Kendi babamın cenazesine gitmeyi bile neredeyse düşünmemiştim, ta ki banka arayıp babamın hesabında tamı tamına 12,41 lira kaldığını söyleyene kadar. Telefonu kapattıktan sonra buz gibi, eski eşyalarla dolu salonunun tam ortasında öylece kala kaldım, öfkeden titreyerek.
Tam on yıl boyunca İstanbul’da durmadan çalışmıştım. Her ay da babama 500 lira gönderirdim. Hep derdi ki, Evin vergisi için, çatıyı yaptırmak için, kaloriferi onartmak için, arabanın muayenesi için lâzım. Ama o gün orada, babamın Balıkesirdeki evinde gördüm ki hiçbir şey tamir edilmemiş.
Hâlâ girişte bir damlayan tavanın altına konmuş bir kova duruyordu. Halı öyle yıpranmıştı ki tahtalar görünüyordu. Ev, bayat kahve, toz ve rutubet kokuyordu.
Peki, gönderdiğim tüm o para nereye gitmişti?
Akla gelenler: tütün, rakı, boş işler Babam, Kemal, öyle sevgi gösteren biri değildi. Hayatını yağ, aletler ve zorlu işlerle geçirmişti. Elleri nasır tutmuş, beli bükülmüş, lafı ise her zaman azarlar gibi çıkardı ağzından.
Hiç sarılmazdı.
Hiç seni seviyorum demezdi.
Yardım etmek isterse, bir lastiği değiştirirdi ya da boşuna harcıyorsun derdi.
Köyde çoğu kişi onu aksi, cimri ve sert bulurdu.
Ben de öyle sanırdım.
Bir şeylerle meşgul olmak için garaja indim. Tezgâhın altında, eski metal alet kutusu duruyordu. Ayağımla bir tekme attım.
Kutu devrildi.
Ben eski vidalar, paslı anahtarlar bekliyordum.
Ama içinden buruşmuş makbuzlar, katlanmış zarflar ve küçük kâğıtlar döküldü.
Eğildim. Kapakta eski bir defter vardı. Açınca babamın el yazısını hemen tanıdım.
MART 2021 FATMA TEYZE İNSÜLİN EKSİĞİ. ÖDENDİ.
Bir sonraki sayfa:
AĞUSTOS 2022 YUSUF EV KİRA DEPOZİTOSU. ÖDENDİ.
Bir sayfa daha çevirdim.
EKİM 2023 ZEYNEPİN ÇOCUKLARI MONT VE ALIŞVERİŞ. ÖDENDİ.
Soğuk zeminin üstüne oturdum. Babam, hediye paketini düzgünce katlayıp saklayan, ardında tüm ışıkları söndüren, kuruşun hesabını yapan adamdı.
Ama başkalarına para harcıyormuş meğer.
Sayfaları karıştırırken arada sararmış bir not çıktı.
Kemal, kızın ilaçları için o 280 lirayı da hallettim dediğin gibi. Annesi, devlet yardımı sandı. İnadına diyecek yok, ama gururun da güzeldi.
Boğazım düğümlendi.
Listede neler neler vardı!
Bir dulun kışı atlatması için yakıt parası.
Yalnız bir annenin arabasının tamiri.
Okul araç gereçleri.
Bir çocuğa ayakkabı.
Hayallerinden vazgeçmesin diye bir gencin sınav harcı.
Babam parasız falan değildi çünkü sorumsuzdu. O kadar az parası vardı çünkü neredeyse hepsini dağıtmıştı.
Üstelik benim gönderdiğimi de.
Garajın soğuk zemininde ağladım.
Sadece öldüğü için değil.
Yıllarca babamı yanlış tanıdığımı anladığım için.
Ben, hayat mücadelesi veremeyen, içine kapanık ve sert bir adama para gönderdiğimi sanıyordum. Meğer, her seferinde benden alıp ihtiyaç sahiplerine gönderen bir adammış babam.
