Bazen kader, insanın hayatını en beklemediği anda karşısına çıkarır. Bugün iş yerinde yaşananlar, bana bu gerçeği bir kez daha hatırlattı. Gözlerim hala yaşlı, ellerim hala titriyor. Elimde tuttuğum günlük bile bana eski hikayeleri fısıldıyor.
İstanbulun en gözde iş kulelerinden Boğaz İş Merkezinde genelde böylesine duygusal fırtınalar esmezdi. Ben, adım Orhan, rekabetin dahi ismimi duyunca çekindiği biriyim. Ama bugün, ofisimde öfkem tüm duvarları titretti.
Elimdeki zarif, gümüş hilal şeklindeki kolyeyi sinirle masama fırlattım. Asistanım, Elif, bu sahne karşısında yerinde irkildi.
Açıkla bana, annemin gümüş kolyesi senin çantandan nasıl çıktı? diye sesimin en soğuk tonuyla sordum. Boğuk bir öfke, cümlelerime ağırlık katıyordu.
Elif bir adım geriye çekildi, gözleri hemen doldu. Titreyen elleriyle bluzunun yakasına uzandı ve ince bir gümüş zinciri çıkardı. Üzerinde aynı hilalden bir parça duruyordu.
Hiçbir şey çalmadım! dedi hıçkırarak. Yuvanın müdürü bunu, annemden kalan tek hatıra diye bana teslim etti
Tam o sırada, kapı birden açıldı. Karım Nermin içeri girdi, elinde bir deste mali rapor vardı. Elifin elindeki kolyeyi görür görmez donakaldı. Rengi bir anda uçup gitti.
O kolye Sende nasıl olabilir? dedi Nermin, sesi çatallaştı.
Ellerinden raporlar kaydı, sayfalar yere savrulup havada dans ederek yere kondu. Nerminin bakışları Elifin gözlerinde, içinde hem korku hem umut barındırıyordu.
O an, ofiste tarifsiz bir sessizlik çöktü. Gözüm karım ile hıçkıran yardımcım arasında gidip geliyordu.
Nermin? Neler oluyor? diye sordum. Öfkem yerini endişeye bırakmıştı artık.
Nermin güçlükle bir adım attı. Gözleri, masanın üstündeki iki kolyeye birbirini tamamlayan iki hilal parçasına kilitlenmişti.
Orhan sesinde derin bir sızı vardı. Yirmi beş yıl önceki o kara kış akşamını hatırlıyor musun? O hastane, o korku Sana kızımızın doğumda öldüğünü söylemişlerdi.
Kaşlarım çatıldı. Eski yaralarım tekrar kanamıştı.
Neden şimdi bunu hatırlatıyorsun? O bizim en büyük acımızdı.
Yalan söylediler! diye haykırdı Nermin, yüzünü elleriyle kapayarak. Babam O dönem işlerin çok kritikti, yanlış bir evliliğin çocuğu şirketini batırır dedi. Ben ateşler içinde, olan biteni anlamaz haldeyken bana evraklar imzalattı. Sonra, sana kızımızın öldüğünü söylediler. Ama ben ben annenin kolyesinin yarısını Elifin kundaklarına sakladım. Bir gün geri bulacağımıza dair umutla
Elif bir anda gözyaşını kesti. Yıllardır disiplinli, soğuk bir patron sandığı kadın şimdi harap bir anneydi.
Yani ben sokaktan alınma bir yetim değil miyim?
Nermin titreyen parmaklarıyla Elifin yanağına dokundu.
Kolyenin içini aç, orada bir “O” harfi göreceksin, babanın adının baş harfi.
Elif kolyesini çevirdi; eski gümüşte O harfi parlıyordu.
Gücüm tükenmişti. Deri koltuğuma oturdum. Sahip olduğum onca para, statü, her şey bir anda önemsizleşmişti. Kendi kanımdan olan, öldü sandığım kızıma hırsız damgasını vurmuştum.
Ayağa kalktım, Elife yaklaştım. Artık yaşlarımı saklamadan sarıldım ona. Önce hafif, sonra sımsıkı. Hiç kaybetmemiş bir baba gibi.
Beni affet, dedim sessizce. Babanı affet kızım.
O akşam, Boğaz İş Merkezinin ışıkları söndü ama bizim evlat hasretiyle geçen yirmi beş yılımızda ilk defa şafak söktü. Olmayan bir hırsızlık, ailemizin en gerçek sırrını açığa çıkardı ve bize hayatın değerini yeniden öğretti.
Hayatta en büyük değer, kaybettiğini sandığın sevdiklerinle yeniden karşılaşabilmekmiş. Bundan daha kıymetli para, makam yokmuş, bunu asla unutmayacağım.




