Ne Zaman Artık Çok Geç Olur?

Artık Çok Geç Olduğunda

Ayşegül yeni taşındığı apartmanın girişinde duruyordu. Standart on katlı bir blok, İstanbulun bir kenar mahallesinde, diğer apartmanlardan neredeyse hiçbir farkı yok. Yanında marketten aldığı poşet, kolunu hafifçe aşağı çekerek ona son zamanlarda en çok özlediği o basit ev huzurunu hatırlatıyordu.

Akşam hafiften serin geçmişti. Ayşegül ürperdi, kabanını daha da sıktı. Hafif bir rüzgar, aceleyle topladığı atkuyruğundan kaçışan saçlarını oynatıp, yanağında tatlı bir pembe bırakmıştı. Tam kapının şifresini tuşlamaya uzanmıştı ki, Baranı fark etti.

Baran iki adım ötede durmuştu, yanına yaklaşmaya bir türlü cesaret edemiyor gibiydi. Elinde anahtarları, sinirle sıkıp bırakıyor; o gümüş anahtarlık da hâlâ yanında: Zamanında ona kendi doğum gününde seçip almıştı Ayşegül. Baran’ın duruşunda görülmedik bir gerginlik vardı: Omuzları yukarı çekilmiş, parmaklar anahtarlarla oynuyor, bakışları ise Ayşegülün gözlerine takılıp duruyor sanki cevapları daha konuşmadan okumaya çalışır gibi.

Ayşegül, lütfen bir dinle beni, dedi Baran; sesi alışılmışın aksine yumuşak ve biraz çekingen geliyordu. Küçük bir adım attı, sonra olduğunda kaldı, bakmaya korkar gibiydi. Her şeyi düşündüm. Yeniden deneyelim Yani haksızdım.

Ayşegül derin bir nefes alıp ağırca verdi. Bu cümleleri Barandan kaçıncı kez duyduğunu bilmiyordu. Onca yılda, başka zamanlarda, başka şekillerde Ama sonuç hiç değişmemişti. Süslü sözlerin ardından aynı döngü: Eski alışkanlıklar, eski hatalar, yeni kırgınlıklar. Yüzü sakindi, zerre heyecan ya da umut yoktu sesinde:

Baran, bu konuyu konuştuk. Geri dönmeyeceğim.

Baran yaklaştı, neredeyse yanına kadar geldi. Gözlerinde çaresiz bir umut vardı; sanki bu sefer, tam bu noktada, kararını değiştireceğine inandırmıştı kendini.

Ama görmüyor musun olanları? sesi titriyordu Sensiz dağıldım. Hiçbir şeyi toparlayamıyorum!

Ayşegül ona bakmaya devam etti, tek kelime etmeden. Apartmanın önünde sarı sokak lambası Baranın yüzüne vuruyordu ve ilk defa, son altı ayda yaşadığı değişimi bu kadar net görüyordu. Yüzündeki çizgiler derinleşmişti; sakalları bir zamanlar bakımlıyken, şimdi karma karışık; o gözlerinde ise, on beş yıl boyunca hiç görmediği bir yorgunluk

Baran bir adım daha attı, neredeyse Ayşegülün alanına girdi. Sesi, yalvaran bir tınıya bürünmüştü:

Yeniden en baştan başlayalım. Sana istediğin evi alırım O hayal ettiğin arabayı da! Tek yapman gereken dönmek

Bir an için, Baranın o içten tonunda, gözlerinin samimi telaşında Ayşegülün içi titredi. Neredeyse inanacak gibiydi. Ama bu his, bir çırpıda dağıldı. Zihninde eski sözler, tutulmayan vaatler, hep aynı çember Kaç kere, kaç kere değişeceğini, yeni bir sayfa açacaklarını söylemişti ki Sonu hep aynıydı.

Hayır, Baran. Kadının sesi nett ve kararlıydı. Kararım kesin. Değiştirmeyeceğim. Beni sen gönderdin, üstüme basıp geçtin Asla affetmeyeceğim seni.

