Tartışma

– Nermin abla, seni affettim! Aramızdaki kavga gereksizdi. Hadi bitsin bu küslük! Genç değiliz artık! Havva Hanım, yedi yıl aradan sonra ilk defa kız kardeşinin numarasını çevirirken parmağını titrek bir kararlılıkla tuşladı. Artık büyüme zamanı, Nermin! Daha ne kadar böyle sürecek

– Affedersiniz Ama kimi aradınız? Ben Nermin değilim

Ses yabancı geldi, genç bir kadın, biraz ürkek, ama çok nazik biri olduğu belliydi.

Havva Hanım ne diyeceğini şaşırdı, ki genelde böylesi anlarda hep hazır cevaptı.

– Kızım, sen kimsin? Kız kardeşimin numarasının sende ne işi var?

– Bu numara benim, bir senedir bana ait. Kusura bakmayın, ama sizi tanımıyorum. Nermini de tanımıyorum. İyi günler

Havva Hanım, hala tam olarak ne olduğunu anlayamadan cevap vermedikçe telefondaki ses kapanınca içinde garip bir boşluk hissetti

Belki yanlış çevirmişimdir diyerek, gözlüğünü burnuna taktı ve eski usul tuttuğu, kırmızı kaplı, kenarları iyice yıpranmış ajandasından kardeşinin numarasını kontrol etti. Telefonlara hiç güvenmezdi; numaralarını, adreslerini deftere yazar, bellek satmaz derdi. Kırmızı ajandasını da vaktiyle Nermin hediye etmişti. Nermin böyle küçük zarif şeyleri çok severdi, ablasının da hoşuna gideceğini bildiğinden, arada çanta, kalem, fular gibi hediyelerle sürpriz yapardı. İncik boncuk, ama ablasını mutlu eden jestlerdi bunlar. Oysa Havva Hanımın tarzı bambaşkaydı; o büyük, gösterişli hediyeler verirdi, herkes görsün, anlasın nasıl sevdiğini!

Numarayı bu sefer teker teker elle çevirince, başına gelenin beklenmedik bir dert olduğunu bir daha anladı Havva Hanım. Aynı ses çıktı karşısına; yine mahcup, yine yabancı.

– Afedersiniz, ama söyledim ya, bu numara şimdi bana ait, – genç kadın telaşlı. Lütfen bir daha aramayın. İşim var, dersim var.

– Bir dakika! telaşlanarak atıldı Havva Hanım, yine yüzüne kapanabilir diye korktu. Kime, ne zaman tekrar ulaşabilirim? Cidden önemli!

– Otuz dakika sonra, teneffüsüm var.

Telefonu kenara bıraktı, düşünmeye başladı.

Niye değiştirdi acaba Nermin numarasını? Niye hiç haber vermedi? Evet, küstülerdi ama bu kadar da değil! Telefonu tamamen değiştirip ortadan kaybolmak da neyin nesi?

İçi içini yemeye başladı Havva Hanımın.

– Hep aynı Nermin işte, dedi kendi kendine temizlik bezini elinden bırakmadan, mutfak masasını yüzüncü kez silip saatine bakarak.

Boş oturmak hiç harcı değildi onun; mutlaka bir işi, uğraşı olmalıydı. Çocukluğundan beri böyleydi; hareketli, enerjik, lafını esirgemez, adaletli Bu yüzden ailede bazen çatışmalar da çok oldu, ama umursamadı hiçbirini. O haklıydı, mesele buradaydı!

Nermin ise apayrıydı. Sakin, yumuşak huylu, yavaş. Okul öncesi yoğurdunu bitirene kadar neredeyse okula geç kalacaklar, ablası ikisinin de formalarını ütüler, saçlarını örer, kurdelelerini bağlarken Nermin daha ancak gözlerini açardı. Banyoda fırçası elinde aynaya dalıp giderdi.

– Nermin, ne yapıyorsun?

– Düşünüyorum

– Hadi ama, saçmalık etme! Geç kalacağız! sinirlenirdi Havva. Düşünmek mi dedin?

