30 Yılımızı Birlikte Geçirdik. Onun uykuda nasıl nefes aldığını, kahvaltıda neyi sevdiğini bile biliyordum. Ama o, tüm bunları yıllar önceki “üniversite aşkı” duygusuna değiştirip, Photoshop filtreli bir kadına gitti. O gece ağlamadım — dondurucuyu buzla doldurdum ve bir liste yaptım. Onu geri döndürüp, kalması için yalvartacak bir planın listesini. Birinci madde: Yeni aşkıyla yüzleşme

Bugün günlüğümde içimden geçenleri yazmak istiyorum, çünkü yaşadıklarım neredeyse roman olur. Otuz yıl Otuz yıldır aynı yastığa baş koyduğum adamı artık neredeyse gözüm kapalı tanıyordum. Uyurken nasıl nefes alır, sabah kahvaltıda hangi reçeli sever, hangi şarkıyı duyunca hüzünlenir Hepsini biliyordum. Ve o adam, bütün bunları, üniversite yıllarından kalan duygular uğruna arkasında bırakıp, ideal filtreli bir kadın için beni terk etti. O gece ağlamadım. Buzluğu buzla doldurup, baştan aşağı bir liste hazırlamıştım: Onu nasıl geri getiririm Hem de yalvararak dönsün, diye. Listenin ilk maddesi: Yeni sevgilisiyle tanışmak.

Derler ki ikinci aşk, suçiçeği gibidir: Erken yaşta geçirip atlattıysan, öylece izi kalır ama biteviye geri gelmez. Fıstık. Meğer herkes yalan söylermiş ya da bende başka bir salgın başladı.

Hikâyem, otuz yılda ilmek ilmek ördüğüm hayatımın çatlamasıyla başladı. Ama bu çatlak temelinden değil, en tepeden, yani dış etkilere açık çatılardan geldi.

Kız kardeşimle birlikte büyürken annemin sıkça tekrar ettiği bir sözü vardı: En büyük zenginliğiniz eviniz-arabanız değil, namusunuzdur. İkincisi de asaletiniz. Annem eski kuşaktandı; prensipleri sapasağlamdı. Belki de bu yüzden Yavuzla evlenirken hiç flört yaşamamıştım. O benim ilk erkeğim-di. Tek erkeğim-di. Ben onun ise ilk aşkı değildim. Ama bu yıllarca umurumda olmadı. Daha doğrusu olana kadar.

O pazar sabahı, Kadıköydeki eski apartmanda uykulu, miskin bir sessizlik vardı. Bahçedeki erik ağacı tomurcuk açıyordu. Yavuz elinde nane çayı bardağıyla dalgınca bakıyordu. Sonra bardağı yavaşça bıraktı, parmaklarını çıtlattı ve bir cümleyle sessizliği tam ortasından böldü:

Elif… Sanırım taşınacağım.

Ben mekanik bir şekilde tereyağını ekmeğe sürmeye devam ettim. Soğuktu, ekmeği parçaladı.

İş seyahati mi? dedim, ama yüzünden anladım: Değil.

Birini tanıdım. Asumanı bilirsin, üniversiteden. İlk aşkım. Ve hissettiklerim hiç gitmemiş. Ben seni kandıramam Elif. Ahlakım elvermez.

O anlatıyordu, ben ise bahçede minik Ahmetin topu duvardan duvara vuruşunu izliyordum. Bam-bam-bam. Yavuzun kelimeleriyle aynı tempoda. Çocuklar büyüdü, ev genişledi, torunlar yolda Sonra yine dürüstlükten, duyguların kendiliğindenliğinden bahsetti. Boğazımda çöl gibi bir kuruluk vardı. Bana işaret etti:

İyi misin? su getirdi, sesini yükselterek. Elif? Sakın korkutma beni!

İyiyim. sesim, karga gibi boğuk çıktı. Mutluluk gelir de gider, ama taze balıkları da temizlemek gerekir.

Suyu diktim, içimdeki buz gibi boşluğa aktı. Sonra kalktım. Banyoya geçtim. Kapıyı kilitleyip, akıttım suyu. Nefesimi duymasın istedim ama o hep her şeyi duyardı zaten.