Ayşegül market poşetini yavaşça apartmanın önündeki eski bir bankın üzerine bıraktı, derin bir nefes aldı. Hava daha da serinleşmişti. Kabanını bu kez sıkıca kapadı.

Gerçekten anlamıyorsun, değil mi Baran? Dili sakindi ama tavrı keskinleşmişti Ev ya da araba değil mesele.

Baran bir şeyler söylemeye çalıştı, ama Ayşegül yavaşça elini kaldırdı, sus der gibi. Baran sustu, yutkundu, gözleriyle devam etmesini istediğini gösterdi.

Hatırlıyor musun ilk günleri? Gözlerini uzaklara dikmişti şimdi, sanki onunla değil de geçmişle konuşuyordu. Gözlerinde bir arayış, deli gibi giden günlere ulaşmaya çalışır gibi

Kısa bir sessizlikten sonra devam etti:

Gençtik, âşıktık. Sen bir inşaat firmasında çalışıyordun, ben yeni atanmış bir ilkokul öğretmeniydim. Küçük, ufacık bir evde kirada oturuyorduk. Paramız kısıtlıydı hatta çoğu zaman ayın sonunu zor getiriyorduk ama yine de neşemizden ödün vermiyorduk. Birlikte akşam yemeği hazırlıyor, başarısızlıklarımızı gülerek göğüslüyor, hep hayaller kuruyorduk. Çocuk sahibi olup parkta gezmeyi, sonra ailece ilkokulun ilk gününü kutlamayı düşünürdük

Baran başıyla onayladı. O yılları, hayatının en huzurlu zamanı olarak anımsıyordu. Her şeyin mümkün göründüğü, her sorunun birlikte aşılacak önemsiz bir engel olduğu yıllar O küçücük mutfağı, gıcırdayan koltuğu, hiç tamir edilmeyen mutfak musluğunu Yerde oturup kutudan pizza yedikleri, geleceğe dair kocaman umutlar kurdukları akşamları

Sonra kızlar geldi, Ayşegülün sesi biraz yumuşamıştı, ama içinde burukluk eksik değildi. İlk Esin doğdu, ardından beş yıl sonra Elif. Kızlara nasıl sevinmiştin, hatırlıyor musun? O kadar gurur duyuyordun ki Esini doğumhanede ilk kucağına aldığın anı asla unutamam. Elif doğunca bana dev bir demet kırmızı gül ve koca bir pasta getirmiştin, halbuki doktor tatlıyı yasaklamıştı

Ayşegül hafifçe gülümsedi, ama gülüşü kırık dökük ve acı tatlıydı, sanki o günleri anmak içinde sıcaklıkla birlikte batıcı bir acı da bırakıyordu.

Sonra her şey değişti, tekrar sertleşti ifadesi. Çok daha fazla kazanmaya başladın, şu sıfırdan aldığın büyük evi ve arabayı da aldın Ama işte o noktadan sonra başka biri oldun. Birden ailenin başı, sağlam adamı oldun hani. Ben ise sadece evde oturan, hiçbir iş yapmayan kadın oldum senin için. Unutma, bir gün bana öyle dedin: Sen evde pinekliyorsun, ben koşturuyorum. Sen hiç fark etmiyorsun, evde oturuyorsun dediğin şey; hasta çocuklarla sabahlayıp uykusuz kalmak, okul toplantıları, kurslar, özel dersler, çamaşır, ütü, yemek, temizlik Hepsi benim işim sayılmazdı sana göre.

Ayşegül susup Baran’a baktı. Yüzünde öfke yoktu, sadece yıllarca anlatmaya çalışıp hep duvara çarpmış birinin tükenmiş hüznü vardı.

Baran itiraz etmek için ağzını araladı ama Ayşegül bu kez sadece bakışıyla durdurdu onu. Bugün içindeki her şeyi anlatacaktı, bölsün istemiyordu.

