Özgürlüğün Getirdiği Mutluluk

Emre, dur bir! N’olur, bir bekle

Emre adımlarını yavaşlattı, arkasına döndü.

Arkasından yürüyen Zeynep, dik yolda Emre’nin yanına varmaya çalışıyordu. On altı yaşında bir genç kızdı Zeynep, dizlerine kadar çizme giymiş, kısa bir etek, bembeyaz bir kabandan ve başına bağladığı yün bir yazmadan oluşan bir kış kıyafetiyle, gözü yaşarmış gibi parlayan ela gözleriyle ilerliyordu. Saçının altından çıkan kızıl-kahve bukleleri, gözlerine çok yakışırdı. Zeynepin bu hali ona bir kırılganlık, korunma isteği katardı; insanın içinden onu sarıp sarmalamak gelirdi.

Arada ufak adımlar atıp kayıyor, ama hızından hiç ödün vermiyordu.

Zeynep, koşma, yavaş ol bak, yerler buz gibi! diyerek sert bir tonla seslendi Emre. Aslında Koşmak sana yakışıyor, yanakların al al olmuş; bayağı güzelleşmişsin. Uzun zamandır böyle değildin, iyileşiyorsun galiba!

Zeynep biraz duraksadı, sonra Emrenin yanına yanaştı. Emre ona elini uzattı, Zeynep de hemen tuttu elini, sıkıca sarıldı. Sonra göz kırptı, gülümsedi.

Ne oldu, niye geldin? diye sordu Emre, etrafına bakındı, eğilip yanağına hafifçe bir öpücük kondurdu. Annen bizim takılmamıza izin vermiyor, döveceğini söyledi bana dedi derin bir iç çekerek.

Zeynepin yüzünden bir an için hüzün geçti, gözlerini yere indirdi, çantasının sapını çevirdi elinde. Ama sonra yine gülümsedi.

Emre, annemlerle uğraşma, abartıyorlar işte! Sana hiçbir şey yapmazlar. Bugün beraber sinemaya gidelim mi? Bak biletleri aldım bile! dedi fısıltıyla, eldivenini çıkardı, avucunu açtı. İki tane sinema bileti vardı elinde.

Emre Zeynepin narin avucunu, parmaklarını tutup okşadı; çok sıcaktı eli, üstelik tam bir piyanist eli gibi, incecik ve güzeldi.

Sinema mı? Bilemiyorum, işim var deyip kaşlarını çattı birden, ciddileşti. Zeynep elini çekip eldivenine geri koydu. Ama madem davet ettin, tamam, geliriz, dedi. Sonra merakla sordu:

Hangi film? Aşk filmi falan mı yine?

Yok, savaş filmi. Eray izledi, çok sürükleyiciymiş! diye heyecanla başını salladı Zeynep. Yalnız gitmeye korkuyorum, arkadaşlarım da gelmek istemedi.

Eray mı? O her şeye heyecan katar, onunla git işte, olur böyle Sen de onu dinliyorsun demek ki

Eray, Zeynepin sınıf arkadaşıydı, zeki ve çalışkan bir çocuk. Futbol oynamaz, tatsız şakalara katılmazdı, sürekli çalışır, projelere katılır ve yarışmalara hazırlanır, ama bir yandan da Zeynepin peşinden koşardı. Bu Emrenin hiç hoşuna gitmezdi, ama Emreye göre gerçek bir rakip de sayılmazdı. Zeynepin ilgisini canlı, hayat dolu, biraz da atarlı erkekler çekiyordu; yani Emre gibi olanlar.

Ama ne yazık ki, Emrenin artık Zeynepin ailesinin evine yolu kapanmıştı. Halbuki Erayı annesi baş tacı eder, eve her gelişinde memnuniyetle karşılardı

Ben kimseyi dinlemiyorum! dedi sinirle Zeynep. Seni davet ettiysem başkasını istemediğim içindir. Şimdi ne, gelmeyecek misin yani?

Biraz kızardı, gözlerini kıstı.

Emre’nin içi ısındı, başını salladı.

Tamam, gelirim. Korkuyor dedik, neden ben korkmayayım ki? Sonra kabuslar görürüm gece, ninem evde korkar!