– Yanlış mı?

– Elbette yanlış! Düşünmek başkasının işi! Sen ağzını fırçalayıp hemen kahvaltını et!

Hep öyle oldu. Nermin arkada ağır tempoyla ilerler, Havva ise hem zirveyi çoktan almış hem dönüp gelip kız kardeşini azarlamış olurdu:

– Ne biçim ağır kanlısın sen? Hiç yaşama sevincin yok sanki! Böyle yaşanır mı?

Ama Nermin çok da umursamazdı ablasının çıkışlarını. İnat etmiyor, tam aksine sakin bir tebessümle dinler, hatta gülümserdi.

– Havvacığım, herkes senin gibi çevik olacak diye bir şey yok ki! Sen ailenin gururusun zaten! Beni dert etme, kendi tempomda ilerlerim ben

– Hepin böyle! Yavaştan al! Hayat gözünün önünden geçmiş, haberin olmaz! Acele et!

Kırılmazdı Nermin ablasına. Bilirdi, ablasında tutku ve enerji vardı; bir yere yönlendirmek lazımdı. Belki içten içe sevginin zamanla aralarını ısıtacağını, yumuşatacağını düşünürdü.

Bir yanardağın öfkesini dindirmenin yolu, sadece onu saran bir denizdi. Sevgi de öyle; insanın içi kıpır kıpır yanarsa bir sevgiyle sükûnete kavuşur, yeni bir şey filizlenir Ama maalesef, Havva Hanım için öyle olmadı. Onun sevgisi de bir ateşti ve yaklaşan ne varsa yakıp kül edecek kadar kudretliydi.

Dört kez evlendi Havva Hanım. İlk üçünde bir yılı bile tamamlamadan ayrıldı.

– Karakterlerimiz uymadı! der, geçiştirirdi.

Dördüncüyle biraz daha sürdü, tam üç yıl. Ama yine de ayrılmaktan başka çare bulamadı, kucağında küçük kızı Elifle birlikte, geleceğe dair ne umut, ne mutluluk vardı.

– Ne biçim adamlar var artık! Hiçbir şey istemiyorlar! Aileymiş, çocukmuş umurunda değil kimsenin! Kadının bir sözü yok! diye çıkıştı bir gün, Nerminin evine ansızın gelerek. Sen Tolga ile nasıl geçiniyorsun mesela?

Nerminin eşi Tolga, bir şey demeden çay bardaklarını tepsiyle getirdi, küçük yeğeni Elifi de kucağa aldı:

– Hadi, konuşun. Ben Elifle ilgilenirim.

Elif zaten uykudan bayılmak üzereydi, ama Havvanın gözü başka şey görmüyordu.

Dert diz boyu, sıfırdan başlamak mecburiyetindeydi.

– Bak dedim sana! Ne öyle, ne böyle! mutfağın kapısı kapanırken masaya sertçe vurarak söylendi Havva. Sen onunla nasıl dayanıyorsun? Sıkıntıdan ölürüm ben!

– İyi geçiniyoruz Havva! dedi Nermin, tebessüm etti, kurabiyeleri ablasına uzattı. Sen çayın soğumasın, açsındır yine?

– Bugün bir şey yemedim vallahi! diye itiraf etti Havva kurabiyelere dadanırken. İnanabiliyor musun? Yine yalnız kaldım!

– Havvacığım belki de biraz yumuşaman lazım. Sürekli böyle kavga etmekle bir şey kazanılır mı? Hayat geçiyor Az sonra Elif de büyür, evlenir, sen bir başına kalırsın. Önemli olan, yanında sevdiğin insanlar olması. Bir tek kalmak istemezsin, değil mi?

– Of Nermin, ne kadar safsın! Mesele o mu yani!

– Ne o zaman?

– Hiç kimseye güvenilmez! Herkes yalan söylüyor!

– Ben de mi?

– Sen de! Tolgayı seviyorum deyip duruyorsun ama ondan çocuk yapmaya hiç girişmiyorsun! Demek ki o sevgiden hayır yok! Eğer bir kadın sevdiği adama çocuk doğurmak istemezse bence hiç sevmemiştir! O kadar net işte!