Lütfen bölme, dedi hafif sesini yükselterek Yıllarca sustum, sineye çektim. Bana hep Hiçbir şeye memnun olmuyorsun, ortada fol yok yumurta yok kavga çıkarıyorsun dedin. Neden böyle olduğumu hiç düşündün mü? Çünkü sesimi duyurmak için, sana anlatabilmek için Çocukların yeni bir oyuncak, yeni bir tatilden daha fazlasına ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalıştım. Sevginin her istediklerini hemen almak değil, bazen hayır demeyi de gerektirdiğini anlattım sana.

Kısa bir durdu, yutkundu ve yavaşça devam etti:

Hep onların tarafını tuttun. Küçücük Esin geldi mesela yanıma, gözünde yaş: Baba, tablet isterim! bir saat sonra elinde. Elif geldi: Baba, ödev yapmak istemiyorum! hemen ertesi güne bıraktın, çünkü çocuk yorgun bırakın da dinlensin.

Baran başını eğdi. Gözlerinin önüne hemen o sahneler geldi: Kızları boynuna sarılıp Dünyanın en iyi babasısın! dediği anlar, mutlulukla parlayan gözleri Belki içeriden huzursuz olmuştu ama onları sevindirmek, varlığını eksikliğini telafi etmeye çalışmak Oysa Ayşegül uyarırken Aman bırak sevinsinler, hayat üzülmeye başlamadan tatlı olsun biraz! diye üstelemişti hep.

Ben ise onları terbiye etmeye çalışınca bana bağırdın: Çocuklara eziyet ediyorsun! Sen çok katısın. Unutma, sesini yükseltme, psikolojileri bozulur, iyi anne ol, gardiyan gibi davranma derdin hep.

Ayşegül başını salladı; ne öfke vardı, ne de kırgınlık Sadece yılların biriktirdiği yorgunluk.

Ve sonuç dedi, bakışını dikerek Sekiz ve on üç yaşında bir çocuklar, ne sorumluluk biliyorlar, ne de hayır kavramını Hiçbir şeye değer vermiyorlar çünkü istedikleri her şey anında ellerinde. Kural koymaya davranınca hemen sana koşuyorlar: Babam, annem yine kızdı! ve sen de hemen arka çıkıyordun, beni kötü ilan ediyordun.

Ayşegül sustu; ağır bir sessizlik oldu. Bahçede bir köpek havladı, uzaktan arabaların motor sesi duyuluyordu. Tepki beklemiyordu, o sadece Baranın ezberlenmiş şikayetlerinin özünde bu hiç memnun olmayan kadının aslında aileyi ayakta tutmak için neler yaptığını görmesini istiyordu.

Baran bir şeyler söylemek istedi, ağzı zorla açıldı, kelimeler boğazında düğümlendi. Tartışmak için hazırladığı savunmaları zihninde döndürmeye başladı; fakat, ne kadar kafa yorduysa da fark etti ki Ayşegülün anlattıklarının çoğu doğruydu. Belki her şeyi değil, hatta zaman zaman abartılıydı; ama ana mesele tam olarak onun dediğiydi.

Sonra o Zeynep çıktı ortaya, dedi Ayşegül, sesi buz gibi sakindi; sanki başkasının hikayesini anlatıyormuş gibi. Genç, güzel, çocuksuz, problemsiz. Her şeyine evet diyen, ağzından çıkan sözü onaylayan, hep güler yüzlü, hiç zahmet hatırlatmayan, ne ev derdi ne okul ne boşalan dolap Hiçbir talebi yok.