Gülerek göz kırptı, Zeynep de gülüp el salladı:

Sen de korkmazsın ki! Hadi, akşam yediye doğru sinemanın önünde buluşalım, şimdi benim eve gitmem lazım. Annem mutfağı dolma yapmak için battal yoğurma leğenleriyle doldurmuş, yardım edeceğim ona.

Zeynep dikkatlice arkasını döndü, evine doğru yürüdü.

Aynı sokakta, Emrenin evinden iki ev ötede oturuyordu ailesiyle birlikte. Çocukluktan itibaren beraber büyümüşler, kiraz ağaçlarında gezip yasak olmasına rağmen dutları dalından koparıp ağızlarına atmışlardı; sonra çekirdekleri kimin daha uzağa tükürebileceğine bakmışlardı. Beraber okula gitmişlerdi, yalnız Emre Zeynepten iki yaş büyüktü. Diğer kızlar hep kıskanırdı Zeynepi, Emre gibi yakışıklı bir çocuğun ona ilgi göstermesine şaşırırlardı. Oysa Zeynepe göre Emre, hayatında hep vardı zaten, onun ilgisi normaldi sanki.

Geçen kış, kayak yaparken Zeynepin birden başı dönmüş, gözleri kararmıştı. Yere düşüp ayağını kırmıştı. Karlar içinde inleyip ağlarken, Emre hemen yetişmişti ona, her zamanki gibi. Zeynep çocukluğundan beri acıya çok dayanıksızdı. Annesine bir kıymık çıkarttırmak bile olay olurdu. Şimdi ise bütün bacağı alçılıydı.

Emre, Zeynepi sırtında eve taşırken, kızın ayağı şişmiş, botunu kesmek zorunda kalmışlardı. Tırnakları Emrenin omzunda iz bıraksa da, Emre gıkını çıkarmamıştı.

Sonra ambulans gelmiş, hastanede doktorlar kalbinde sorunlar olduğunu, sıkıntılı bir kalp rahatsızlığı bulunduğunu söylemişti. Liste uzun, Zeynepin zihnine kazınan bir sürü Latince hastalık adı. Uzun süre hastanede kalmak zorunda kalmış, sonra tekrar eve gönderilmişti.

Dışarıda karlar erimeye başlamışken Zeynep vaktini hep yatağında geçiriyordu. Ayağı geç kaynamış, zaman zaman ağrıyor, kaşınıyordu. Anneyle sürekli tartışıyor, canı sıkılıyordu. Ama Emre geldi mi her şey değişiyordu. Yatakta bir dünya haritası açar, kağıttan gemileri dünyanın her yerine sürüklerlerdi; bazen de kutuplarda çay içiyor gibi yaparlardı. Lego seti getirir, baş ucunda birlikte şehir kurarlardı

Şu alçıdan kurtulunca, Zeynep, kesin bir yerlere kaçacağız seninle. İster misin?

Omuz silkerdi Zeynep.

Aşağıya, sokağa inmek isterim en çok. Annem izin vermiyor; Kalbin nazlı, dikkatli olmak lazım. diyor. Belki de yeniden yürümeyi unuttum.

Hadi oradan! diye elini sallardı Emre. Gelişir canım, çalışınca olur. Dedem savaş gazisi, ilk başta yürüyemiyordu, bir profesör sayesinde gayet toparladı. Sen de iyileşirsin, bilim var artık, merak etme! Üzülmek yok, bak bakayım bana yuvarlanıyor mu diye!

Zeynepin oyuncak bebeğini kaçırır, bastonuyla kovalamasını ister, eğlenirlerdi.

Koca kız oldun, hâlâ oyuncak bebeklerle mi? diye takılırdı Emre. Tam bizim mahalledeki marketçi Şerife gibi Şuram ağrıdı, buram tutmadı”… Hadi, yakında dans edeceğiz seninle!

Her oyunların ortasında Zeynepin annesi, Ayşegül Hanım, odaya dalardı:

Yatırsın hemen! Emre, bak bana, yüzünü görmeyeyim artık buralarda, çıksana!

Ayşe teyze! diye höykürürdü Emre. Çocuk kuruyacak evde, bırak biraz dikilsin. Yatak döşeğe bağlayamazsınız bu kızı! Kendi yaşıtı gibi hayat yaşasın.