Nermin hemen cevap vermedi. Ocağın yanına gitti, kettleın üstünü yokladı, göz yaşını usulca sildi ve öyle bir tonda konuştu ki neredeyse Havva hiç duyamadı:

– Bazen mesele istemek değildir, imkândır Ben de isterdim Havva, çok isterdim! Ama olmuyor, bana annelik nasip değil

Havva yerinden kalktı, kardeşine sarıldı, teselli etmeye çalıştı.

– Kimin haddine! Doktorlar öyle demeiş! Sana en iyi doktorları bulurum! Elbirliğiyle hallederiz, göreceksin!

Ama ne istek, ne Havvanın azmi yeterli oldu bu konuda. Olmuyor işte, nasipten ötesi yok

Nermin anne oldu, ama tahmin ettiği şekilde değil. Kendi çocuğu olmadı hiçbir zaman, ama Tolganın ailesinden, ebeveynlerini kaybetmiş iki akrabasının çocuklarını yanına aldı. Onlara birisi anne değil dese, kim söylemişse kötü olurdu Nerminin gözünde. Zaten ablasıyla da bu yüzden büyük bir kavga yaşadı.

– Yabancı çocuk ne işin var Nermin! Kendi evlatlarını bekle!

– Havva, kırka geldim neredeyse Olsa şimdiye kadar olurdu. Ama bunlar da çocuk! Ne yapalım, yetimhaneye mi yollayalım?

– Sana ne! Tolganın akrabaları dolu, alsın kim istiyorsa!

– Ben istiyorum! Anladın mı? Ben!

– Of Nermin! Sana ne diyeyim, anlamıyor ki!

– Neyi anlamıyorum?

– Dik başlısın ve safsın! Büyük mesele bu!

– Yeter Havva! Hadi git artık! dedi Nermin, yüzüne bakmadan öfkesini sessizce bastırmaya çalışarak. Hadi, evine dön, Elif seni bekler.

– Elif kampta! Haftaya gelir. Böyle sürprizlere hiç gerek yok! Karşıma bile çıkma, yardım falan deme! Dinlemiyorsun beni nasıl olsa!

– Neden bu kadar öfkelisin Havvacığım? dedi Nermin, ablası merdivenlerden hızla inerken, gözleri dolu dolu.

Yanıt alamadı Nermin. Havva gerçekten darıldı, hem de derin bir sitemle. Kardeşinin ailesiyle tüm irtibatı kesti. Ne aradı, ne sordurdu, ne de yuvasına davet etti. Hatta Elifin bile Nermin ile görüşmesini yasakladı. Ama Elif dinlemedi, çünkü Nermine hayrandı, kuzenlerini de baştan sevmişti. Evleri de yakın olduğu için gizli gizli tantenesini ziyaret etti.

Sonra Tolgaya başka bir şehirde iş teklif ettiler. Ailecek düşündüler, kabul ettiler. Nerminin ailesi taşındı. Elife adreslerini bıraktılar; bir sıkıntı olursa hemen gel, annenin izni olmasa da!

– Kimbilir hayat neler getirir Elifim dedi Nermin, vedalaşırken. Bil ki ailen var, başın sıkışırsa yardımcı oluruz. Annenin huyunu bil, onunla uğraşmak sana düşer, başka da kimse yok

Elif bu sözleri unutmadı. Annesiyle ne kadar zor olsa da sabretmeye çalıştı. Zordu, ama sonra daha da zorlaştı.

Sebebi de büyüdü Elif, evlenmek istedi. Havva, damat adayını hiç beğenmedi.

– Bu ne biçim adam! Böyle damat istemem! diye kapıyı açar açmaz seslenmişti Elifin gözlüklü, ince delikanlı sevgilisine. Biraz daha iyisini bulamadın mı?

Elif annesiyle tartışmadı. Sevgilisine baktı, beraber çıktılar, arkasından bağıran annesini dinlemeden gittiler.