Bir durdu; her kelimesini sindirsin ister gibi sustu, sonra devam etti:

Sonra, bunun gerçek mutluluk olduğuna inandın. Sonunda seni anlayan birini bulduğunu düşündün. O gece bana böyle geldin işte; kızlar çoktan uyumuş bile. Robot gibi soğuk, hesap sorar gibi: Ayşegül, daha fazla yapamayacağım. Sen hep şikayet ediyorsun, sürekli bağırıyorsun, bana hiç vakit ayırmıyorsun. Ben artık beni anlayan birini buldum. Benim varlığıma sevinen biri

Baran o akşamı tüm ayrıntısıyla hatırlıyordu. O an kendini kahraman gibi hissediyordu, sonunda büyük bir kararlılık gösterip zincirlerinden kurtulan biri Ben mutlu olmayı hak ediyorum, cümlesi dönüp duruyordu kafasında. Yenilmemiş, duygusal bir kahraman gibi davranmıştı. Ne kadar doğru, ne kadar kararlı olduğunu sanmıştı.

Boşanmak istediğini söyledin, dedi Ayşegül, ama sesi titrememeye çalışıyor gibiydi, elleri gergin yumruk olmuştu. Kızlar benimle kalacak dedin. Senin yanında daha iyi olacaklar. Artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum dedin, hiç çekinmeden.

Kısa bir duraklama, o duyguyu tekrar yaşamak gibi

Hayalindeki sahne Zeyneple buluşmak, gezmek, kafeler, tatiller, kendi keyfine bakmak Bir de hemen hesap yapmıştın; nafaka, çocuklarla paylaşım, haftalık görüşmeler Sanki bir iş dosyası hazırlanıyor gibi.

Sesinde bitkin bir burukluk vardı, suçlama değil; sadece olaylar olduğu gibi

Baranın boğazı düğümlendi. O zaman tam anlamıyla kurtuluş olarak görmüştü bu ayrılığı Artık hedef belliydi: Ne aile sorumluluğu, ne şikayet, ne çocuk. Sade bir özgürlük!

Ben de kabul ettim boşanmayı, Ayşegül, sanki çoktan geçmiş bir konuyu anlatıyormuşçasına sakin ve durağan Vazgeçtiğimden değil. Mücadeleyi bıraktığımdan değil. Ama bir noktada fark ettim ki sen zaten çoktan ayrılmıştın benden. Sen başka bir hayat yaşıyordun, ben başka bir hayat Laf olsun diye değil gerçekten başka dünyaların insanı gibi olmuştuk.

Kısa bir nefes aldı, sonra devam etti:

Ve kızlar senin yanında kalsın, dedim.

Baran hafifçe irkildi, o geceyi unutamıyordu. Hiç beklemediği anda, Ayşegül her şeyi ters çevirmiş, planını altüst etmişti. Akışında gitmesini istemiş, anne rolünü ona bırakıp özgürlüğe kanat açmak istemişti. Ama hesap kitap ne ise o gece bir anda tersyüz olmuştu.

Şoka uğramıştın, dedi Ayşegül, göz göze geldi. Bağırdın, Bu haksızlık, bana bunu yapamazsın! dedin hep. Nedenini anlamadın. Ben ise, o an tek bir şey istedim: Çocuklar hayatta yük değildir, başına gelebilecek bir talihsizlik de değil. Onları dünyaya getiriyorsan, sorumluluğunu da alırsın. Gerçekten yeni bir hayat istiyorsan, bunu da üstleneceğinin bilincinde olman gerek.

Baran o gün mahkemede olanları düşündü. Her şey sisli gibiydi; ciddi bir hakim, soğuk cümleler, mekanik bir zabıt sesi Sonucun kesin olarak onun lehine çıkacağını sanıyordu. Yeni hayat, yeni ilişkiler, özgürlüğe kavuşmak Orada başkasına hiç şans bırakmamıştı.

Ama hakim hükmü verdi: Çocukların velayeti babada. O anda mutluluk, hafiflik beklerken; içinin buz gibi olduğunu hissetmişti. Özgürlüğü olmazsa olmaz sandığı hayatında iki küçük problem birden omzuna yığılmıştı.

O akşamdan sonra kızlarla ilk defa yalnız kalmıştı. Ev çok gürültülüydü, hiç alışmadığı kadar dağınık, marketten aldığı hazır yemekleri ısıtmak zorunda kalmıştı. Sonunda şunu anlamıştı: Artık eve istediği saatte gelen adam değil, her anı organize etmekle, ilgilenmekle yükümlü bir baba vardı.