Biz kendi çocuğumuza nasıl bakacağımızı biliriz sen karışma, hadi evine! Hem seni sevmiyor babası da. Bak, Eray geliyor, derslerine yardım edecek Zeynepin.

Eray mı? O tam takım! Ben de kalayım, dinlerim. derdi Emre; hemen Zeynep koluyla dürterdi.

Ayşegül Hanım Emre’yi dışarı çıkarır, merdivendeki lambanın altında sessizce omzundan sıkar dururdu.

Seni iyi çocuk bilirdim. Artık sakın kızıma karışma, doktor olmadan ahkâm kesme! Kızım evlenemez diyor doktorlar. Bir evladı bile olamaz, hamileliği kaldıramaz. Zeynep’le ilgili bunları sakın söyleme ona!

Ayşegül Hanım sonunda ağlayıp Emreyi gönderirdi. Emre de yolun yarısında sarsılarak idrak etti: Zeynep, engelli biriydi aslında, kalbi çok hastaydı

“Ya ölürse? Şimdi, hemen şimdi ölürse?..” diye içinden geçirip ürperdi.

Babaannesi, kapıda Emre’yi buz gibi suyla kovayla sırtına su boşaltırken görünce şaşırdı.

Emre! Oğlum hasta olacaksın, yapma şunu! deyip havlu almaya koştu.

Emre derin bir nefes aldı, düşünceleri biraz yatıştı. “Hayır, yaşayacak! Zeynep uzun ve mutlu bir ömür sürecek, bunun garantisini ben veriyorum!” diye kendi kendine söz verdi.

Babaannesi, Emre’nin ayakta sarsılarak mırıldandıklarını duymadı bile

Oğlum gece gece tepiniyorsun, yat artık. Yorulmuşsundur! diyerek söylenip odasına döndü.

Tamam, bir bardak çay içip geliyorum babaanne. İyi uykular!

Emre, babası ve annesiyle ilgili anıları hep flu idi. Ya terk edilmişti, ya da kaybetmişti onları Babaannesi yarım yamalak anlatır, konuyu geçiştirirdi.

Bundan sonra Zeynepi çeşitli doktorlara götürdüler. Ayşegül Hanım sürekli ev reçelleri, kurabiyeler götürüp her doktorun ağzından Kızınız iyileşecek. cümlesini beklerdi. Ama bir türlü mucize olmadı

“Şu anda bu hastalığın çaresi yok, ileride tıp ilerlerse düzelir belki. Şimdilik tam dinlenme ve dikkat gerek.” dediler hep

Evet Dinlenmek derdi üzgün Ayşegül Hanım. Eray da öyle diyor, çok okuyor, kızıma dikkat ediyor

Anne! diye mahcup olup utanan Zeynep araya girerdi.

Peki, peki diye gülerdi doktor. Akıllı çocuk Eray, kıymetini bilin, ileride iyi koca olur bu!

Zeynep öylece dikkatle, ürkekçe yaşadı. Annesi, sürekli ardından dolanıp grip olmasın, üşümesin, heyecanlanmasın, koşmasın diye uğraştı

Sinemada hava kapalı ve sigara kokuyordu. Zeynep sımsıkı Emre’nin koluna girip filmi izlerken zaman zaman Emrenin omzuna yaslanıp sessizce ağladı.

Ağlama, bak her şey düzelecek, Zeynep. Söz! diye fısıldadı Emre, saçlarını okşadı.

Ama insanlar fısıltıdan rahatsız olup başlarını çeviriyordu.

Emre, kendimi iyi hissetmiyorum, çıkalım mı? dedi Zeynep.

Hadi, çıkalım!

Karanlığın içinden geçip birlikte fuayeye çıktılar, gözlerini parlak lambalara kısarak alışmaya çalıştılar.

Otur şuraya, ben hemen su alayım! dedi Emre.

Sinemanın kapısında duran yaşlı biletçi kadın kafasını salladı.

Bir de gençsiniz Evli misiniz bari? Her şeyimiz bitti, nereye gidiyoruz…

Kadın, Zeynepi hamile sanmıştı muhtemelen.

Evlenmedik henüz ama çok yakında olacak! diye atıldı Emre.