Elif! Aç şu kapıyı! Yumrukluyordu.

Git başımdan Yavuz! Sadece yüzümü yıkayacağım!

Şaka yaptım! Çık hadi! dedi, ama iç sesiyle o kadar umutsuzdu ki, gerçekten kendi sözlerine bile inanmıyordu.

Aynada karşıma baktım. Yorgun, solgun, sanki yıllarca yatakta unutulmuş oyuncak bebek. Saçlar sökülmüş, gözaltları torbalı, burun şişmiş. Güzel! Şu halimle birlikte otuz yıl yaşadıysa adam mucize yaratmış resmen. Yeniden ilk heyecan bulmuş işte.

Yüzümü buz gibi suyla yıkadım, saçlarımı taradım, dudaklarımı sıktım. Sanki tahttan indirilen ama kahraman gibi ayakta duran bir kraliçe gibi çıktım.

O ise holün en ucunda, sapsarı kesilmiş, elleri titreyerek duruyordu. Hiçbir şekilde teselli bulamadım. Aksine, nefes almaya ihtiyacım vardı. Evin içinde hala onun kolonyası kokuyordu.

Yavuz, dışarı çıkıyorum. Kimse bana dokunmasın.

Ya kalbin? Yine rahatsız

Kalbim mi? gülümsedim acıyla. O artık sanırım, sonsuz bekleme modunda. Gelme peşimden.

Direnmeye çalıştı, ama montumu giyip çıktım.

Göztepe Parkına gittim. Meydan hınca hınç, bebek arabalarını süren anneler, bankta gazete okuyan ihtiyarlar, bir kadın minyatür bir köpekle boğuşuyor. Hayat akıyor. Oturdum bir banka, kadınlara baktım. Hangisi Asuman? Şapkalı olan mı, yoksa şu gri saçlı mı? Nerede buldu onu? Facebooktan mı? Yoksa market kuyruğunda mı karşılaştılar? Onu araması, yazması… içimde yangın gibi büyüdü. Görmeliyim onu, dedim, dokunmalıyım, bende olmayanı bulmalıyım.

Kırk dakika sonra eve döndüm. Baktım, Yavuz hala mutfakta, soğuyan çaya bakıyor.

Buradaydın? dedim buz gibi.

Nerede olmam gerek başka? Gözleri bana dikildi. Elif, konuşalım mı?

Konuştuk zaten, dedim. Sen planlarını anlattın, ben dinledim. Soru yok.

Elif, ne yapıyorsun böyle?

Anlat. O mu seni buldu, sen mi onu?

Kurtulamayacağını anladı, derin nefes aldı:

O yazdı bana, WhatsApptan. Aylar önce. Profilimi şansa görmüş.

Şansa. Sosyal medyada her şey şansa, hele eski sevdalıyı arıyorsan. Sonra buluştunuz mu?

Sadece iki kez sohbet ettik.

Üniversite anıları, yarım kalmış umutlar Yahu Yavuz, çocuk musun sen? Kollarımı kavuşturdum. Adı neymiş bari?

Elif, ne işine yarayacak ki

Otuz yıllık yuvamızı bavula değişecek kadın adını bilmezsem rahatlamam.

Asuman, dedi sonunda. Asuman Toprak.

Güzel isim, popüler, dedim, kinayeli. Ben ise Elif, düz, sıkıcı, garanti.

Elif

Sus. Kalktım. Tebrik ederim seni. Ben de belki birini bulurum. Maksi spor salonundaki antrenörler fena değil. Yoksa ortaokuldan Mahiri araştırayım. En son, boşanmış diyordular.

Elif, ciddiye almayacağım.

Ben neyim ki? Kafam ağrıyor, yatacağım. Kahve istemem.

Yatağa kapanıp tavana bakarken içim paramparça. Başım ağrımıyor; kalbim acıyor. Yavuzun mutfağa gidişini, kendi içimde hissettim. Sonra sessizce dizüstü bilgisayarımı aldım. Tüm sırlar sosyal medyada artık.

Yavuzun listesini inceledim. Hiç Asuman Toprak yok! Kurnaz… Silmiş mi? Yoksa kayıtlı mı değil? Takipçilerini, beğenilerini, eski fotoğraflarda yorumları aradım. Boş.