Ayşegül sustu, onun sindirmesini bekledi.

Ve o zaman gerçekten anladın annesiz iki şımarık çocuk büyütmenin ne demek olduğunu, dedi Ayşegül; sözlerinde zerre alay yok, sadece basit bir hakikat vardı. O senin tarzın eğitimin seni nereye getirdiğini gördün. Kızlar seni dinlemedi, hep alıştıkları gibi davranmaya devam ettiler Tek fark, artık sorunları üstüne atacağın bir anne yoktu.

Durdu; sanki Baranın aklından o acemilik günleri tekrar tekrar geçsin ister gibi

İlk defa yemek yapmaya çalıştığında her şey yandı biraz, çünkü telefonla konuşmaktan ocağı unuttun. Kirli bulaşıklar yığıldı, ne senin ne de kızların umurunda olmadı. Gece Elif yeni çıkan spor ayakkabıyı almadın diye kriz geçirdi ve panikle beni aradın. Bana sorup napıcam? diye panik ettin, öylece aradın beni

Baran gözlerini kapattı. Tüm o sahneler gözünün önünden film şeridi gibi geçti: Yanmış tavada yemek, Esinin videoya aldığını görüp içinin sıkılması, Elifin odasının kapısını çarpıp hiçbir şey anlamıyorsun! diye bağırdığı an

Düzen kurmaya çalıştı; ödev yapmadan cihaza izin yok, haftada bir temizlik, harçlık sınırı Ama sonraki gün bütün kurallar gözyaşı ve ağlama içinde bozuldu; biri çok katısın diye, diğeri baba, ben babaanneye gideceğim! diye bağırdı. Tutunamadı, yine çöktü.

Bir de Zeynep meselesi vardı. Başta iyi niyetliydi, kızlara şirinlik yapıyor, parkta yürüyüşler, ufak hediyeler derken İşler ters gidince Esinin kafasına meyve suyu dökülmesi, Elifin restoranda salonu birbirine katması hemen uzaklaştı, surat düştü, Başkasının çocuğuyla uğraşamam, dedi. Ve bu sadece başlangıçtı.

Zeynep üç ay anca kaldı, Baran gözlerini kapatmış, sesi boğuklaşmıştı. Ben bu hayatı istemiyormuşum. Kolay, tasasız, çocuksuz bir hayat hayal etmiştim. dedi.

Kısa bir sessizlik, sonra zorla ekledi:

İşte o zaman anladım ki, sensiz her şey darmadağın. Kızlar beni takmıyor, ev kaos içinde, iş yerinde hep uykusuzum, sürekli bir yerlere yetişemiyorum. Kendime yeni bir hayat kuracağımı sanıyordum. Oysa sanki bir batakta kaldım her şeyin benim ilgime muhtaç olduğu, hiç dinlenemeden sürekli çözüm bulmam gereken bir batakta.

Sesinde acındırmaca, özür diler gibi bir tavır yoktu. Sadece aydınlanmış bir yorgunlukla konuşuyordu.

Ayşegül ona baktı; şefkatle ama asla acıyarak değil. İçinde ne gurur ne de aşağılamak vardı, sadece yaşanmışlığın verdiği bir huzur vardı.

Biliyor musun, en komiği ne biliyor musun? Hafifçe gülümsedi, gülüşünde ironi, serzeniş yoktu, belki biraz da kaderin küçük muzipliği vardı. Yalnız kaldığımda, ilk defa nefes alabildiğimi hissettim. Gerçekten Omzumdan bir dağ kalkmış gibi.