Ne diyorsun sen? Şaka mı bu? dedi Zeynep, birden panik oldu.

Ben öyle şeylerden şaka yapmam! dedi Emre ciddiyetle. Sana aslında sonra söyleyecektim ama Zeynep, askere gidiyorum ben. Döndüğümde hemen evleneceğiz. Sana gezdireceğim dünyaları söz vermiştim ya Pingueni bile göstereceğim, demiştim!

Zeynep başını salladı.

Sözümdeyim! En iyi doktorları bulacağım, seni iyileştireceğiz, çocuk da yaparsın, o da olacak! dedi büyük bir inançla. Ama biletçi kadın onları gözleriyle delik deşik ettiği için oracıkta öpmekten vazgeçti.

Suyunu bitir, çıkalım, hava alalım! dedi, kolundan çekti, Zeynep usulca sıyrıldı kollarından.

Gerçekten çocuğum olamaz mı benim? diyerek gözlerinin içine baktı Zeynep.

Emre bir an ne diyeceğini şaşırdı. Zeynepin annesi açıklamamasını istemişti.

Şimdi bunun sırası değil, bakım görmen yeter, gerisini sonra konuşuruz. Hadi yürüyelim, hava alalım!

Zeynep sessizce başını salladı, montunu Emre giydirdi, birlikte dışarı çıktılar. Sonra gözlerini kapatıp dudağını ısırdı. Kendini “yarım” hissediyordu. O nasıl aile kuracaktı bu durumda?…

Sonra Emre onu eğlendirmek için, motosikletiyle gezmeye götürdü. Arkadaşları Kadirin motosikletini ödünç aldılar, Zeynepe kocaman bir kask takıp öne oturttu. Emre usulca belinden tutarak hızlanmadan onu taşıdı. Zeynep motorun sesi, Emrenin ellerinin sıcaklığıyla tüm sıkıntılarını unuttu

Geceleri doktor çağrıldı eve, ağır bir iğne vurdu.

Çocuğu hiç mi düşünmüyorsunuz? Yine mi sınav stresi, çok mu üzerinize gelindi! dedi sesini eve doldura doldura. Aslında filmden korkup kötü olmuştu o kadar.

Emre ile miydin yine? diye sordu sertçe annesi.

Evet Emre bana her şeyi doğrusu gibi anlatır ama Bana çocuk da olamazmış dedi, yine ağlayıp inledi.

Sana gününü göstereceğim! dedi babası, başını kaşıdı yumruklarını sıktı.

Sakın dokunma baba! O bana her şeyden değerli, Eray onun yanında bir hiç!

Yat artık! diye haykırdı babası, ışığı kapatıp annesinin elinden tuttu. Emreye askerlik kağıdı gelmiş, yakında herkesin içi rahatlar!

Ayşegül Hanım Emre’yi eve almıyordu artık, kızıyla konuşmuyor, Emreyi her şeyin suçlusu sayıyordu.

Zeyneple mutlu olacağız, göreceksiniz! Hapsetmeyin kızı! Biraz genç kız gibi yaşasın! dedi Emre, Zeynepin evine vedaya giderken. Evin kapı eşiğinden içeri alınmadı, pencerelerden çıkmaya bile hazırdı göremese.

Kapıda Zeynepin babası çıktı, elinde tüfekle.

Vuracak mısınız, amca? Vurun. Ne olacak? Kimseye zararım yok Sadece Zeynep’i görmek istiyorum!

Emre öne çıkıp göğsünü siper etti tüfeğe karşı. Ayşegül Hanım korkudan gözlerini kapadı.

Baba bir süre Emre’ye sertçe baktı, sonra tüfeği indirdi.

Çocuksun daha, askerlik sana belki akıl kazandırır. Defol git şimdi, Zeynep uyuyor, rahatsız etmem. Baban için git, dedi dişlerinin arasından.

Onlar kararını vermişti çünkü her şeyin suçlusu olarak Emre’yi görüyorlardı.

Üzülme kadın, askerliği sever, kalır orada, Zeynepi unutur dedi Baba. Hadi, kızı bir dinle.

Ayşegül Hanım, Zeynepin odasına sessizce yaklaştı. Zeynep o sırada çıplak ayak camdan Emre’nin arkasından bakıyordu.