Bir kadın takıldı gözüme. Profil fotoğrafında Bodrumda, şezlongda bir kadın, elinde kokteyl, altın kumlar, turkuaz deniz. Adı: Derya. Evlilik durumu: Yabancı biriyle evli. Yavuz’un arkadaş listesinde. Eski üniversite fotoğrafında birini kalemle çevirmişler: Asuman Toprak, bizim yıldızımız! diye not düşülmüş.

Buyurun! Bağlantıdan tıkladım; kapalı profil. Ama VKden buldum. Hesap açık.

Ekrana daldım: profilinde gösterişli bir kadın, mükemmel makyaj, devasa gözler, kürk, statüsünde: Burada ve şimdi yaşıyorum. Astroloji, ilişki psikolojisi, yemek tarifleri gruplarına abone. Son paylaşımı: Kader, insanlara ikinci bir şans verebilmek için bir araya getirir. Altında koca bir kalp.

Öfke içimde kasırga gibi koptu. İlk aşkımmış, alevlenmiş duygularmış. Sadece yaşını başını almış, iyi Photoshoplu, heyecan arayan bir kadın işte. Ben tam sayfayı kapatacaktım ki, arkadaşlar kısmında tanıdık bir yüz: Saçları ağarmış, yeni bir cip önünde fotoğraf çektirmiş bir adam. Dikkatle baktım. Mahir! Liseden eski arkadaşım. Yıllardır hiç görüşmemiştik. Onun Asumanı tanıyacağına emindim.

Facebooktan mesaj attım: Mahir merhaba, tanıdın mı? Okuldaki adıyla Elif. Senden ufak bir ricam var. Yarım saatin varsa, buluşabilir miyiz?

Bir saat sonra cevap geldi. Eski Şehir restoranında buluşmamızı teklif etti.

İşe gidip dişe gideceğim bahanesiyle izin aldım. Dolabı alt üst edip yıllardır giymediğim, lacivert dekolteli elbisemi buldum. Saç maşası, koyu makyaj (hem de gündüz gözüyle!), en güzel topuklular, parfümüm Aynada bambaşka bir kadın gördüm. Sabah banyoda hüngür hüngür ağlayan o değil; kararlı, mücadeleci biri.

Restorana yirmi dakika erken gittim. Cam kenarına oturup ortama göz gezdirdim. Hafif titreyen elimle şarap söyledim.

Mahir zamanında geldi. Girişte havalı, özgüveni yüksek. Pahalı paltosu, düzgün saçları, hafif tebessümüyle. Beni görünce yüzünde keyifli bir şaşkınlık belirdi.

Elif, sen misin? Elimi öptü, eski günlerdeki gibi. Helal olsun, lisedeki Elifi bekliyordum, karşımda bambaşka bir kadın var. Çok güzelsin.

Abartma, dedim utana utana ve içim ısındı. Katıldığın için teşekkür ederim. Yoğun olduğunu biliyorum.

Senin için vaktim vardır. Karşıma geçip garsona işaret etti. Şarap içiyorsun, güzel. Yemek de ister misin?

Pek iştahım yok, boğazım düğüm.

İlk yudumu aldık. Mahir şarabını kaldırdı.

Buluşmamızın şerefine!

Mahir, lafı uzatmayacağım. Çok zor bir durumdayım.

Yüzü ciddileşti, keskin bir dikkatle baktı.

Dinliyorum.

Yavuz beni terk etti. İlk aşkına, Asuman Topraka gidiyor. Sendeydi arkadaş listesinde.

Toprak mı? Asuman mıydı adı o kadar? hafifçe gülümsedi. Bana Şevvaldi.

Birkaç kez bir araya gelmişler. Mahir anlatmaya başladı:

Elif, açık söyleyeyim. Kocan belki çapkınlık yapar ama sırtında bu yüke fazla dayanamaz. Eğildi, kısık sesle ekledi: Asumanı iyi tanımam, ama birkaç ortak yemekte rastladık. Şık giyinip susunca etkileyici gözükür. Ama ev ortamı Hiç değil! Çok dağınık, yemek yapmaz, hazır gıdacı. İki çocuğu var, ikisi de yanında yaşamıyor çünkü sürekli onlara laf sokuyor. Ve horluyor. Gerçekten gürültülü. Bahçedeki yazlıkta onlarla kalmıştım; duvarlar titredi. Senin Yavuz, sessizlik ve ev yemeklerine alışmış adamlardan.

