Dört Ay Önce Oğlumu Kucağıma Aldım; Eşim Onu Hiç Görmeden, Hamileliğimin Beşinci Ayında Kanserden Kaybettim… Ama Başka Bir “Sürpriz” Daha Beni Bekliyormuş: O Soğuk İstanbul Sabahında, Yorgun Bir Gece Vardiyasından Çıkarken Bir Bebek Ağlaması Duydum ve O An Verdiğim Karar Her Şeyi Değiştirdi… Tüm Ailemi Derinden Sarsan Bu Kararı Nasıl Aldım?

Dört ay önce oğlumu dünyaya getirdim. Eşim, oğluyla tanışmaya ömrü yetmedi; hayatını hastalığa kurban verdiğimde hamileliğimin beşinci ayındaydım. Fakat başıma gelecek bir sürprizden o zaman hiçbir haberim yoktu… Ve ben bir karar verdim…

Bir sabah, soğuk ve buz gibi bir İstanbul gününde gece vardiyasından çıkıp evime dönerken bir anda ağlama sesi duydum. Ne bir kedi miyavlaması ne de köpek havlaması Ağlayan, bir bebekti.

O sabah hayatım değişti. Sadece eve dönüyordum; yorgunluğun gözlerimi yaktığı, titreyen adımlarımda teselli aradığım bir günde, beklenmedik bir hıçkırık aniden beni olduğum yerde çiviledi. O andan sonra, o çocuğun kaderi benimkine düğümlendi.

Dört ay önce anneliği tattım. Oğluma, babasının adını verdim; fakat eşim, onu hiç göremeden kansere yenik düştü. En büyük hayali baba olmaktı; ne var ki, oğlunu kucağına alamadı.

Genç bir anne olarak omuzlarımda tarifsiz bir yük vardı. Hem dul kalmak hem de maddi imkânsızlık içinde evladımı büyütmeye çalışmak, gecenin karanlığında bir dağa tırmanmak gibiydi. Hayatım, bitmek bilmeyen gece beslenmeleri, alt değiştirmeler ve gözyaşları döngüsüne dönüştü.

Hayatta kalmak için şehrin merkezindeki finans şirketlerinden birinin ofislerini sabah ezanından önce temizlemeye başladım. Haftanın dört günü çalışıyordum; kazancım anca kira ve bebek bezi masraflarını karşılıyordu. Oğluma, kayınvalidem Şehriban bakıyordu; onsuz baş edemezdim.

O gün işimi bitirip, sokak lambalarının altında gölge gibi yürürken tekrar o sesi duydum: Sessizliğe inat, titrek ama kararlı bir ağlayış…

Bir süre durup etrafı dinledim. Ağlama tekrar yükseldi, ben de sese doğru yürüdümbir otobüs durağına kadar. Kırık dökük bankta bir kıpırtı vardı.

İlk başta bir çöp yığını sandım ama yaklaşınca tüm vücudum buz kesti: Bir bebek! Minik yüzü ağlamaktan kıpkırmızı olmuş, dudakları soğuktan titriyordu. Etrafa panikle bakındım; ne bebek arabası ne de bir yetişkin vardı.

Dizlerimin bağı çözüldü, ellerim titreyerek çömeldim. Kucağıma aldım, üşümüş bedenini göğsüme bastırdım, sadece ısınsın istedim, başka hiçbir şey düşünemedim.

Atkımı başına sarıp hızla eve koştum. Ellerim uyuşmuştu ama onun ağlaması kısık bir mırıltıya dönmüştü.

Mutfakta Şehriban, beni görünce elindekileri yere düşürdü.

Elif, bu da ne?…

Bir bebek buldum… Bankta yalnızdı, donmak üzereydi. Bırakamadım. Getirdim, diyebildim nefes nefese.

Şehribanın yüzü bembeyaz kesildi, telaşla fısıldadı: Çabuk onu doyur.

Şehribanın sözünü dinledim. Vücudum yorgunluktan bitap olsa da, tanımadığım bu ufaklığı beslerken içimde bir şeyler kırıldı, gözyaşlarım aktı. Usulca fısıldadım: Artık güvendesin…

Yanıma oturdu, elimi tuttu: Çok güzel bir bebek, ama polisi çağırmamız lazım.

Karar vermek çok zordu, onu kaybetme düşüncesiyle ürperdim. Ama başka çare yoktu. 155i titreyen ellerimle aradım; kısa süre sonra iki polis, küçük Kadıköy evimizdeydi.

Lütfen ona iyi bakın, dedim, içimdeki boşluğu gizleyemeden. Kucakta olmayı çok seviyor

Polisler gittikten sonra salonu ağır bir sessizlik sardı.

Tüm günü yarı uyur geçirdim. O kimsesiz bebeğin sesi kulaklarımda çınladı durdu. Akşam oğlumu yatırırken telefonum çaldı.