“Gözlüklü zayıf delikanlı”, yani Emre, hiç de göründüğü gibi değildi. İyi bir mesleği vardı, yazılım işinde uzmandı. Birlikte düşündüler, Elifi Nerminin yaşadığı şehre götürme kararı aldılar.

– Orada şansımız daha çok Elif, evimi satarız, oradan da bir şey alırız. Zaten burada tutan kalmadı bizi.

– Kalmadı – dedi Elif, annesinin şaşkın bakışını ve bağırışını hatırlayıp ağlayarak. Nermin anlar durumu. O iyi kalpli biri

– Yeter ki sen mutlu ol, ben her şeyi göze alırım.

Emre, Elifi tüm kalbiyle seviyordu. Onun için her şeyi bırakmaya hazırdı; ailesi yoktu, akrabası yoktu, tüm dünyası bu burnu kızarmış genç kıza düğümlenmişti; isterdi ki bir ev, aile, iki çocuk ve uzun, güzel bir hayatları olsun.

Oldu da.

Nermin duyunca, Havva gene karışıklık çıkarıyor diye düşünüp aramaya kalktı, ama Havva dinlemedi bile.

– Size mi kaçtılar yani? Güzel! Bir daha aramayın! Tanımak istemiyorum sizi! diye telefonun ucunda ağlıyordu Havva.

– Havva, yeter! bu sefer Nermin kızdı. Yıkmak kolay, yapmak zor! Düşünsene kendi çocuğunu evden kovdun! İyi ki bizim yanımıza gelebilmiş. Ya kimse olmasaydı? Bir anne nasıl çocuğunu sırf sevdiği genç diye kapı dışarı eder? Hem sana ne, onları birlikte yaşamak mı düşüyor? Görevimiz çocuklarımıza destek olmak! Onların yolunu açmak! Belki işler sarpa sarar, kime güvenecek? Annesine Eğer annesi yanında olmazsa, kime gidecek o çocuk? Yabancıya mı?! Çünkü annesi ona sahip çıkmamış mı olacak?!

– Sen diye söze girmek isterken Havva, Nermin sözünü kestirdi.

– Yeter Havva! Aklını başına devşir, barışmak istiyorsan, şartlarımıza uy! Artık bu kavgadan yorulduk! İstersen ara! Bekleriz!

Darılmıştı Havva. Kimse beni dinlemez oldu artık diye içten içe burukluk yaşadı. Ne kızına aramak, ne kardeşine ulaşmak Uslanmıyorlar, madem! Kendi yollarını kendileri bulsun, ben karışmam!

Elifin düğün davetiyesini parçaladı, çöpe attı. Nerminin gönderdiği fotoğrafları bile açmadan çöpe fırlattı. Kırgınlığına sıkı sıkıya tutundu.

Zaman geçti, ama kimse geri adım atmadı. Herkes yaşamına devam etti. Nermin çocuklarını büyüttü, Elifin bebeğine yardım etti. Emre ile Tolga genç aile için ev yaptılar.

Zayıf delikanlı şimdi epey toparlanmıştı, eşinin mutfağı sayesinde yanakları pembeleşti; elinden her iş geliyordu. Tolga ballandıra ballandıra övdü bu yeni damadı:

– Bravo valla Emre! Nasıl da akıl ettin, nereden öğrendin?

– Kitaplardan, internetten Tolga abi. Her şeye insan isterse ulaşır.

Elif ikinci oğluna hamileyken evlerine taşınma heyecanı yaşadılar. Teyzesi ona, annesini davet etsek mi acaba diye sorunca, iç geçirdi Elif:

– Çok uğraştım, aradım, hala arıyorum, ama açmıyor teyzem. Açarsa da hemen kapatıyor. Beni görmek istemiyor

– Ağlama! koştu Nermin, sarıldı. Ağlamak yok!

– Ağlamayacağım diye burnunu çekti Elif, ama annesinin yokluğuna fena yanıyordu.