Mahirin anlattıklarıyla içimde sanki yay gevşedi: Zaman zaman içimde garez, bazen umut, bazen rahatlama

Mahir, bana büyük iyilik ettin, ama daha fazlası var Asumanın karnesini görmek istiyordum.

Tam cümleyi bitiremeden, aniden korkunç bir ses:

Tam burada olduğunu biliyordum! Ben defalarca aradım ama açmadın!

Yavuz kapıda belirdi; yanında da bir kadın. Fotoğraflardan tanıdığım Asuman. Gerçekte fotoğraftakinden uzak: Kalın çene, abartılı ruj, kuşkulu bakış.

Mahirciğim! Kaç yıl oldu, kucaklaşmalıyız! diye atıldı Mahire sarıldı.

Bu sırada Yavuz sinirle yanıma dikildi, kolumdan tuttu, masadan çekti:

Sen burada ne arıyorsun? Onunla ne zaman hıh, başladınız?

Yavuz, elini çek dedim soğukkanlılıkla. Sen bu sabah beni terk ettin. Artık özgürüm, değil mi?

Özgür müsün yani? Demek yeni… sevgilin Mahir, öyle mi?

Beni ilgilendirir.

Asuman da oyuna devam, Mahirin koluna dokunuverdi:

Yavuzcuğum, Mahiri yıllardır tanırım. Kartını ver, daha çok görüşelim!

Mahir bana manidar bir bakış attı; Bak, ne demiştim.

Asuman, şu an meşgulüm. Elifle dostuz, sohbet ediyoruz.

Neyin sohbeti? Yavuz atıldı. Elif ev hanımı, ne işi olabilir Mahirle?

İçimdeki öfke patladı. Ve Mahir inanılmaz bir şey yaptı: Beni belimden sardı, yüksek sesle:

Yavuz, ayıp ediyorsun. Elif harika bir kadın. Sen bu değeri göremediysen, bu senin kaybın. Belki Elifle ileride daha yakın dost olacağız. Memnun olur musun Elif?

Şaşkındım, ama hemen role girdim. Gülümsedim, başımı onun omzuna yasladım:

Memnun olurum, Mahir.

Oyun oynuyorduk, ama Yavuza bu tam bir darbe oldu. Yüzü daha da soldu.

Siz kelimeler yetmedi.

Yavuz, gidelim diye Asuman telaşlandı, Mahire içten öfkeli baktı.

Evet Yavuz, siz çıkın, dedi Mahir. Bir şey istemeyin, özgürlük dedin, işte aldın.

Yavuz çaresizce bakıp çıktı. Arkasından Asuman koştu.

Sağ ol Mahir, dedim, hâlâ titreyerek. Rolün muhteşemdi.

Rica ederim, dedi hafif gülümseyerek. Fakat sadece oyun oynadığımı sanma Elif.

Gözlerine bakınca eski bir hüzün parladı:

Bugün seni görünce, lisedeyken sana daha fazla sahip çıkmam gerektiğini anladım. Ama korkaklık yaptım.

Mahir Bir şey diyemedim. Kafam karmakarışık.

Neyse, hadi yemeğini bitir. Erime.

Akşamın geri kalanı, Mahir işini ve kızını anlattı Ben ise Yavuzu düşündüm. Acaba şimdi Asumanla ne yapıyordu? Ona eski püskü sevgiden başka ne verebilirdi? Ve galiba ben, bu rolle Yavuzda bir parça kıskançlık uyandırdım. O kıskançlık, en azından hâlâ bir şeylerin bitmediğinin kanıtıydı.

Eve geç geldim. Antrede ışık yanıyor. Yavuz, kanepede oturuyor, solgun, gözleri kızarmış.

Döndün mü? sesi kısık.

