Küçük Torunum Gözümün Önünde Eriyor: Onu Kurtarmak İçin Yanıma Almaktan Başka Çarem Yok

Torunum gözlerimin önünde eriyor. Annesini de, küçük kız kardeşini de nefret etmeye başladı. Korkarım ki onu yanıma almazsam her şey trajediyle sonuçlanabilir.

Bir anne çocuklarını eşit sevmeli, diye düşünürdüm hep. “Favoriler”, kıyaslamalar, koşullar olmadan. Çocukluk, sevgi için bir yarış değildir. Bazı ebeveynlerin çocuklarını “en iyi” ve “başarısız” diye ayırdığını duyduğumda, “Bu beni asla ilgilendirmez” derdim. Şimdi ise böyle bir hikâyenin tam ortasındayım. Üstelik bu yabancı bir hikâye değil, kendi ailem. Kızım. Torunum. Acım.

Leyla her zaman hırslı, titiz ve gururluydu. Basit erkeklerle ilgilenmezdi, sadece “gelecek vaat eden”, “güvenli” olanlar onun gözüne girebilirdi. Sonunda Murat’la evlendi, eski bir sporcu olup Adana’da bir spor salonu açmıştı. Biz de eşimle düğünlerinde onlara iki odalı bir daire hediye ettik ve tanıdıklarımız sayesinde iyi bir iş bulmalarına yardımcı olduk. Her şey mükemmel gidiyordu: istikrar, güven, huzur.

Bir yıl sonra Leyla hamile kaldı ve tüm aile çocuklar gibi sevindi. Hamileliği rahat geçti, sağlıklı bir kız çocuğu doğdu — Ayşe, annemin adını verdik. Leyla mükemmel bir anneydi: emziriyor, uyutuyor, gezdirmeye çıkarıyordu. Ayşe sakin, uslu bir çocuktu, neredeyse hiç ağlamazdı — diş çıkarırken bile. Leyla harika bir anneydi. Hepimiz onunla gurur duyuyorduk.

Ama altı yıl sonra her şey değişti.

Leyla yeniden hamile kaldı. Başından beri her şey zordu: tansiyon, şeker, migren, bulantı. Dokuz ayın altısını hastanede geçirdi. Doğum zor oldu, sezaryenle alındı. İyileşmesi uzun sürdü. Sonunda Elif dünyaya geldi. Tıpkı ablası gibi sağlıklı ve güçlüydü. Ama Leyla sanki başka biri olmuştu.

İlk aylarda ben ve Murat’ın annesi, Gülten Hanım, elimizden geleni yaptık. Ayşe’yi daha sık yanıma alıyordum ki Leyla bebekle ilgilenebilsin. Gülten Hanım da evde ona yardım ediyordu. Karışmamaya çalıştık — yardım ettiğimizi sanıyorduk. Ama bir gün Leyla’nın Ayşe’ye sertçe çıkıştığını duydum:
“Gözümün önünden kaybol! Senden yoruldum!”

Önce bunun stres ve yorgunluk olduğunu düşündüm. Ama her geçen gün daha kötüleşiyordu. Leyla artık Ayşe’yi kızı olarak görmüyordu sanki. Sadece bir engel olarak görüyordu. En ufak şeye sinirleniyordu — saçı, bakışı, sorduğu bir soru. “Defol”, “Rahatsız etme”, “Seninle ilgilenecek halim yok” — bu sözleri kızım her gün duyuyordu. Bazen:
“Sen olmasan daha rahat olurdum.”
Hatta bir gün alçak ama net bir şekilde:
“Keşke sen ilk doğmasaydın…”

Ayşe henüz yedi yaşında. Bu yaştaki bir çocuk çok hassastır. Yakında ilkokula başlayacak ve desteğe ihtiyacı var. Ama onun yerine, evde sadece birinin sevildiği bir yerde yaşıyor — küçük kız kardeşi. Minik, tombul, gülen Elif. Ayşe ise… Artık gülmüyor.

Oyun oynamayı bıraktı. Resim yapmayı bıraktı. Sadece pencerenin yanında oturuyor ya da bir köşeye çekilip kitap okuyor. Ama en kötüsü, bana söylediği ve tüylerimi diken diken eden şu sözler:
“Anneanne, Elif neden doğdu? Onsuz daha iyiydi. Eğer o olmasaydı, annem beni yine severdi…”

Leyla’yla konuşmaya çalıştım. Bir kez değil, defalarca. Önce yumuşak, sonra daha sert. Böyle olmaması gerektiğini, çocuklara kimin daha çok sevildiğini hissettirmenin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Ama o savuşturdu hep:
“Ayşe yedi yaşında, artık büyük. Onun her şeyi var. Benim onunla oturmama ya da öpüp sevmemene ihtiyacı yok. Küçüğe daha çok gerek var.”

Hayır! Onun ihtiyacı daha az değil, belki de daha fazla — çünkü “istenmediğini” hissediyor. Murat araya girmeye çalıştı. İki kızını da seviyor ama Leyla’da bir şeyler kırılmış gibi. Dinlemiyor. “Herkes bana karşı”, “Ayşe bizi manipüle ediyor”, “Herkes ona acıyor” diyor.

Kızım zayıflıyor. Soluyor. Ve giderek daha sık şunu soruyor:
“Anneanne, seninle yaşayabilir miyim?”

Ve biliyor musunuz, neredeyse karar verdim. Çünkü daha fazla bekleyemem. Çünkü kendi annesinin kayıtsızlığı yüzünden torunumun eridiğini izleyemem. Eğer Leyla kendine gelmezse, Ayşe’yi alacağım. Mahkeme yoluyla bile olsa. Çünkü bu kadar acı dolu bir çocukluk, iyileşmeyecek bir yaradır. Ben ise torunumun hayatında sadece sevilmediği anılar değil, gerçek bir sevgi kalsın istiyorum. Öz sevgi. Anneannenin sevgisi…

Hayat bazen beklenmedik sınavlar verir. Ama gerçek sevgi, adil olmayı ve kalpteki eşitliği bilir. Bir çocuğun yüreğinde açılan boşluğu doldurmak, zamanında fark edip sevgiyle sarılmakla mümkündür.

Rate article
Lifequest
Küçük Torunum Gözümün Önünde Eriyor: Onu Kurtarmak İçin Yanıma Almaktan Başka Çarem Yok