Sustum bir an, yeni hayatın o ilk haftalarını tekrar yaşar gibi

Yeni bir iş buldum. Artık ilköğretim öğretmeni değil, danışmanlık merkezinin kıdemli eğitim uzmanıyım. Hem program hazırlıyorum, hem başka öğretmenlere rehber oluyorum hem de güzel projelerde yer alıyorum. Ne yalan söyleyeyim, hoşuma gidiyor. Artık kendime değerli hissediyorum. Maaşım da geçmişten iyi; temel ihtiyaçlarımı karşılamakla kalmıyor, ufak tefek mutluluklara da yetiyor.

Bakışlarını apartman bahçesine gezdirdi, gri blokların arasından yeni hayatının penceresini görebiliyormuş gibi

Bu evi kiralıyorum, rahatsızlığım yok. Her şeye yetiyor: Akşam yemeğine, kıyafete, arada bir sinemaya Dilediğim zaman maniküre, hep istediğim o yeni kitaplara, ya da köşe başındaki kafede kahve içmeye Artık marketten akşam yemeği koşturmacası yok, her gün üç çeşit yemek hazırlama zorunluluğu yok. Ev işleri, artık temizlikten ve yemek yapmak zorunda olmaktan ibaret değil, kimse bunu sadece kadın yapar diyemiyor.

Sesi sakince akıyordu; ne böbürlenme vardı ne de ukalalık, sadece eskiden aşılması imkansız sandığı şeylerin ne kadar kolaylaştığını anlatıyordu.

Bir de: geceleri uyuyabiliyorum. Gerçekten. Kimse müzik açıp uykumu bölmüyor, kimse aniden gece yarısı ödev yapmaya kalkmıyor. Yaşıyorum Baran. Sade, huzurlu, kimseye bir şey ispat etmeye çalışmadan, borçluluk duygusu hissetmeden bir hayatım var.

Yüzüne baktı; ne öfke vardı, ne de keder; sadece kazandığı huzurun, yolları tükenmiş yorgun insanların olgunluğuyla

Baran susuyordu. Kafasında ne bahane, ne gerekçe, ne de alışılmış savunma kaldı. Bütün o deli gibi arzuladığı özgürlük, kolaylık, yeni aşkın hayran bakışları hepsinin ne kadar boş, aslında bir serap olduğunu ilk defa fark etti. Asıl hayat, o evdeydi meğer; burnunu kıvırdığı, şikayet ettiği bütün o ayrıntılar, gerçek sevginin taşlarıydı meğer. Ayşegülün sabah aceleyle kahve demleyişi, sofradaki tabakları gözünü kırpmadan toplaması, kızlara tatlı tatlı yol bulması Günlük sıradan sandığı şeyler, gerçek sevginin ta kendisiymiş.

Sadece çok zorlandığım için değil, sensiz yapamayacağımı anladığım için dönmeni istiyorum dedi birden. Sesi alışık olmadığı kadar sakin, ilk kez gurursuz ve savunmasız çıkıyordu Seni seviyorum Ayşegül.

Bu sözler kolay çıkmamıştı. İlk defa kendine dürüst olup ağırlığını kabullenerek konuşuyordu. Kurtarılmak için değil, yanında biri olsun diye değil; kendini ilk defa açıkça görüp kabullendiği için söylüyordu.

Ayşegül uzun uzun baktı Barana. Cevabını aceleyle vermedi. Cümlelerinin samimiyetini inceledi, içtenliğini tarttı, yeni bir çıkış kapısı mı arıyor diye düşündü.

Sonra poşetini aldı, yavaşça başını salladı:

Farkında olmana sevindim. Ama dönmeyeceğim. Ben artık başka biriyim. Sen de öyle olmalısın, Baran. Benim için değil, kendi için Kızların için değiş. Onlar dilek makinesi değil; gerçek bir babaya ihtiyaçları var.

Hiç kin, öfke duymadan net ve dingin konuştu. Karşısındakini yaralamak istemiyor, sadece açık açık konuşuyordu.

Baran yine bir şeyler söylemek, bir sürü gerekçe bulmak istedi ama o, çoktan apartmana yürüyordu.