Görüyorsun ya. Sen neden Asumanın yanında değilsin? İlk aşka kavuştun ya, hadi.

Elif affet beni, aptalım ben.

Zaten özür dilemiştin. Sabah şaka yaptıysan, hâlâ soğumadım.

Sabah şaka yapmadım Elif. Gerçekten ahmakmışım. Asumana gittim. Bir saat oturduk. TV açtı, dolaptan hazır köfte çıkarttı, eski kocasına, çocuklara, sağlığına dert yandı. Ona bakarken, karşımda yaşlanmış, yorgun bir kadın gördüm. Aşk falan yoktu. Sadece hayata duyulan bir öfke, birileri bana ilaç versin arzusu. Sonra seni hatırladım suyu içerken. Ellerinin titremesini, banyodan başın dik çıkmanı O an, ne kaybettiğimi anladım.

Kaybetmedin Yavuz. Çöpe attın. Bir fark var.

Gözyaşlarıyla yanıma diz çöktü. Yıllardır sadece babası ölünce ağlamıştı.

Sustum. Mahirin sözleri, bakışı, daha çok uğraşmalıydım derken ki hali aklımdan çıkmadı. Ama aynı anda Yavuzun elleri, kokusu, evi evim.

Neyse, kalk dizlerinden. Nemlenmeden konuşalım. Yarın bakarız. Yat odada.

Sen?

Ben biraz oturacağım.

O çıktı. Yalnız kaldım. Hiçbir şey hissetmedim. Sadece bir hiçlik ve sessizlik. Camdan dışarı baktım. Dışarıda yağmur vardı. Bahar yağmuru, asfaltı ve belki içimi temizleyen

Bir hafta, aynı evde iki yabancı gibi yaşadık. Yavuz çabalamaya başladı: Bulaşık yıkıyor, süpürüyor, marketten alışveriş getiriyor. Kimi zaman telefonda kısa ve soğuk cevaplar veriyor Asumana, sonunda engelledi.

Mahir aradı iki kez. Hal hatır sordu, sinemaya davet etti. Gitmeye cesaret edemedim. Çünkü yeni gerçekliğin içime oturmasından korktum. Elif, manastırda değilsin, yaşama hakkın var, dedi dün.

Bugün cumartesi. Sabahın erken saatlerinden beri Yavuz bana yanaşmaya çalışıyor:

Elif, parka gidelim mi, erguvanlar patladı.

İstemem.

Elif Seni incittim, biliyorum. Ama her gün seni seçiyorum, seçeceğim.

Gözlerine bakıyorum. Zayıflamış, hüzünlü ama Yepyeni bir şey var; kaybetme korkusu.

Peki ya bir yıl sonra? Sıkıldığında, yeni bir ilk aşk bulacağını hatırlarsan?

Hayır, bulmam. Başını salladı. Çünkü fark ettim, benim son aşkım sensin. Kaybetme eşiğinde öğrendim bunu.

Kapı çaldı. İkimiz de sıçradık. Yavuz açmaya gitti. Tanıdık bir ses. İnce, tiz, çığlık gibi. Asuman!

Fırtına gibi girdi içeri! Şemsiyesiz, üstü başı ıslanmış.

Yavuz! Neden cevap vermiyorsun! Her şeyi anladım!… Onun yüzünden değil mi?! bana parmağını salladı. Şu yaşlı kadın yüzünden mi?

Asuman, çık git, Yavuz kararlı. Seni kimse çağırmadı.

Öyle mi? Kimdi bana yıllar geçmez diye aşk yeminleri eden? Gözyaşı döküyor, abartılı. Ve o, Mahirle mi acaba evde köşe bucak geziyor, sen de koltukta yatıyorsun!

Nereden biliyorsun nerede uyuduğumu? Yavuz kısık sesle.

Mahir anlattı! Görüştük! diyerek, kendini hemen ele verdi.

Derin bir sessizlik.

Sen Mahirle mi görüştün? Yavuz duyamaz gibi.

Ee, ne olacaktı? O sadece kahve içmek istedi. Eski günlerin hatırına.

Hangi eski günler? Senin Mahirle ne işin olur, Asuman?

