Her şey annemin komşusundan gelen bir telefonla başladı.
Nazlıcığım, merhaba,
Merhaba, Fikriye Hanım, dedim şaşkınlıkla.
Nasılsın evladım, çocuklar nasıl? sorguladı devamında.
Her şey yolunda, sağ olun, karşılık verdim ama içime bir huzursuzluk oturdu.
Yani, annemin komşusu durduk yere aramış olamazdı, bir derdi vardı kesin. İçimdeki his beni yanıltmadı.
Nazlı, anneni son zamanlarda hiç ziyaret ettin mi?
Cevapsız kaldım, suçluluk duygusu kafama bir anda tokat gibi indi. Derin bir iç çektim. Uzun zamandır ayrı yaşıyorduk. Oğlum okula başladığından beri dünyam dönüp duruyordu sanki.
Sabahları kahvaltı hazırla, çocuğu okula hazırla, aceleyle işe git. Akşamları market, evin işi, yemek, bulaşık, ödev derken gece bitiyordu. Hafta sonları da başka telaşeler…
Temizlik, çamaşır, ütü, biraz dinlenmek Anneye uğramak bir türlü kısmet olmuyordu, doğrusu.
Uzun zaman oldu, Fikriye Hanım, itiraf ettim utançla. Hep niyetleniyorum ama vakit bulamıyorum. Cumartesi uğramayı planlıyordum
Annenin davranışlarında garip bir şeyler fark ettin mi? dedi usulca komşu.
Yani, ne demek istiyorsunuz? dedim gerginlikle.
Garip bir hali, hareketleri Farklı bir şey
Yok dedim buz gibi kalakalarak, hiçbir şey. Nereye varmak istiyorsunuz?
Ay Nazlıcığım, nasıl desem diye mırıldandı Fikriye Hanım. Belki benim haddime değil ama
Ama ne oldu, Allah aşkına?! dedim neredeyse çığlık atarak. Kafamda en kötü senaryolar çakmaya başladı bile.
Annen iyice kafayı yemiş kızım, patlattı lafları.
Aman Allahım, öyle şey olur mu?! dedim öfkeyle. Bunu nereden çıkardınız?!
Evine adam almış! Baya resmen sevgilisi var!
Olamaz! birden kahkaha attım, yüreğim hafifledi. Annem yetmişini geçti, ne sevgilisi!
Öyle deme evladım, alınmış gibi cevapladı. Gözlerimle gördüm.
Sevgilisi miymiş anlamadım?
Anneni! Tüm hikayeyi bana da anlattı! söze girişti Fikriye Hanım. Bak şimdi dinle.
Dün dışarıda karşılaştık. Bir telaşla koşturuyor, beni bile fark etmedi, zor seslendim. “Kusura bakma Fikriye Abla, acelem var, balık almam lazım,” dedi. “Sence levrek mi alsam palamut mu?” Ben şaşırdım kaldım. “Ayşe, sen balık sevmezsin ki,” dedim. “Bu sefer kendim için değil, Veysel için. Bayılıyor balığa,” dedi, gözlerinin içi parlıyordu. Anlıyor musun?
Kim bilir, dedim kafam karışmış halde, belki eski bir tanıdıktır, ama zihnimde hiçbir “Veysel” canlanmıyor, sanki annemin tüm çevresi silinmiş.
Ne tanıdığı, canım! Baya sevgilisiymiş. Hem de sokaktan toplayıp getirmiş, şimdi evinde yaşıyor. Aman diyeyim, belki de evsiz, belki parası için kandırıyor, belki de tehlikeli biri Memleketin hali ortada, ne olduğunu kimse bilmiyor.
Hem hiç adam olur mu, öyle sokaklarda yatan?!
Sinirden titreyerek, ne cevap vereceğimi bilemedim. O ise susmadı.
Aynen öyle! “Bakıyorum, dedi dün, yağmurda sırılsıklam, gözüme öyle mahzun bakıyor ki” Sonra “Onu evime aldım, duş aldırdım, mis gibi oldu şimdi” dedi. Senin yerinde olsam hemen ilgilenirdim!
Teşekkür ederim, dedim boğuk bir sesle ve telefonu kapattım.
Kafamdan geçenler felaketti. Zavallı annem evsiz, kirli, belki tehlikeli bir adamı eve almış Dondum kaldım.
Eşim işten gelir gelmez durumu anlattım:
Annemin sevgilisi varmış, adı Veysel diyerek Fikriye Hanım’ın anlattığı her şeyi döktüm.
Kocamın gözleri faltaşı gibi açıldı. Sonra hafifleyip,
Kim bilir neler uyduruyor bu yaşlı kadın Anneni aradın mı?
Yok, dedim utançla.
Hadi ara o zaman, bak göreceksin, boş bir telaş bu.
Hemen telefonu kaptım, numarayı çevirdim, hoparlöre aldım.
Merhaba, dedim annemin sesini duyunca.
Ay, Nazlıcığım! Nasılsınız?
Anne, çekinerek başladım, yalnız mısın?
Hayır, dedi neşeyle, Veysel ileyiz.
Yüreğim ağzımdan çıkacak gibi oldu. Demek her şey doğru!
Anne, Veysel de kim?
Canım, hikayesini anlatayım, dedi en ufak bir utanç belirtmeden. Onu sokakta buldum. Yağmurda perişan haldeydi, çok acıdım, eve aldım. Artık neşem yerinde. Evde bir erkek var, yahu! Beni ne güldürüyor anlatamam.
Duyduklarıma inanamadım, sandalyeye yığılıp kaldım.
Annecim, ama bu hiç doğru değil, dedim, dilim titreyerek. Eve rastgele adam almak! At dışarı, hemen!
Nazlı, ayıp! çıkıştı annem anında. Bir hayvana sahip çıkmak, evlat, sorumluluktur. Hem siz de pek uğramıyorsunuz, evde çok yalnızım. Şimdi yeniden yaşama sebebim oldu gibi Artık yalnız hissetmiyorum. Veysel kalıyor, hem de nokta! dedi ve kapattı telefonu.
Eşim bir an bile düşünmeden ayağa kalktı:
Böyle olmaz! Hemen gidiyoruz annenin evine!
Evde telaşlı bir koşuşturma başladı.
Çok saf annen! Başına iş alacak vallahi. Ya bu adam dolandırıcıysa? Allah bilir neyin peşinde! Şimdi göreceğim o Veyseli!
Birazdan annemin apartmanının önüne park ettik. Kocam bagajdan bir demir çubuk çıkarıp elinde tartarken,
Aman Allahım, ne gerek var buna?!
Her ihtimale karşı, dedi sesi karanlık. Ya Veysel gitmek istemezse
Ne olur, aman bir şiddete bulaşma, dedim yalvararak.
Daha eve girerken,
Nerede o herif?! diye kocam gürledi.
Salonda koltukta uyuyor, dedi annem şaşkınlıkla. Ne oldu size, çocuklar? Hiç beklemiyordum sizi
Ama eşim çoktan salona fırladı, ben de peşinden.
Koltukta upuzun, tombul bir sarman kedi yayılmıştı! Bizim suçlu bakışlarımızı görünce kuyruğunu toplayıp oturdu, kalın sesiyle “Miyaaavvv” yaptı.
Tanışın, bu benim Veyselim, dedi annem gururla.
Bu bu bir kedi! diye ikimiz birden bağırdık.
Tabii ki kedi. Siz ne sanmıştınız ki? annem kahkahalar atarken şaşkınlığımızı izledi.
Her şey annemin komşusunun bana telefon etmesiyle başladı.