Ayşegül! diye seslendi arkasından, ne söylemek istediğini bile bilmeden.

Ayşegül durdu, ama arkasına dönmedi.

Nafaka ödemeye devam edeceğim. Kızlarla haftada bir görüşeceksin. Hepimizi daha fazla yormamak için olması gereken bu, dedi sakince ve kapıdan içeri girip kayboldu.

Kasım soğuğu Baranın iliklerine işledi ama farkında bile değildi. Uzun süre Ayşegülün ışığı yanan perdesine bakakaldı. Kafasında onun sözleri, bir arada yaşadıkları hayatın şimdi ellerinden dökülen parçaları dönüp duruyordu. Esinin ilk yaramazlığını birlikte gülerek karşılamalarını, Elifi ilkokula beraber hazırladıkları günü, daha o zaman kurdukları hayalleri hatırladı Şimdi her şey hem ne kadar uzak hem ne kadar kıymetli

Ve o an şunu kesin olarak anladı: O kaybettiği sadece bir eş değil, aileyi ayakta tutan, hakiki sevgiyi her gün küçük davranışlarla yaşatan kadını; zamana, yorgunluğa rağmen ocağını hep sıcak tutan, asıl sevgiyi gösteren kişiyi kaybetmişti. Gerçekten onu seven, kusurlarıyla kabul eden birini kaybetmiştiBaran, titrek bir nefes alıp usulca bankın ucuna ilişti. Avuçlarındaki anahtarlığı çevirdi; Ayşegülün yıllar önce aldığı o küçük, silik taş artık ışıltısını kaybetmişti. Baktıkça, eskisi gibi bir anahtar değil, bir hatanın simgesi gibi hissetti; geçmişte kıymetini bilemediği, günbegün harcadığı tüm güzelliklerin ağır bir hatırası.

Apartman kapısından Ayşegülün penceresinde beliren ince bir siluet gözüktü. Perdelerin ardından zayıf bir ışık sızıyordu, bir evin sessiz sıcaklığı Onun yeni huzuru; sonsuza dek dışında kalacağı bir düzenin yansıması.

Zaman geçti; Baran suskun, yüzünde yanaklarını yakan bir pişmanlık, ellerinde geçmişin ağırlığı. Arka cebinden çocukların ona çizdiği eskimiş bir resmi çıkardı. Çarpık bir ev, çubuğa benzer insanlar ve uzaktan ona bakan bir figür BABAM yazılmıştı, eğri büğrü harflerle. O an tarifsiz bir özlemle birlikte anladı: Hayat, sahip olduğunu sandığı şeyleri kaybedince değil; onları geri kazanmayı umamayacak kadar geç kalınca asıl yüzünü gösteriyordu.

Kalktı, anahtarlığı cebine koydu. Yavaş, ağır adımlarla karanlıkta kayboldu. Yolunda ne eğreti bir umut, ne de yakınma vardı. Sadece içini delen bir farkındalık: Bazı kapılar, bir kez kapandığında gerçekten bir daha açılmaz. Artık çaresizce peşinden koşmak yerine, geride kalanların değerini hiç değilse bundan sonra yaşatarak anlamlandırma borcu kalır insana.

Ve Ayşegül, asma kata çıkan merdivende, cam önünde bir an nefesini tuttu. Aşağıda kimse yoktu artık. Derin bir huzurla yüzünde sade, parlak bir tebessüm belirdi. Belki de ilk kez, kendisi için attığı adımların rahatlığında, yeni başlangıçların sessiz güveninde; geçmişin pişmanlıklarını geride bırakmayı gerçekten başarmıştı.

Bazen en değerli cevap, bir daha asla başa dönemeyeceğimizi kabul edip yolumuza devam etmektir. Geçmişin enkazında değil, şimdi ve burada yeniden kurduğumuz, kimseye muhtaç olmayan kendi hayatımızda Belki de gerçek mutluluk, tam burada başlıyordu.

Rate article
Lifequest
Ne Zaman Artık Çok Geç Olur?