Yüzüme hınçla bakıyor:

Sana ne! Kocanı avucundan kaçırıyorsun, yaşlı cadı!

Ben mi götürdüm? Bu eve biber gazıyla gelmedin mi? Yavuz, çıkar şunu, lütfen.

Ama Yavuz afallamış. Asumana, bana, aramızdaki her şeye bambaşka gözlerle bakıyor.

O, Mahirle görüşmüş di mi kafasını sallıyor. Oysa Mahir seni korur sanıyordum.

Korudu. Ve samimi de. Ama nedense eski dostluklar da ağır basıyor. Yavuza bakıyorum. Ne dersin, rüzgar başka yöne mi döndü şimdi?

Elif, affet. Bu çılgınlık için, verdiğim acı için, körlüğüm için.

Pencereye gittim. Yağmur bitti. Bulutlar aralandı, ıslak asfalt güneşte pırıl pırıl parladı.

Bak Yavuz, aslında bir konuda Asuman haklı. Mahirle restoranda buluştum. O aradı. Ama sinemaya gitmedim. Senin için değil. Şunu fark ettim:

Neyi?

Dönüp baktım:

Otuz yıl seninle yaşadım. Senin uyurken nasıl nefes aldığını, hangi ayağını üşütürsen kıvırdığını, hangi peyniri sevdiğini, sustuğunda aklından neler geçtiğini, her şeyini ezbere biliyorum. Toprağa kök salmış ağaç gibi Evet, ağacı başka bahçeye dikmek mümkün. Ama bazen yeni yerinde tutunamaz. Mahir süslü bir seraysa, sen benim bahçemsin. Eski, bakımsız ama bana ait.

Yutkundu. Titreyerek elimi tuttu.

O bahçeye iyi bakacağım. Söz veriyorum.

Yine de otlar çıkacaktır, dedim. Hayat bu.

Elif O akşam restoranda Mahir sana sarıldı, neredeyse deliye döndüm.

Kıskandın mı?

Delirdim. Kimse dokunmasın isterim benden başka bir aptal hariç.

Uzunca baktım. Sonra başımı göğsüne koydum. Kalbini duydum; karman çorman atıyor.

Yavuz.

Hm?

Ben de galiba sensiz yapamam.

Sımsıkı sarılıyor kolumda.

Teşekkür ederim.

Neyin teşekkürü?

Bir şans daha verdiğin için.

Pencereye yanaşıyoruz. Güneş parlıyor. Kuşlar ötüyor, toprak sonrası mis gibi. Şehrin başka köşelerinde Asuman belki yeni bir av arıyor; Mahir ise arabasında düşünüyor: Her şey alınıp satılamıyor.

Ve biz, basitçe susuyoruz. Hayat bizi bir ara dağıttı, sonra yeniden iyileştirdi. Çünkü, ilk aşk değil, son aşk daha köklü. Paslanmıyor. Hep orada, duruyor. Sessiz, güvenli, gerçek.

Hadi, naneli çay içelim, dedim elimdeki fincanı göstererek.

Nane mi? Tamam. Vişneli tart da aldım Senin en sevdiğin.

Nereden bildin döneceğimi?

Biliyordum, alnımdan öptü. Hep biliyordum.

Beraber mutfağa gidiyoruz. Dışarıda bahar Hayat devam ediyor. Zor, karmaşık, tartışmalarıyla, barışmalarıyla. Ama bize ait. Sanırım asıl mutluluk bu: Evde olan, sosyal medyada ya da başkasında aranmayan O hep vardı. Sadece bazen insan unutur. Hafıza, tıpkı aşk gibi, paslanmaz. Doğru anı bekler.

Rate article
Lifequest
30 Yılımızı Birlikte Geçirdik. Onun uykuda nasıl nefes aldığını, kahvaltıda neyi sevdiğini bile biliyordum. Ama o, tüm bunları yıllar önceki “üniversite aşkı” duygusuna değiştirip, Photoshop filtreli bir kadına gitti. O gece ağlamadım — dondurucuyu buzla doldurdum ve bir liste yaptım. Onu geri döndürüp, kalması için yalvartacak bir planın listesini. Birinci madde: Yeni aşkıyla yüzleşme