Bir dön, bir kez dön diye içinden çığlık atıyordu.

Emre arkasında görünmeden elini havaya kaldırıp selam verdi. Zeynep bunun anlamını anladı

Emre tam dört yıl dönmedi. Ailesi Zeynepe hiçbir şey söylemedi, Emre’yi Afganistana göndermişlerdi ve kayıptı. Babaannesi vefat etmiş, Emre cenazeye gelememişti. Ailesi ise Zeynepe çalışma devam ettir dedi. Zeynepin yazdığı hiçbir mektup Emreye ulaşmamıştı.

Yanıt gelmedi mi? diye üzülerek sorardı postanedeki kadın, Zehra Hanım. Kim bilir, belki başka dertleri vardır Belki de dönmek istemiyordur Eray geliyor bak, koş git, o seni arıyor!

Sonbaharda döndü Emre. Karanlık ve ıssız ev, rutubet kokuyordu. Çatı akıyor, ikinci katı yağmur basmış, duvarlar çirkin pas lekeleriyle dolmuştu. Babaannenin yıllarca kullandığı yün kuşak duruyordu halen sandalye üstünde. Bir köşede, loş lambanın altında kararmış ikonalar diziliydi hâlâ.

Emre masanın başına oturup gözlerini kapattı. Her şey tanıdıktı, ama bambaşka da geliyordu

Gece uyumadan sabaha kadar döndü durdu. Sonunda üstünü giyip Zeynepin evine yürüdü. Bahçede çamaşır asan Ayşegül Hanımı gördü.

Ayşe teyze! diye bağırdı Emre, sigarasını atarak. Aynı sen!

Yıllar geçmiş gibi hissediyordu.

Kim o? diyerek gözünü kısarak baktı kadın.

Benim, Emre. Girebilir miyim acaba?

Cevap gelmeden kapıdan yürürken gözüyle hemen Zeynepin odasının penceresini aradı. Perde çekilmiş, saksılar yok olmuştu.

Gitti o, Emre. Sen yaşıyor muydun yani? dedi kadın, alay mı etti, umursamaz mıydı belli değil. Döndün mü? Evet, işler karışık

Nereye gitti? diye sordu Emre, yeni bir sigara aramak isterken vazgeçti.

Bursaya taşındılar. Eray oradaki üniversiteyi kazandı, beraber gittiler.

Eray da ne alaka?

Eşi. Zeynep burada kalmak istemedi. Sana haber getirmedik, ölmüş dediler sana. Orada akrabaları varmış, yeni mektup geldi, alıştıklarını yazmışlar. Zeynep de üniversiteye başlamış. Hepsi Erayın ilgisiyle Annene ne oldu, dair hiçbir şey duymadı; Zeynep çok içe kapandı. Yine hastalandı, ama Eray hep destek oldu. Artık bırak, oğlum, karışma onlara. İzin ver, hayatlarını kursunlar.

Serilmiş, yaşlanmıştı kadın. Emre, kadının omzundaki yorgun bakışı ilk defa fark etti.

Zeynep hiç sevmedi o örnek çocuğu! acı bir kahkaha patlattı Emre, yere tükürdü.

Eskidendi o. Sen ortadan kaybolunca kıymetini anladı. Erayla huzuru buldu. Senden ricam, onların hayatından çık!

Emre bir şey demeden arkasını döndü, yürümeye başladı. Ayşegül Hanım derin bir iç çekerek eve dönüp, kocasına kitap okuduğunu gördü. Eray da ona kitap okuma alışkanlığı kazandırmıştı.

Biraz daha başıboş gün geçiren Emre, çantasını topladı, pencereleri çiviledi, evin kapısına kilit vurdu. Son bir kez kasvetle mezarlıktan geçti, babaannesinin mezarına boynundaki küçük tespihi bıraktı.

Hakkını helal et, babaanne.

Ve tekrar gitti

Emre, artık rahatına düşkün, hırçın ve kararlı biri olmuştu. “Hayır” kelimesini hiç bilmiyor, hiçbir şeye boyun eğmiyordu. Hep kavga ede ede iş çevirmiş, bazen etik dışı işler de yapmıştı, ama hayatında çözülmemiş tek bir konu vardı: Zeynepi ve kaderini değiştirebilmek. Onu aramadı diyemem, araması çocuk oyuncağıydı; Bursa’da tanıdık, üniversite, Eray Ama Emre yollar, imkânlar, mucizeler kovaladı.