Ama Havva yumuşamaya hiç niyetli değildi. Bekleyecekti, nasılsa zaman hepsine haddini bildirirdi! Sonunda gelip af dileyeceklerdir, kim affeder kim affetmez o zaman göreceğiz!

Ama sabrı tükendi, yaşı ilerledi ya da başka bir his çöktü içine, bilemedi. Bir yılbaşı gecesi yine yalnız otururken, kardeşinin eski numarasını tekrar çevirdi ve tanımadığı bir ses karşılık verdi.

Otuz dakika geçince tekrar aradı.

– Buyurun.

– Asıl siz buyurun! Eski lider tonuna büründü Havva, yıllarca büyük bir fabrikanın yönetiminde çalışmış, otoriter biriydi ama başkalarına yaklaşmada zayıftı. Nasıl oldu da bu numara size geçti?

– Çok basit. Yeni bir telefon aldım, bu numara bana verildi. Bir süre kullanılmayınca, başkasına devrediliyor.

– Abuk sabuk işler! Benim kardeşim nerede o zaman?!

– Nereden bileyim? Kadının sesi ciddileşmişti, Havva sessizleşti, uzlaşmacı bir tona büründü.

– Garip bir durum. Sizden ricam olacak, mümkün mü?

Uzun bir suskunluktan sonra, genç kadın cevap verdi.

– Düşünürüm, söyleyin.

– Size kardeşimin ismini, adresini vereyim. Lütfen orada ona gidip beni aramasını söyler misiniz? Masraflarınızı öderim.

Kadın sessiz kaldı, Havva kapattı sandı, biraz sonra usulca:

– Tamam, gerek yok, yeter ki adresi verin.

Havva verdi, beklemeye geçti. Sonunda cevap geldi ama hiç beklediği gibi değildi.

– Kardeşiniz yok artık. Bir buçuk yıl önce vefat etti. Hastaydı, iki yıl mücadele etti, ama olmadı. Eşi memnuniyetle sizi ağırlamak istiyor. Ve bir not daha var

– Ne? Havva’nın sesi kısılmış, cansızdı.

– Kızınız da sizi bekliyor. İki de torununuz var. Kızınız size birazını iletmek istedi. Bunlar kardeşinizin sözleriydi. Yüzünüze söyleyemedi. Sizi dinlemek istemeyeceğinizi düşündü

– Söyleyin!

– Havva, inat etme. Tüm sevdiklerin burada. Büyü. Artık zamanı geldi. Seni burada hala sevenler var.

Ses kesildi, Havva, hayatında ilk defa, her şeyi kaçırdım hissiyle hıçkıra hıçkıra ağladı.

– Hepsi bu mu?

– Evet.

– Teşekkür ederim

– Bir şey değil.

Ses biraz yumuşamıştı.

– Bekliyoruz. Çok güzel bir ailen, dünya tatlısı torunların var.

Yine kesildi telefon, Havva ağladı. Hiç olmadığı kadar canı yandı. Ne yaptıysa değiştiremeyeceğini ve bu acının gitmemesi gerektiğini biliyordu. Kendi elinden kaçırdığı sevgisi için kendini affetmek istemedi.

Neredeyse bütün gece ağladı, sonra toparlandı, ezbere bildiği numarayı aradı.

– Elifim

– Anne! Biz seni bekliyoruz!

– Kızım ben

– Hiçbir şey deme. Sadece gel! Hepimiz burada olacağız.

Elifin sesindeki şaşkınlık canını biraz daha yaktı, valizini hazırlarken anladı nedenini.

Elifin sesinde hepsi vardı; karar, Nerminin yumuşaklığı, bir de Havvanın yıllarca eksikliğini hissettiği ama hiç farkına varmadığı şey:

Koşulsuz sevgi Kırgınlık barındırmayan, hesap sormayan Sadece koca bir sevgi. Nerminin doğuştan bildiği, Havvanın ise ancak başlayabildiği.

Ve o an, hiçbir şeye emin olmasa da, kendi kendine umut etti; belki de bir gün oraya varacak, gerçek sevgiyi tadacak.

Rate article
Lifequest
Tartışma