseyici bir bakış fırlattı:
**”Eeee? Estetiğimi bozmaya hakkı yok ki. Hemen hallet şunu.”**
BÖLÜM 5: Karar
O an Efenin içinde bir şey koptu. Melikeden yavaşça uzaklaştı, ceketindeki pahalı çiçeği çıkardı ve masanın üzerine onun önüne büyük bir kararlılıkla bıraktı.
**”Ben şimdi hallediyorum,”** dedi kararlılıkla.
BÖLÜM 6: Beklenmeyen son
Efe ayağa kalktı, kimseye bakmadan salonun ortasında yürümeye başladı. Konuklar şaşkın sessizliğe büründü. Melike, Efenin gidip tartışmayı düzelteceğinden emindi, ağzı bir karış açık kaldı.
Ama Efe, annesinin önüne geldi. Herkesin gözü önünde, dizlerinin üstüne indi, annesinin nasırlı ellerine öpücük kondurdu.
Anneciğim, beni affet, dedi gür bir sesle, tüm salon duysun diye. Haydi gidelim buradan, sevginin değersiz görüldüğü yerde sana yer yok.
Efe, annesinin elini tutup ayağa kaldırdı, koluna girdi ve çıkışa yöneldi.
Efe! Nereye gidiyorsun? Geri gel! diye bağırdı Melike, şaşkınlık ve öfkeyle yüzü allak bullak olmuştu.
Efe kapının önünde durdu, tüm salon ona bakıyordu:
**”Biliyor musun Melike, estetik gerçekten önemli. Fakat benim hayatımda senin gibi çirkin bir ruha yer yok. Bu düğün bitmiştir.”**
Efe, sahte altın parıltılarının arasındaki mükemmel gelini tek başına bırakıp dışarı çıktı. O gece Efe bir eş kaybetti, ama en kıymetlisini; onurunu ve annesinin sevgisini korudu.
Sizce damat doğru yaptı mı? Yorumlarda fikrinizi paylaşın! Salonda bir an sessizlik hâkim oldu. Ardından utançtan kıpkırmızı kesilen bazı yüzler, gözlerini kaçırdı; bazıları ise Efe ve annesinin ardından yavaşça alkışladı. O alkışların arasında Melike duvardaki aynada kendine bakarken, geriye kırık bir hayali ve soğuyan bir kalbi kaldı.
Efe annesiyle kol kola sokak lambalarının altında yürürken, gece üzerlerine huzur gibi indi. Annesi usulca,
Oğlum, seninle gurur duydum, dedi.
Efe gülümsedi, elini daha sıkı tuttu.
Hayatta en değerli şey sensin anne. Senin emeğin, sevgin ve kalbin dışında her şey gelip geçici.
O gece Efe, annesinin sıcacık elleriyle bir hayat kuracağını, gerçek mutluluğun gösterişte değil; saygı, sevgi ve vefada olduğunu öğrendi.
Ve düğün, bir sevda masalından değil, bir vicdan zaferinden hatırlandı yıllarca.