On yılda işten işe atladı; önce bir oto yedek parça işi, sonra eski eşya ve antika, sonra büyük marketler zinciri ve lojistik işleri Artık tıp sektörüne tedarikçilik yaparken en iyi kardiyologlara ulaştı.

Yahu senin bu kalp işleri nereden çıktı yine? diye sordu Selçuk, tıp profesörü. Açık konuş, hangi hasta, yaş, detaylar?

Sadece birini iyileştirmek istiyorum. Yaşaması lazım. Yaşıyorsa…

Detayı olmadan ne diye konuşuyoruz ki böyle? Tahlil lazım, EKG lazım Olmadı tekrar görüşelim. Sen, bir de ithalat için verdiğim makine ne oldu?

Gümrükte takıldı. Getireceğim. Dosyalara ihtiyacım var, yani tıbbi geçmişi lazım. Getirirsem, yeni tıp imkanlarına göre ne yapılır, söylersin?

Yaparım. Ama eski tahlil geçmez bak!

Emre başını salladı, çantasını kaptı, hızla çıktı koridordan.

Nereye gidiyorsun? koridorda pijamasıyla uykulu bekleyen sevgilisi Elif yakaladı Emreyi.

İşim var, iki üç gün yokum. Senden tek ricam evde kalman. Biri ararsa geleceğimden haber vermezsin, olur mu?

Elif ellerini uzatarak “teslim oldum” dedi, gülümsedi.

Baş üstüne… Belki kahvaltı yaparsın?

Vaktim yok, kusura bakma.

Elif onun sevgisini deli gibi hissetmese de, onlarla hayat fena değildi. Emre’nin yanında olmak kendini güvende hissettirir, Emre de ona bir yuva verir; karmaşık bir dünyada bazen bu kadarı yeter değerdi

Emre Bey, tıp cihazı getirmek güzel, ama hasta dosyası istemek dedirten, karşısındaki sinirli minik doktor, bir yandan masanın altında ellerini ovuşturuyor. Beni buraya test etmeye mi geldiniz? Ben hasta mahremiyeti gözetmek zorundayım! Zeynep Hanım… Zeynep … Soyadı neydi dediniz? Bilmiyorum. Elektronik iş için başhekimle görüşmeniz lazım.

Adam daha çok sinirlendi, alnındaki ter parladı.

Hoca sakin ol, güven, ben devletten falan gelmiyorum. Para mı istiyorsun? Söyle. Bak, Zeynep küçüklüğümden biri arkadaşım, ama kalbi çok hasta, kocası sürekli evde tutuyor, hayattan kopardı kızı. Sadece çalışmaya izin veriyor diye övünüyor. Kadına hapis hayatı yaşatıyor, her hafta test, ilaç O yüzden iyi yaşadığını sanıyor herkes, ama aslında Zeynep perişan. Bir oğulları var, ama zavallı çocuk karanlıkta yaşayan, pörsümüş bir hal aldı. Eray ise gayet sağlıklı, dinç. Tüm bunları Zeynep’in üstünden kazanıyor. Ben sadece bir kez olsun dosyasını görmek, bir umut bulmak istiyorum. Karşılığında istediğin cihazı getirir, paranı öderim. Senin için de güvenli olur, oğlun da bu yıl üniversiteye hazırlanacak…

Emre sözde ağırdan aldı, kavga etmek istese de restoran ortamı müsaade etmiyordu.

Siz de tehlikelisiniz Emre Bey, başkasının hayatına karışmak suçtur! dedi adam, titreyen parmağını sallayarak. Mahrem hayatlarına girmek suç!

Suç olan, bir hastadan kazanç sağlamaktır. Bana bak, kartı bir göster, işim biter, sana güvenli ödeme yapılır, tamam mı? Tek istediğim Zeynep’i kurtarmak, oğlunun da huzur bulmasını sağlamak. Dışarıda konuşalım.

Sert rüzgar, kasvetli Bursa akşamında iki adam dışarı çıktı.