Ve hiç anlatmamıştı.
Cenaze, kasvetli ve soğuk bir perşembe günüydü. Dört kişi ya gelir diye düşünüyordum.
Ama arabalar akmaya başladı.
Biri, sonra bir diğeri. Sonra bir minibüs, ardından daha fazlası.
Mezarlığa bir bastonlu yaşlı teyze, formasıyla genç bir hemşire, inşaat kıyafetli bir adam, iki çocuklu bir anne ve sessiz bir delikanlı girdi.
Sonunda onlarca kişi toplanmıştı.
İlk yaklaşan yaşlıca bir hanımdı.
Oğlum, baban geçen kış benim doğalgaz faturamı ödedi, dedi sessizce. O olmasaydı, nasıl ısınırdım bilmiyorum.
Genç bir kız yaklaşıp tabutun üstüne beyaz bir gül bıraktı.
Sınav harcımı o ödedi, dedi sesi titreyerek. Sadece Artık vazgeçmeyi bırak, sınavına gir dedi.
İşte babamın tavrı buydu.
Sonra diğerleri geldi tek tek.
Odun yardımı yaptığı adam.
Yeniden çalışır hale getirdiği arabaya sahip anne.
Okulunu bitirebilen genç.
Kimse dilenci gibi hissetmiyordu.
Herkes aynı şeyi söylüyordu:
İnsanı ezmeden yardım ederdi.
Sonra Yusuf gelip yaklaştı. Hatırladım onu; bir süre köyün eski durağında yatmıştı. Zayıf, tedirgin ve perişandı.
O gün ise temiz, dik ve elinde küçük bir kızla duruyordu.
Baban bana, Yarın o sanayiye gel, eğer sokakta yatmak istemiyorsan dedi. Sormadı bile ihtiyacım var mı diye.
Bazıları gözyaşıyla gülümsedi.
Sonradan öğrendim. O işyerinde kimseyi işe alacak halleri yokmuş. İlk aylar maaşımı baban kendisi vermiş. Hayır değil, iş verdi, onur verdi.
Sonra kucağındaki kıza baktı, Teşekkür etmeye kalkınca da, bir daha böyle saçmalık edersen, yoluna kendi bak dedi.
Herkes gülerek ağladı.
O an, babamı nihayet anladım.
Kolay bir adam değildi. Yumuşak biri de değildi. Ama dürüsttü.
Başımı kaldırdım, çevremde dimdik duran o insanları gördüm ve anladım.
Babam fakir ölmedi.
Tanıdığım en zengin insandı.
Ama onun zenginliği bankada durmuyordu.
Onu kalorifere, ilaca, kitaba, tamirata, kiraya, yeni umutlara dönüştürüyordu.
Cenazeden sonra eve döndüm. Koridorda hâlâ damlayan sudan bir kova vardı.
Mutfağa geçip son banka dökümünü önüme koydum.
12,41 lira.
Önceden bu kadar az para için hiçbir şey bırakmamış derdim.
Ama hayır.
Hayatının geriye bıraktığı şey bu değildi.
Bankada kalan o kadardı sadece.
Esasen, hayatının gerçek kalıntısı o sabah mezarlıkta gördüklerimdi.
Bir kalem alıp köydeki bağış dolabına 12,41 lira bağışladım.
Çok önemli değil.
Sadece sonunda onu anladığımı anlatmanın bir yoluydu.
Ertesi sabah, İstanbula dönmeden önce küçük bir tamirhaneye uğradım, sahibine dedim ki:
Bir gün çalışmaya hevesli birini görürseniz ama ilk başta para veremeyecekseniz, beni arayın. İlk aylıklarını ben öderim.
Sonra ekledim:
Ama isim vermeyin. Kimse bilmesin.
Bir süre baktı, hafifçe üzüntülü gülümsedi.
Baban gibi konuşuyorsun, dedi.
Ve ilk defa, bu söz canımı yakmadı.
Çünkü en güzel miras oydu.