Alo? diye fısıldadım.

Elif mi? Gür, yabancı bir ses…

Evet.

Bugün bulduğunuz bebek için arıyorum. Sizinle görüşmemiz gerekiyor. Saat 16.00da, iş yerine gelin, dedi.

Adres, haftalardır temizlik için girdiğim büyük plazanın ta kendisiydi.

Kim arıyor? diye sordum, yüreğim pır pır atarken.

Gelin, sizi bekleyeceğim. Ve kapattı.

Saat dörtte dev binanın lobisindeydim. Görevliler beni en üst kata çıkardı. Karşıma ağarmış saçlı, görkemli bir adam çıktı; dev masanın gerisindeydi, sesinde titrek bir acı vardı:

Oturun lütfen, dedi.

Oturmamla anlatmasına bir oldu: Dün bulduğunuz bebek… Benim torunum.

Duyduklarıma inanamadım: Sizin… torununuz mu? diye fısıldadım.

Başını öne eğdi: Oğlum, yeni doğan bebeğiyle birlikte eşini terk etti. Yalvarmamıza rağmen gelinimiz bize sırt çevirdi; telefonlara çıkmadı. Dün gece bir not bırakmış: Artık dayanamıyorum demiş…

Dilimi yuttum: Peki… onu bankta mı bıraktı?

Başını salladı. Evet. Eğer o sabah oradan geçmeseydiniz… şimdi hayatta olmayabilirdi.

Sonra birden dizlerinin üstüne yere çöktü: Torunumu kurtardınız. Size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum, ailemi bana geri verdiniz.

Gözyaşlarım süzüldü: Ben herkesin yapmasını beklediğim şeyi yaptım sadece.

Kafasını salladı: Hayır. Herkes öyle olmaz. Çoğu insan sessizce yürüyüp geçerdi.

Biraz mahcup oldum: Ben… bu binada temizlikçi olarak çalışıyorum zaten…

İçini çekti: O yüzden iki kat minnettarım. Size ihtiyaç duyulacak yer burada süpürgeyle dolaşmak değil. Siz, insanı kalpten anlıyorsunuz.

Ne kastettiğini yıllar geçmeden anlamayacaktım.

O günden sonra her şey değişti. Şirketin insan kaynakları departmanı bana ulaşarak yeni bir pozisyon teklif etti. Genel müdür, bizzat eğitim almamı istedi.

Şaka yapmıyorum, dedi. Hayatı hem birinci kattan, hem de ruhunuzun derinliğinden gördünüz. Sizin ve oğlunuzun daha iyi bir hayatı hak ettiğine inanıyorum.

Önce utancımdan kabul etmek istemedim ama Şehriban yumuşakça kulağıma fısıldadı: Bazen Allah göndereceği yardımı beklemediğimiz kapıdan yollar. Geri çevirme kızım.

Kabul ettim.

Aylar zorlu geçti. Bir yandan oğluma bakıyor, bir yandan yarı zamanlı ofiste çalışıyordum; geceleri ise çevrim içi eğitimlerle insan kaynakları sertifikası almak için çabalıyordum. Ama her oğlum güldüğünde, o bankta bulduğum bebek gözümde canlandıkça devam ettim.

Sonunda sertifikamı alınca hayatım bambaşka oldu. Şirketin destek programı sayesinde Bağdat Caddesinde ferah bir eve geçtim.

En güzel yanı mı? Artık oğlumu her sabah kendi hayalimde kurduğum yeni bir aile ortamına bırakabiliyordum. Genel müdürün torunu da oradaydı; birlikte oynayıp, neşeyle gülüşüyorlardı.

Bir gün, camın ardından onları izlerken genel müdür yanıma geldi: Sen torunumu bana geri verdin ama asıl unuttuğum umudu bana tekrar kazandırdın.

Gülümseyerek cevap verdim: Siz de bana ikinci bir şans sundunuz.

Bazen geceleri hâlâ o kaybolmuş bebeğin sesini rüyamda duyarım ama sabah o iki çocuğun gülüşünü, ilk ışıkta gözlerindeki umudu hatırlarım. O gün bankda bir anlık merhametle, sadece bir bebeği değil; kendi ruhumu da kurtardım…

Rate article
Lifequest
Dört Ay Önce Oğlumu Kucağıma Aldım; Eşim Onu Hiç Görmeden, Hamileliğimin Beşinci Ayında Kanserden Kaybettim… Ama Başka Bir “Sürpriz” Daha Beni Bekliyormuş: O Soğuk İstanbul Sabahında, Yorgun Bir Gece Vardiyasından Çıkarken Bir Bebek Ağlaması Duydum ve O An Verdiğim Karar Her Şeyi Değiştirdi… Tüm Ailemi Derinden Sarsan Bu Kararı Nasıl Aldım?