Kaç para? dedi doktor. Emre istediği miktarı söyledi. Adam dosyaları çantasından çıkardı. Zaten hazırlamıştı, ayak diretmesi fiyat artırmak içindi, Emre bunu anladı ve dosyalar karşılığında parayı verdi.

Sağ ol. Bu iş burda bitti.

Emrenin içi rahatladı

Zeynep, yolun kenarında ağır adımlarla yürüyordu. Hiçbir şey düşünmüyordu, sadece yürüyordu. Yarın bir kez daha polikliniğe, ardından okul toplantısı, sonra yine ev işleri, Erayın anne-babası gelecek, çocuklarına odun gibi hazırlanacak Ama şimdilik sadece yürüyordu.

Bir motosiklet hızla yanlarından geçti, arkadaki kız alkışlıyordu. Zeynep gülümsedi; bir zamanlar Emreyle yağmur içinde, ellerini beline dolamış halde motorla dolaştıklarını hatırladı.

Zeynep! dedi sesi, Zeynep dondu. Merhaba!

Emreydi bu…

Bir konuşmamız lazım, çok mühim! diye koluna girdi, bir bankta oturtmak istedi.

Emre Emreciğim… Zeynep fısıldayarak ona dokundu. Babaannen asla inanmazdı böyle döneceğine

Gözyaşları boşaldı, Emre onu güçlü bir şekilde, nezaketle sardı.

Nerede konuşalım? Kafede mi?

Gerek yok, bize gel. Eray ve oğlumuz Baran evde. Tanışırsın.

Sadece seninle özel konuşmam gerek…

O zaman o köşede işçi lokantası var, gidelim

Oturup uzun uzun bekledikten sonra Emre lafa girdi.

Zeynep, benimle gelmen lazım. Ama öncesinde belgeler, izinler alınmalı.

Nereye? dedi Zeynep şaşkın.

Arkadaşım, çok iyi bir profesör, hastalığına çözüm buldu. Ameliyat şansı doğdu, denemeliyiz! Buradaki hapis hayatından kurtulursun…

Eray bana kötü davranmıyor, sırf çok dertlendiği için bu kadar üstüme geliyor, yanlış anlıyorsun…

Yanılmıyorum. Biliyorum her şeyi. Hadi, karar ver. Tüm masrafları karşıladım. Hazırız.

Zeynep de konuyu değiştirmeye çalıştı.

Sen n’aptın, evlendin mi? Neler değişti sende? Çok farklı olmuşsun ama yakışmış…

Nasıl yani?

Biraz sır dolu, erişilmez görünüyorsun. Sert biri olmuşsun sanki. Mafya filan değilsin ya?

İş sektöründen geldim, yok öyle. Eskiden küçüktük, mahallede özgürce dükkan işlettiğimiz günler falandı. Sonra işler büyüdü. Artık sadece tedarikçiyim, biraz İngilizce bile öğrendim.

Güzel… Baran da İngilizce öğreniyor. Eray ona özel ders bile ayarladı. Eve hiç döndün mü?

Bomboş, yıkık dökük Boşver, şimdi önemli olan bu değil. Zeynep, her şey hazır, gitmemiz gerek.

Emre bir telaşla konuşurken, Eray içeri girdi.

Dışarda görüp şaşırdım, Zeynep. Bu Emre mi? Şaşırdım.

Baran dikkatle Emreye baktı.

Baran, yemeğini odada ye bakalım. Sizinle Kafede konuşmamız lazım, dedi Eray.

Zeynep oğluna yemek götürdü, odasından çıkınca Emre söz aldı.

Zeynepin yurt dışına ameliyata götürülmesi lazım. Son teknolojiyle çok ilerleme kaydedilebilir. Senin onun yerine karar vermeye hakkın yok.

Kimseye hesap vermek zorunda değilim. O, bana ait. Ben ondan iyi kimse bilemez. Ankara’ya, İstanbul’a dek götürdüm. Sen hangi cerrahiyle ilgilisin ki ortadan kaybolup şimdi ameliyatı dayatıyorsun? Bana ne zaman yardım ettin? Zeynep anneliği göze aldı, Baranı büyüttüm, her zor anında yanındaydım. O artık benim. Yabancılar karışmasın hayatımıza.

Onun iradesini tanımazdan geliyorsun! Hayat şansı varken hapsolmasını istiyorsun; bencilce! Yeni bir hayat yaşaması için gerekirse kendim götürürüm!

Yapamam Emre Korkarım. Baran daha küçük Allah korusun ya ölürsem… Olmaz Emre, burada kalacağım, bu benim hayatım.

Zeynep sarıldı Emreye, kafasını omzuna yasladı.

Hadi çay içelim. Tatlı, kurabiye de var. Sonra Emre, dönersin evine tamam mı?

Emre çaya elini sürmedi, paltosunu çekip çıktı. Vedalaşmadı bile.

Sokakta omuz omuza insanlara çarpa çarpa yürüdü. Nasıl olur da insan en iyi hayata sahip olma şansını geri çevirirdi? Her şeyi elinden geleni yapmıştı, neredeyse tüm işini satmıştı… Her kapıyı aşındırmak boşa mıydı şimdi?

Sen sadece Eraya üstünlük taslamak istedin, ama onun kazandığı doğru, geçti aklından.

… Elif evde onu bekliyordu, uyumamıştı.

Hoşgeldin, dedi Elif, yine aynı polar sabahlıkla. Çorba koydum, ister misin?

Kadın hızla gelip sımsıkı sarıldı ona.

Noldu? dedi Emre şaşkınlıkla.

Korktum… Dönmeyeceksin sandım Orada kalırsın sandım

Elif içini çekip iyice sarıldı.

Ah canım, sensiz ben ne yaparım? dedi Emre, içindeki yüklü taş kalkmış sanki. Kimseye borcu yoktu artık. Elifle evlenebilir, çocuk sahibi olup yaşlanacaklardı birlikte. Diğerleri de nasıl isterse öyle yaşardı. Mutluluğa izin vermek bazen bu kadar basitti!

Elif mutfaktan çorba getirirken Emre iştahla kaşıklıyor, Elif ise yüzünde kocaman bir gülümsemeyle izliyordu. Çünkü küçük de olsa gerçek bir aile oldular artık; Elif bundan çok emindiO gece uyumadan önce Emre, Elifin saçlarını sevdi usulca. Gözlerinin kenarında, hayatı boyunca fark etmediği bir huzur pırıltısı belirmişti. Dışarıda eski bir sokağın loş ışıkları camdan odaya kımıldayan gölgeler bırakıyordu; zaman ağır ama yumuşakça akıyordu.

Bir ara Elifin uyuduğunu gördü; kadın huzurlu bir nefesle dönüp ona sarıldı. Emre usulca kalkıp pencerenin önüne geldi, cama hafifçe dokundu. O eski mahallenin, karlar üzerinde koştukları sokakların çok uzağındaydı şimdi. Ne Zeynepin annesinin narin sitemleri, ne babaannesinin duaları, ne Erayın sessiz çekişmeleri onu buradan alıp geri götürebilirdi. Hepsi ömründe rengarenk ipliklerdi artık, kopup uçmuş, bir yere bağlanamamış.

Sokaktaki tek tük ışıklar arasında, kendine ait yeni bir huzur alanı açtığını hissetti. Yanında yumuşakça nefes alan Elifle, yarına dair korkusu kalmamıştı. Geriye dönüp bakınca, “Keşke” demeye bile ihtiyacı kalmamıştı artık. Zeynepi gerçekten sevmek, onun istediği hayatı yaşamasına izin vermek demekti.

Bir zamanlar koşarken düşen, karın üstüne uzanıp cennet gibi gülen iki çocuğun hikâyesi orada sona ermişti. Ama hayat devam ediyordu; asıl cesaret, eskiye tutunmakta değil, yeniye inanmakta gizliydi.

Emre, usulca yatağa geri dönüp Elifin elini tuttu. Dönüp uyuyan kadının yüzüne baktı, içinden kısık ve güvenli bir sesle fısıldadı:

Burası artık benim evim.

Ve sabaha, içi ilk defa hafif, umut dolu bir adam olarak uyandı. Dışarıda yeni bir gün başlayacak, her şey olması gerektiği gibi akacaktı artık.

Rate article
Lifequest
Özgürlüğün Getirdiği Mutluluk